Commodore sayı 1, sayfa 45
Sayfanın metni

Sayfa 45

What Computers Can't

“What Computers Can't Do” Hubert L. Dreyfus Harper Colophon Books

1980'lerden itibaren hızlanan ev ve iş bilgisayarı kullanımı, daha önceleri yalnızca belirli bir uzmanlığa sahip kişilerin erişebildiği bir olanağın doğrudan yaşamımıza girmesini hızlandırdı. Bu yaygınlaşmayla birlikte de, bilgisayarların şu anda teknik sorunlardan dolayı bazı eksiklikleri olduğu ve her işi yapamadıkları ama kapasite ve hızları arttıkça zaman içinde üstesinden gelebilecekleri işlerin sayısının artacağı; ileride de insanın yaptığı her şeyi yapabilecekleri yolunda fikirler yaygın kabul görmeye başladı. Zaten insanla yarışan, insandan çok daha üstün bilgisayarlar fikri, bilgisayarların başlangıcından itibaren gerek popüler bilim kurgu, gerekse çizgi roman ve filmler aracılığıyla yeterince taraftar kazanmıştı. Şimdi sormamız gereken, gerçekten bilgisayarların gelişiminde herhangi bir sınır olup olmadığıdır. Bu, bir yanıyla felsefi bir soru olmakla birlikte, bir diğer yanıyla da bilgi-işlem çalışmalarını, bilgisayar teknolojisinin gelişmesini etkileyecektir. Hatta, önceden hiç beklenmeyeceği bir şekilde, bu soru üzerinde düşünürken kendimiz hakkında da ilginç bazı şeyler keşfedebiliriz. Kendi sınırlarımızı ve bilgisayarların sınırlarını bilirsek, bilgisayarlardan neler bekleyebileceğimiz hakkında da daha sağlıklı tavırlar geliştirebiliriz. Bilgisayarların sınırsızlığı iddialarına en köklü ve ayrıntılı eleştirileri getiren kişilerden biri Berkeley Üniversitesi Felsefe Bölümü'nden Hubert Dreyfus'tur. Kendisini “uygulamalı filozof” diye tarif eden Dreyfus, çalışmalarının önemli bir kısmını bilgisayarların, daha doğrusu bilgisayar çalışmalarının bir altkümesi olarak alınabilecek “yapay zeka” araştırmalarının sınırlarını ortaya koyma üzerinde yoğunlaştırmıştır. Bu konudaki en önemli kaynaklardan biri olarak da, Dreyfus'un “What Computers Can't Do” (Bilgisayarların Yapamadığı) adlı kitap gösterilir. Kabaca tanımlarsak, yapay zeka (artificial intelligence), insanın belirli konularda vermesi gereken kararları çoğu kez onun kadar doğru verecek donanım (hardware) ve yazılımın (software) geliştirilmesiyle uğraşır. Gerçi yapay zekanın aşırı savunucuları, burada “belirli konular” diye bahsettiğimiz sınırları her konuyu kapsayacak şekilde genişletmek eğilimindeler, ama yine de bu yöndeki iddiaları iki gruba ayırmak mümkün: Felsefi (ya da aşırı) yapay zeka iddiaları, bilgisayarların insanların yaptığı her şeyi yapabileceğini, çünkü insanların zaten karar verirken bir bilgisayar gibi davrandıkları (hatta kimilerine göre insanların zaten aslında birer bilgisayar oldukları) görüşünden kaynaklanıyor. Teknik (ya da ılımlı) yapay zeka iddiaları ise, insanların bazı sonuçlara nasıl ulaştığı üzerinde pek fazla durmadan, bilgisayarların da, farklı yollardan da olsa aynı sonuçlara ulaşabileceğini, aynı işleri yapabileceğini öne sürüyorlar. Dreyfus kitabına yapay zeka çalışmalarının tarihi ile başlıyor: Çağdaş anlamda bilgisayarları mümkün kılan çalışmalar, Boole cebiri dolayısıyla adını iyi bildiğimiz George Boole ile başlamıştır denebilir. Boole'un önemi, sayısal olmayan önermeleri ve aralarındaki ilişkiyi iki tabanlı sayı sistemi tarafından ifade edebilir hale getirmiş olmasındaydı. Dolayısıyla artık nitel düşünce ile nicel düşünce arasında bir fark gözetmeye gerek kalmıyordu. Her ikisi de, bir tür hesaplama işlemi olarak düşünülebilirdi. Charles Babbage, Boole'un hemen arkasından bu cebir kurallarını kullanarak “analitik makine”sini tasarladı. Gerçi makine hiçbir zaman yapılamadı ama, günümüz sayısal bilgisayarlarının ilk kıvılcımlarını, Babbage'in tasarımında görmek mümkün. Daha sonra ise 20. yüzyılın ilk yarısında Turing bilgisayarların teorik kapasite ve özellikleri üzerinde kafa yordu. 1950'lerden sonraki teknolojik gelişme ise, o güne kadar teori ve tasarım düzeyinde geliştirilmiş fikirlerin dört temel alanda sınanmasını mümkün kıldı:

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.