Commodore sayı 4, sayfa 31
Sayfanın metni

Sayfa 31

vr

o >

Astroloji ve Analojik Düşünce

Bugün çoğumuz için ““benzerlik” farkına varılması hoş bir şey de olsa, pek öyle uzun boylu üzerinde düşündüğümüz bir şey değildir. Ama büyüklerimizin, babaannelerimizin falan zaman zaman ettiği bir laftır.

Birini bahtı kara bir başkasına, özellikle de ünlü birine, ne bileyim ben, Adnan Menderes'e ya da Deniz Gezmiş'e benzettiğimiz zaman, büyüklerimiz tahtaya vurup ““Allah istikbalini -ya da kaderini- benzetmesin”” der. İşte böyle bir sözde analojik düşüncenin izlerini görmek mümkün. Analojik düşünce, biçimleri benzer olan şeylerin, bu yüzden davranışlarının, geleceklerinin, hattâ karakter ve kaderlerinin bile benzer olmasını bekler. Çünkü, analojik düşünce için benzerlik hiçbir zaman ““sadece benzerlik”ten ibaret değildir. Birbirine benzer olan şeyler arasında derin bir duygudaşlık, bir sempati vardır. Nesneler birbirlerini, birinden diğerine bir enerji aktarıldığı için değil, aralarındaki sempatiden ötürü etkilerler. Sayısal düşünce için “enerjinin sakınımı kanunu” neyse, analojik düşünce için de ““evrensel sempati”” de odur. Tababetten bir örnek verelim: Rönesans tabipleri cevizin baş ağrısına iyi geleceğine inanırlardı. Çünkü cevizin üzerindeki kıvrımlar beynin üzerindekilere benzer; demek ki, cevizle beyin arasında bir sempati vardır. Beynin işleyişinde bir kusur olduğunda, onu normal işleyişine geri çağırmak için, onun normal biçimine benzeyen, onunla arasında bir sempati bulunan bir nesne (ceviz) kullanmak gerekir. Şimdi artık astrolojiye geri dönebiliriz: Astroloji burçlarla insan kişiliği ve kaderi arasındaki ilişkiyi yıldızların insana “yolladığı” bir etki şeklinde düşünmez. Belli bir burç altında doğan insanın, bir anlamda o burca benzediği, onunla arasında bir sempati olduğu düşünülür. Kişiliğinin o burcun özelliklerini yansıtması, hayatının o burcun devinimlerinden etkilenmesi bu yüzdendir. Astrolojik düşünce insanın dünyayla akrabalığını henüz yitirmemiş olduğu çağlara ait bir düşüncedir; insanların tabiata derin bir duygudaşlık bağıyla bağlı olduğu çağlara... Bu çağlarda insanlar taşlara, otlara, çiçeklere, yıldızlara, onlar da kendi kişiliklerinin, kendi kaderlerinin izlerini gördükleri için bakarlardı. Bu yüzden de, merak etmek demek, merak edilen şeyi analiz etmek, en küçük birimlerine indirgemek değil, onunla hasbıhal etmek, söyleşmek demekti. Oysa bizim için dünya artık bir aletler dünyasına dönüşüyor; bize cevap vermeyen, yalnızca kullanabileceğimiz bir eşyalar bütünü. Dolayısıyla giderek sevilmesi güçleşiyor dünyanın. İşte astrolojik düşünceyi anlamanın, dünyanın, tabiatın başka türlü de görülebileceğini hatırlamakla ilgili bir yararı olabilir. Bizim dünyaya bakışımız bizi güçlü kılıyor. Astroloji belki bir güçsüzlüğün ifadesi; ama başka bir erdeme, bizim unuttuğumuz bir erdeme sahip - dünyaya yakın olmak, ona sevgiyle bağlanmak. Böyle bir kültürü anlamak, onu ciddiye almak, belki bizi kendimiz hakkında biraz daha alçakgönüllü olmaya yönelteceği için de önemli.

SAMET KUMAŞ

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.