Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 30
COMPU-TOBİ
Geçtiğimiz sayıda bilgisayarla ilgilenenler arasında, aynı zamanda astrolojiyle -ve diğer falcılık türleriyle- ilgilenenlerin hatırı sayılır bir yekûn tuttuğunu söylemiş ve aradaki ilişkinin arızi olmadığını iddia etmiştik. Sıradan bir kullanıcı için bilgisayar dili tılsımlı bir değnek gibidir; astroloji ve genel olarak falcılık ve büyü ise dilin tılsımlı bir gücü olduğu inancına dayanır.
Ancak her iki dilden anladıkları birbirlerine neredeyse taban taban zıttır. Bu sayıda da gelin biraz bu fark üzerinde duralım.
Bilgisayar ve Astroloji II
Bilim, Bilgisayar ve Sayısal Düşünce
Genellikle, astrolojiyle gırgır geçmek istediğimiz zaman şu tür şeyler söyler ya da sorarız: “Amma da saçma ha!” “Nasıl olur da gökyüzünde kendi halinde duran yıldızlar, kişiliğimizi, başımıza gelecekleri etkilerler? Birtakım görünmez, keşfedilmez ışınlar mı yolluyorlar ki bu gezegenlere?!” Kuşkusuz böyle gırgır geçmek mümkün astrolojiyle; büyük bir ihtimalle de haklı böylesi bir alay. Ama buradan hareket ettiğimizde, Batlamyus (Ptolemaios) gibi, Kepler gibi, Newton gibi geçmiş çağların büyük düşünürlerinin nasıl olup da böylesi saçma hurafelere inanabildiği anlaşılmaz oluyor. Çünkü, astrolojinin temelinde yatan mantık kavranmamış oluyor. Hemen ““astrolojinin”” de bir mantığı olur muymuş?!” demeyin. Her insani faaliyetin olduğu gibi, astrolojinin de kendine özgü bir iç tutarlılığı, bir mantığı vardır. Ama bu mantığı gözden geçirmeye başlamadan önce, her gün, neredeyse ister istemez gazetenin burç köşesini okuduğumuz halde, neden astrolojinin mantığını kavramakta bu kadar güçlük çekiyoruz? Astrolojiye inananlar bile neden neye inandıklarını açıklamakta güçlük çekiyorlar, biraz onun üzerinde duralım: Sayısal (digital) bilgisayarlar için, bilimsel düşüncenin en mükemmel ürünlerinden biri, diyoruz. Ama, sözgelimi aya giden füzeler de bilimsel düşüncenin ürünüdür; üstelik onlar da kendince mükemmeldir. Ama sayısal bilgisayarlarla, bilimsel düşünce arasında (füzeler gibi) herhangi bir teknoloji ilişki bilimsel düşünce arasında olduğundan daha yakın bir düşünce vardır. Neden mi? Sayısal düşünce, bilimsel düşüncenin ta kendisidir de ondan. Ne kastediyoruz sayısal düşünceyle? En kaba tarifiyle her şeyi sayılara vuran, sayılarla düşünen bir düşünceyi kastediyoruz. Ama biraz daha inceltmeye çalışalım bu kaba tarifi: Bunun için de sayı kavramı üzerinde biraz düşünmemiz lazım. Sayı kavramı sadece ölçmek biçmekle ilgili bir şey değildir. Sayılar alabildiğine niteliksiz şeylerdir. Sayı demek sadece ve sadece bir birim demektir. Bunun için sayılarla düşünmek demek, hakkında düşündüğümüz nesne ya da konuyu en küçük birimlerine indirgemek demektir. Bu yüzden, hakkında düşüneceğimiz konunun türdeş nesnelerden oluşması gerekir.
VA
(
&
A GA
Bu yüzden, örneğin okullarda denklemlerini okuduğumuz Pythagoras, büyük bir matematikçi olmasına karşın, sayılarla, sayısal olarak düşünmez. Çünkü sayıları birtakım nitelikleri olan varlıklar olarak düşünür: 2 erkektir, 3 dişi, 4 ise kutsal; dolayısıyla Pythagoras için matematik yapmak demek; bir nesneyi ya da konuyu en küçük birimlerine indirgemek demek değil; hakkında düşündüğü nesne ya da konuyu, sayıların sözünü ettiğimiz nitelikleriyle, ilişkilendirmektir. Örneğin: evliliğin sayısı tabiatıyla 5'tir, çünkü 5 erkek olan 2 ile dişi olan 3'ün birleşmesidir. Ama biz şu ünlü lafla yetiştik: ““Elmalarla armutları toplayamazsın!””. Elmalarla armutlar söz konusu olduğunda sorun yok, bilmem kaç birim meyveden söz edebiliriz. Ama sayısal düşünceyi genelleştirmek, onu bütün evren hakkında bir bilimsel düşünceye dönüştürmek istiyorsak, o zaman nitelikleri ne olursa olsun her şeyi indirgeyebileceğimiz niteliksiz birimlere ihtiyacımız var demektir. İşte önce “atom” kavramı, sonra da “enerji” kavramı, tam da bu ihtiyacı karşılayan kavramlardır. Artık sayısal bilgisayarlarla, bilimsel düşünce arasındaki ilişkiyi ifade edebiliriz. Nasıl bilimsel düşünce, evreni açıklayabilmek için, onu niteliksiz enerji birimlerine indirgiyorsa, bilgisayar da bütün bilgileri, içerikleri ne olursa olsun, bir elektrik sinyalinin varlığına ya da yokluğuna indirger. Bu anlamda bilgisayar, bilimsel düşüncenin bir ürünü olmaktan ibaret değildir; aynı zamanda bilimsel düşüncenin maddeleşmiş, vücut kazanmış şekli olan bir makinadır. Ama bizim konumuz bilgisayar ve astroloji. Daha da doğrusu, bilgisayarın temelinde yatan sayısal düşünce ile astrolojinin ilişkisi. Sayısal düşüncenin yıldızların insan kişiliği ve kaderi üzerindeki etkisini kavrayabilmesi için, yıldızlardan kaynaklanan ve türdeş bir enerji aracılığıyla insana iletilen bir etkinin varlığını saptayabilmesi gerekir. Ama astroloji ya da daha doğrusu astrolojinin temelinde yatan analojik düşünce, yıldızların insan kişiliği ve kaderi üzerindeki etkisini böyle düşünmez ki.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 31
vr
o >
Astroloji ve Analojik Düşünce
Bugün çoğumuz için ““benzerlik” farkına varılması hoş bir şey de olsa, pek öyle uzun boylu üzerinde düşündüğümüz bir şey değildir. Ama büyüklerimizin, babaannelerimizin falan zaman zaman ettiği bir laftır.
Birini bahtı kara bir başkasına, özellikle de ünlü birine, ne bileyim ben, Adnan Menderes'e ya da Deniz Gezmiş'e benzettiğimiz zaman, büyüklerimiz tahtaya vurup ““Allah istikbalini -ya da kaderini- benzetmesin”” der. İşte böyle bir sözde analojik düşüncenin izlerini görmek mümkün. Analojik düşünce, biçimleri benzer olan şeylerin, bu yüzden davranışlarının, geleceklerinin, hattâ karakter ve kaderlerinin bile benzer olmasını bekler. Çünkü, analojik düşünce için benzerlik hiçbir zaman ““sadece benzerlik”ten ibaret değildir. Birbirine benzer olan şeyler arasında derin bir duygudaşlık, bir sempati vardır. Nesneler birbirlerini, birinden diğerine bir enerji aktarıldığı için değil, aralarındaki sempatiden ötürü etkilerler. Sayısal düşünce için “enerjinin sakınımı kanunu” neyse, analojik düşünce için de ““evrensel sempati”” de odur. Tababetten bir örnek verelim: Rönesans tabipleri cevizin baş ağrısına iyi geleceğine inanırlardı. Çünkü cevizin üzerindeki kıvrımlar beynin üzerindekilere benzer; demek ki, cevizle beyin arasında bir sempati vardır. Beynin işleyişinde bir kusur olduğunda, onu normal işleyişine geri çağırmak için, onun normal biçimine benzeyen, onunla arasında bir sempati bulunan bir nesne (ceviz) kullanmak gerekir. Şimdi artık astrolojiye geri dönebiliriz: Astroloji burçlarla insan kişiliği ve kaderi arasındaki ilişkiyi yıldızların insana “yolladığı” bir etki şeklinde düşünmez. Belli bir burç altında doğan insanın, bir anlamda o burca benzediği, onunla arasında bir sempati olduğu düşünülür. Kişiliğinin o burcun özelliklerini yansıtması, hayatının o burcun devinimlerinden etkilenmesi bu yüzdendir. Astrolojik düşünce insanın dünyayla akrabalığını henüz yitirmemiş olduğu çağlara ait bir düşüncedir; insanların tabiata derin bir duygudaşlık bağıyla bağlı olduğu çağlara... Bu çağlarda insanlar taşlara, otlara, çiçeklere, yıldızlara, onlar da kendi kişiliklerinin, kendi kaderlerinin izlerini gördükleri için bakarlardı. Bu yüzden de, merak etmek demek, merak edilen şeyi analiz etmek, en küçük birimlerine indirgemek değil, onunla hasbıhal etmek, söyleşmek demekti. Oysa bizim için dünya artık bir aletler dünyasına dönüşüyor; bize cevap vermeyen, yalnızca kullanabileceğimiz bir eşyalar bütünü. Dolayısıyla giderek sevilmesi güçleşiyor dünyanın. İşte astrolojik düşünceyi anlamanın, dünyanın, tabiatın başka türlü de görülebileceğini hatırlamakla ilgili bir yararı olabilir. Bizim dünyaya bakışımız bizi güçlü kılıyor. Astroloji belki bir güçsüzlüğün ifadesi; ama başka bir erdeme, bizim unuttuğumuz bir erdeme sahip - dünyaya yakın olmak, ona sevgiyle bağlanmak. Böyle bir kültürü anlamak, onu ciddiye almak, belki bizi kendimiz hakkında biraz daha alçakgönüllü olmaya yönelteceği için de önemli.
SAMET KUMAŞ