Elektronik Makamlar
Osman İşmen bildiğimiz kadarıyla hem Commodore 64'ün hem Wersiboard'ın olanaklarından profesyonel olarak yararlanan ilk müzisyen. Kim mi Osman İşmen? İsmini bilmeseler de okurlarımızın çoğunun onu tanıdığına, eserlerini defalarca dinlediğine eminiz. Osman İşmen bir aranjör. İşittiğimiz müziğin oluşmasında merkezi bir rolü olduğu halde, adı o kadar sık anılmayan insanlardan biri. Nükhet Duru'dan Zeki Müren'in ALO kampanyasına, Erol Evgin'den Ferdi Özbeğen'e ve hatta iki yıl öncesine kadar televizyonda hava durumunun sinyal müziği olarak dinlediğimiz Disko Kâtibim'e kadar sayısız eser onun imzasını taşıyor. Bu yüzden kendisine bu aranjörlüğün ne demek olduğu hakkında bir soru sorarak başlıyoruz
İskender SAVAŞIR söyleşimize:
Şu aranjörlük işi nedir Osman Bey?
Sık sık duyuyoruz ama mesela ben hiç bilmiyorum, ne yapar bir aranjör?
Ah öyle bir soru sordunuz ki. Vallahi benim yakın çevremde bulunanlar bile, benim ne iş yaptığımı anlayamamışlardır. Yani sorunuzda çok haklısınız. Kısaca şöyle izah edeyim. Aranjörlük size tek bir çizgi halinde gelen beste üzerine bir orkestra yazmaktır. Şimdi bu şu demek: Besteci besteyi yaptığı zaman bu tek sesli bir melodidir. Bu tek sesli melodiyi ancak şarkıcı söyler. Yani bestecinin yazdığı melodi ancak şarkıcının söylediği melodidir. Fakat plağı koyduğunuz zaman arkada kemanlar duyuyorsunuz, davul duyuyorsunuz, hatta trompetler, trombonlar duyuyorsunuz. Fakat bunları özel bir dikkatle dinlemiyorsunuz. Şimdi ne yapıyor bir aranjör? Bestecinin yazdığı melodi için birtakım kontr-melodiler yaratarak arkada büyük bir fon oluşturuyor. Yani müzik kısmı oluşturuluyor işin. Bizim yazdıklarımız, bestecinin yazdığı melodiler dışındaki bütün melodilerdir. Bunlara kontrpuan diyoruz, altyapısı oluyor müziğin. Çokseslendiriyoruz bazen müziği, mesela ne bileyim piyano dokuz sesli bir akor basıyor. Bütün armoniler hazırlanıyor. Ritimler çıkıyor ortaya. Demek ki koskoca bir orkestranın çalabileceği bir iş yapmış oluyorsunuz. Bunu yapan da aranjör.
Peki siz kendiniz nasıl girdiniz bu işe?
Ben altı yaşında piyano öğrenmeye başladım, klasik piyano. 12 yıl klasik piyano çalıştık. Yani bayağı iyi klasik piyano çalarım. Daha sonra hem tahsil hayatı hem yaşım biraz olgunlaşınca klasik müziğin ticari yönünün fazla olmadığını anladım. Para kazanılacak bir tür olmadığı kanaatine vardım. Tabii bir de gençlik yılları, pop müziğine doğru bir kayış başladı. O zaman biliyorsunuz pop çok yaygındı, ortalık çok canlıydı. Aranjörlüğe gelince; aranjörlüğü tamamen kendi çabamla, kendi araştırmalarımla geliştirdim. Birtakım yabancı yayınlar takip ettim, şudur budur. Çünkü
Türkiye'de aranjörler için bir okul yoktur. Duyduğumuz hiçbir aranjör, Timur Selçuk dışında -Timur Selçuk bu işin eğitimini Avrupa'da yapmıştır- bir okulda okuyup da aranjman tahsili almamıştır. Hepsi müziğe farklı şekillerde başlamıştır, kimi klasikle, kimi popla, kimi folklorla ve aranjörlüğü kendi çabasıyla geliştirmiştir. Bu da hakikaten maalesef denecek bir konu, yok bu işin eğitimi. Avrupa'da bu konuda hizmet veren bir sürü okul var. İsterseniz asıl konumuza girelim. Neden elektronik? Klasik müzik, pop müziği derken bu elektronik merakı nereden doğdu? Klasik müzik... Eskiden müzisyenlik konservatuvara gitmek demekti. Müzisyen konservatuvara giderdi, keman çalmasını öğrenirdi, piyano çalmasını öğrenirdi, bir şey öğrenirdi ve onu çalardı. Şimdi artık müzisyenlik ikinci planda kaldı. Biliyorsunuz özellikle Japonlar dünyada bu elektronik sanayiini öyle bir geliştirdiler ki, bu sanayii müziğe yansıdı. Yine bunun geçmişi çok eski değil, aşağı yukarı beş sene... Yani muazzam bir şekilde gelişmesi beş sene. Yani bugün elimize herhangi bir alet verin. Bakın bende Yamaha'nın bir aleti var, DX 7 diye bir alet. Bugün bütün dünyada 20. yüzyılın klavye aleti diye kabul edilen bir alet bu. Bu aslında bir synthesizer, fakat bir bilgisayar ve çok değişik bir bilgisayar. 32 tane algoritmayla çalışan bir synthesizer. Ve bir kompüterle neler yapılabiliyorsa, aynı şeyleri yapabiliyorsunuz. Oturuyorsunuz önünde konuşuyorsunuz, programı veriyorsunuz, yanlış olduğu zaman alet sizi ikaz ediyor. Ve dünyadaki bütün enstrümanların reel seslerini çıkarmak mümkün oluyor. İnsan sesi dahil olmak üzere. Mesela bir basıyorsunuz alete, 40 kişilik erkek korosu çıkıyor. Veya bir arp veya bir klarnet, bir keman yani aklınıza ne geliyorsa. Olay artık şimdi buraya geldi. Onun için müzisyenlerin bugün için artık teknolojiyi takip etmeleri açısından bilhassa elektronikle veya hiç değilse bilgisayarla uğraşmaları lazım. Şimdi daha önceden bir plakta -stüdyo çalışmalarında oluyor tabii bütün bunlar- 25 kişinin bitirebileceği bir işi bugün için biz dört kişiyle bitirebiliyoruz. Biraz önce saydığım bu kompüterize edilmiş aletlerle. Eskiden bir baterist gelir çalardı. Şimdi aynı bu bateri sesini veren ve programlanabilir bir makine, stüdyoda bir davulcunun vereceği performansı verebilir. Şimdi bunun üzerine basıydı, piyanosuydu, kemanıydı, zırıltısıydı eklediniz mi, bir bakıyorsunuz iki kişiyle bir plak bitmiş. Yani olaylar bu hale geldi. Bu aletlerle ilgili olarak benim kafamda şöyle bir soru var. Alaturka belli bir zaman önce, belli sazlar ve belli söyleyiş tarzları düşünülerek bestelenmiş bir müzik şimdi bu aletler çok farklı, tamamen başka bir ilkeye göre çalınan aletler. Bir uyuşmazlık ya da aykırılık olmuyor mu, bu müziği, onun için düşünülmüş aletlerden tamamen başka bir ilkeye göre çalışan aletlerle çalmak. Bakın şimdi alaturkacılarda çağdaş bir anlayış başladı. Daha önce sadece alaturka müziğe özgü sazlar kullanılırken, bugün alaturka müzikte de Batı'daki bütün aletler kullanılıyor. Bunlar nedir? Bir bateridir, klavyeli çalgılardır, örneğin bir piyanodur, gitardır, bas gitardır ve hatta trompettir, trombondur. Bunların hepsi kullanılıyor. Yani artık böyle geniş bir görüş açısından bakıyor alaturkacılar da. Onun için halkın kulağı bu aletlere çok alıştı. Duyuyorsunuz bütün bunları alaturkada. Ama mesela radyoda çalınan alaturkada değil. Radyodaki alaturka her zaman için kendi otantik yapısını muhafaza eder. Kurumun vazifesi zaten o müziği korumaktır. Ama bu müzik radyodan çıktığı andan itibaren daha popüler bir boyuta ulaşıyor. Daha halkın seviyesine iniyor. Ve yeni arayışlar tabii var. Her zaman için arayışlar var. Bugün mesela bir arabesk dediğimiz müzikte de vardır bu elektronik sazlar; folklorda kullanılır elektronik sazlar, elektronik baslar kullanılır, elektronik davullar kullanılır, neler kullanılmıyor. Ama benim bildiğim kadarıyla bu synthesizerlar elektronik gitarlardan oldukça farklı. Benim anladığım kadarıyla, bir elektronik gitarın bile alaturka aletlere bir benzerliği var, bir el hüneri, bir maharet gerektiriyor. Bildiğim kadarıyla bunlar maharet falan gerektirmiyor. Yok maharet falan gerektirmiyor. Burada bütün gereken makineyi iyi güzelce programlayabilmek. Aslında bu yüzden tamamen farklı ama buna kulaklar alıştı. Bir de Batı sazları alaturka müzikte kullanılır derken bir noktayı belirtmemde yarar var. Bunlar sadece müzikteki normal melodik akışlara refakat eden bir olay. Yani bir alt-ses dediğimiz olay. Çeşitli makamların öyle özellikleri var ki, Batı sazlarıyla solo olarak bunların seslerini kesinlikle veremezsiniz. Ama bu aletle müzik programladığım zaman mesela bir kanunun alaturka müziğindeki fonksiyonu neyse, ben aynen bu aletle yeniden yaratabileceğim ve yaratıyorum. Bu konuyu ben de sık sık merak ederim. Alaturkada örneğin piyano kullanılıyor. Bu nasıl mümkün oluyor? Ancak belirli makamlarda kullanılıyor. Biliyorsunuz alaturka, bir makamlar sistemidir. Alaturkada makamlar iki türlü. Öyle bazı makamlar vardır ki, o makamda bir parçayı hiçbir Batı enstrümanı solo olarak çalamaz. Mesela bir Hicaz makamı, bir Karciğar makamı ya da bir Uşşak makamı. Bir Uşşak makamını hiçbir şekilde piyanoyla çalamazsınız. Ama mesela bir Nihavend makamı vardır ki, bu Batı müziğindeki minör dizinin tam karşılığıdır. Bunu rahatlıkla bir piyano çalabilir. Böyle vardır daha üç beş makam. Rast makamı örneğin, ama sınırlıdır bu makamlar. Piyano yalnız bu makamlarda mı kullanılıyordu? Yok öteki makamlarda da kullanılıyordu. Mesela o notaya gelince basılmıyordu. Yani iş kaytarılıyordu. Resmen kaytarılıyordu. Ama bilimsel olarak o makamı çalmalarına imkân yok. Çünkü piyano dediğinizde, bir akortçu gelir, normal piyano akordunu çeker ona. Nasıl akort edilmişse o sesleri duyarsınız. O halde Arap müziğinde falan hiç kullanılmıyordu piyano. Tabii Araplar zengin millet. Avrupa'daki birtakım müzik aletleri firmalarına sipariş verip, özel olarak akort edilebilen piyanolar, orglar ısmarlıyorlardı. Yani fabrikaya sipariş veriyorlardı, diyorlardı ki “Mi sesini ben iki koma pes istiyorum.” Ya da özel olarak kendilerinin akort edebileceği aletler istiyorlardı. Adamlarda para çok nasılsa. Ama işte benim de Commodore ve Wersiboard'la yaptığım tam da bu. İstediğim her notanın değerini yarım ses ya da hatta daha az, bir iki koma, tizleştirip pesleştirerek istediğim her makamı elde edebiliyorum. Peki bir de doğrudan doğruya bu aletler için düşünülmüş müzik fikrine ne dediğinizi sorayım. Şimdiye kadar konuştuklarımız başka aletler için düşünülmüş müziği taklit etmek üzerine idi. Kompüter için bestelenmiş müziği mi kastediyorsunuz? Evet.
Buna bağlı olarak bir şey henüz gelişmedi. Bugün imkânlar -ortam olarak- buna elvermiyor. Bugün ne aletler varsa biz onları uyarlamaya çalışıyoruz. Özellikle bunlar için müziği kimsenin düşündüğü yok. Elektronik müziğe girmek lazım o zaman. Elektronik müzik dediğiniz zaman da çok değişiyor konu, bayağı başka boyutlara ulaşıyor. Belki de bir beş on sene sonra çağdaş birtakım besteciler çıkacaklar ve sırf elektronik aletler için alaturka bir müzik yaratacaklardır. Bu olmayacak hiçbir şey değil. Batı'da bunun büyük çalışmaları var. Adam evine bir stüdyo kurmuş, giriyor oraya tekbaşına ve elektronik müzik üretiyor. Yeni değil ayrıca bu, onbeş senelik hikayedir. Bir Bülent Arel vardır mesela Amerika'da, adam dünya çapında bir elektronik müzikçiydi, bir İlhan Mimaroğlu. Ama tabii bunlar klasik tarzda. Klasik olarak işi ele alıp, bunu elektronik soundla birleştirip kendilerine özgü bir müzik çıkarmış insanlar. Daha Türkiye'ye bu aletlerin gelmesi çok yeni olduğu için, yeni diyorum, bir aletin piyasaya iki senedir girmiş olması, bütün olanakların, o aletle ilgili bütün fikirlerin denenmesi için kafi değil. Aradan bir zaman geçecek, herkes alışacak, o aletten daha fazla bir randıman alma fikri doğacak insan beyninde, o zaman birtakım arayışlara girebilir insanlar. İlhan Mimaroğlu'yla Bülent Arel'i andınız. Onlar belli bir klasik gelenek içinden yetişme besteciler. Bir Türk müziği geleneğinden gelme bir insanın, bundan beş on yıl sonra elektronik müzik yapmaya başladığı zaman elde edeceği sonuçların farklı olacağını mı düşünüyorsunuz? Farklı olacağını düşünüyorum. Çok çağdaş bir müzik çıkacak ortaya. Şu anda ne olacağını bilemiyorum. Elimizde bir örnek yok.
Ortada bir materyal olmadıkça bir görüş belirtmek imkânsız. Ama çok güzel bir şey olacağına eminim. Çünkü her şey çağdaşlaştığına göre müzikte de bir çağdaşlık olacaktır. Bundan beş sene önce veyahut da yirmi sene önce Türk müziğine Türk enstrümanlarının dışında herhangi bir alet gireceği söylense gülerdi sadece insanlar. En basiti bu. Ama tabii el becerisi, maharet gerektirmeme konusunda bir de şu var: Bugün yirmi tane piyanisti koyun normal bir kuyruklu piyanonun başına, yirmisinden de farklı ses, farklı bir ton çıkar. Çünkü tuşe denen bir olay vardır. Herkes kendi ruhunu darplarla piyanoya aktarır ve başka ses çıkar. Halbuki synthesizer'ın tuşuna siz de basın, ben de basayım aynı ses çıkar. Çalmayı bileceksiniz, hepsi o kadar, yani yorum getiremiyorsunuz. Yorum olayı yok bu elektronik aletlerde, duygu olayı azalıyor. Tabii bu da çalınacak müzik türüne bağlı. Herhangi bir elektronik klavyeyle Chopin çalmaya kalkışırsanız komik olur. Ama disko müziği çaldığınız zaman, tamam. Orada yerini bulur alet.
Duygunun azalması, yorum imkânının kıtlığı, herhalde bu aletlerin olumsuz yanları. Tabii evet olumsuz yanları. Ama beni bu aletlerde ilgilendiren bir başka yan da, müzik kültürünün yaygınlaşmasına katkıları. İnsan böylelikle herhangi bir müzik aletini çalmak için bin yıl çalışmak zorunda kalmadan müzik bilgisi, bayağı da teknik bir müzik bilgisi edinebilir gibi geliyor bana. O konuda imkânları siz nasıl görüyorsunuz? Vallahi imkânları çok geniş görüyorum. Şimdi birtakım hazır programlar var, ilanlarını görüyoruz, reklamlarını görüyoruz. Bu programları ufak bir çocuk bile alıp, bilgisayarına takıp, müzikle tanışabiliyor hiç değilse. Do'yu merak eden insan önündeki notadaki yerine göre do'nun sesini tayin edebiliyor. Bunlar müziğe karşı büyük ilgi uyandıracak yeniliklerdir. Benim görüşüm bu. Tabii bilgisayar, müzikle tanışmak olayını renkli bir hale getiriyor. Ve bu ilk tanışıklık çok daha ileri boyutlara ulaşabilir. Müzik programlarının yaygınlaşması, normal olarak müzikle hiç alakası olmayacak insanlara bile müzik zevki verebilecek, çok ilerletecek, tekniği öğretecek çok faydalı bir araç. Ne bileyim bugün herhangi bir lise öğrencisinin müzik öğrenmek pek aklına gelmez ama evinde bir bilgisayarı varsa ve eline bir müzik programı geçmişse, bu onda bir merak uyandırabilir, çok hoşuna gidebilir ve işin daha ileri noktalarına varma imkânı doğabilir. Peki bu yönde bir eğilim var mı? Siz hiç gözlediniz mi? Ben çevremde görüyorum, bir hayli yaygınlaşıyor. Müzik programları şunlar, bunlar. Millet kendi başına parçalar çalmaya başlıyor. Çok hoşuma gidiyor, ufacık çocuklar. Zaten bir kere ilginin doğması önemlidir. Kimse durup dururken bir konuya ilgi duyamaz. Bu böyledir genelde. İlgi doğduktan sonra da, eğer hakikaten içinde bir şey varsa, yeteneği varsa, bu ortaya çıkıyor. Çocuğun merakı daha da artmaya başlıyor. Merak ettiği andan itibaren de çok fazla imkânlar açılıyor önünde.
BASIC Bilenler İçin
Makina Dili - 3
Geçen sayıda, Commodore'un içinde BASIC'cilere kendilerini hiç göstermeksizin devamlı koşuşturan merkeplerimiz A, X ve Y ile tanışmıştık. Merkeplerin başlıca görevinin, bilgisayarın 65 bin küsur adreslik belleği içinde 0 ile 255 arası rakamları yüklenip bir yerden öbürüne taşımak olduğunu da görmüştük. Bu kez merkeplerimizi örgütleyip toplu taşımacılığa başlayacağız. Bu arada üç beş yeni komutla, geçen sefer eksik kalan son iki adresleme yöntemini göreceğiz.