Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 44
Gelelim F-16 Combat Pilot'taki harikalara. Açık ve net cevap, tahrip etmenin net yolunu bilmiyorum, bilen varsa yazsın. Ancak hangar yok etmek her zaman başlı başına bir sorun olmuştur. Özellikle nerede neyin olduğunu bilmediğiniz zaman. Çünkü modern havaalanlarında ve füze üslerinde birçok boş ve sahte hangar bulunur. Ama hangar ne kadar sağlam olursa olsun, kalkacak pist olmadıktan sonra en iyi uçak bile pes etmeye mahkumdur. Birçok savaş yazarının görüşü, modern hava kuvveti anlayışının, konvansiyonel bir savaşta etkili olmayacağına dair. Çünkü hava alanları sabit yerlerde ve uçakları ne kadar hangarlarda korursanız koruyun, pistler ortada ve son derece rahat hedef teşkil etmekteler. Hangar dediniz de, İkinci Dünya Savaşı'nda Brest'te bulunan denizaltı hangarlarının 9 (dokuz) metre çelik betondan duvarları vardı. Bugün acaba hangarlar nasıl yapılıyordur??? Gelelim B-52 Megafortress ile ilgili sorulara. Açıkça söylemek gerekirse oyunla uzun uzun uçmaya vaktim olmadı. Özellikle IFF Transponder isimli aleti kullanmak için özel bir şifre bilek gerekiyor mu emin değilim. Şöyle ki, eğer normal bir görev için havalanır ve bu IFF cihazını OFF durumda tutarsanız ve şüpheli bir hareket yaparsanız, size ateş açılıyor. Eğer bu IFF transponder'i önce ON, sonra ise STDBY tutarsanız, dost üslerden size ateş açılmıyor. Gerçekte IFF (Identification Friend or Foe) sistemleri dost ve düşman birlikleri birbirlerinden ayırt etmek için kullanılan bir sistemdir. Sistemin en büyük zararı, bir uçağın kendisini tanıtması için bir radyo işareti vermesi gerekmesidir. Bunun zararı herkese bir uçağın orada olduğunu ilan etmektir. CAN, son olarak pasif radar sistemlerini merak etmiş. Bir sistemin pasif olması demek, yaptığı iş için güç harcamaması anlamına gelir. Klasik radar, havayı tararken bir ışın gönderip bunun dönüşünü tarar. Bu sistemin kötü yanı, taranan kişinin, tarandığının farkına varabilmesidir. Oysa pasif bir sistem ortalığı dinler. MiG-
29'daki sistemin güzel tarafı ise, bu sistemin radardan tümüyle bağımsız çalışabilmesi. Yani radarı olmadan bile belirli bir takip ve hedef kilitleme kabiliyetinin olması, Aktif radar kullanan araçlarda bu radarları genelde uzun süre açık tutmaktan kaçınırlar. Hedefin yakınına doğru yönlendirilir ve belirli bir mesafede hedefi aydınlatarak silahlarını kilitleyip ateş ederler. Tarama yapmak isterlerse de, belirli aralıklarla sistemi açıp kapatan ayarlamalar yaparlar. Daha önce de mektuplarını yayınladığımız Y. Özgür Doğru, yeni bir mektubu ile karşımızda. Yazışmak isteyenler için adresini yayınlıyoruz: Yusuf Özgür Doğru Süleyman Felek Caddesi, Konak Eczanesi, Ordu Tel: 9-371-43266 veya 44 519 Özgür, bize en iyi vektör grafikli ve gerçeğe uygun oyunun adını sormuş. Bu tür sorulara cevap vermek pek kolay değil, özellikle en iyi ve gerçeğe uygunluk kavramları için bir ölçü olmayınca (Daha bugüne kadar bir F-16 ile 3 Mig-29'a karşı uçmadım !!!!). Bana şu anki fikrimi sorarsanız, Formula-1 Grand Prix Circuit diyeceğim. Kimbilir belki gelecek ay başka bir şey söylerim. Chuck Yeager's Air Combat ise daha ortalarda yok, umarım imtihan zamanlarında ortaya çıkmaz. Son zamanlarda yine bol miktarda oyun bekleniyor. Ancak birçok proje yapım aşamasında kalıyor veya medya'ya yansıdığı halde piyasaya çıkmıyor. Bu yüzden elimize geçene dek sadece dedikodular anlatabiliyoruz. Secret Weapons of the Luftwaffe'nin Avrupa'da satıldığı söyleniyor, aynı zamanda Wing Commander'in sonunda Amiga versiyonunun yapıldığı iddia ediliyor, Psygnosis'in söz verdiği Air Support, Red Line ve F-14 simülasyonları ortalarda yok. İşin komik yanı, bu oyunların dergilerde Screen Shot'ları ile olan reklamları bile yok oldu. Akıbetleri belirsiz. Kısacası dostlar, beklemek gerekiyor (Sabreden derviş, sinirinden gebermiş). Gelelim, Güneş Yeşildağ kardeşimizin mektubuna. Ankara'dan yazan Güneş, hat safhada bir simülasyon delisi. Wings'i iki kere bitirmiş olmasının yanısıra BOB'da 14 TOP ACE uçağı düşürmüş (Aramızda sadece 11 uçak kalmış, biraz daha gayret). Arkadaşımız orjinal yabancı hava kuvvetleri armaları değiş tokuşu ile ilgileniyor, haberiniz olsun. Arkadaşımız merak ettiğim bir konuyu da açıklamış, BOB'un mission disketi! 3000 puanlık pilotların olduğu oyunda 100'e yakın görev olduğunu, ama bunların Mission Builder ile yapılmış izlenimi yarattığını belirtiyor. Arkadaşımızın bir diğer sorusu, Battle Command ile ilgili. Aslında üç boyutlu bir Shoot'em up olan bu oyun için, sadece sabır dileyebilirim. Hızlı hareket et, bol miktarda ateş et ve vurulmamaya çalış (Dergide neden bir Shoot'em up köşesi olmadığını anladınız mı, verilecek başka tiyo yok!!). Her ne ise, gerçekten Battle Command için söylenecek başka bir şey yok. Bu arada mektubuna bir de not eklemiş, Güneş: Strike Aces'in Fighter Bomber'a benzediğini, ancak hava savaşının daha iyi olduğunu belirtmiş. Bu aylık mektuplarınız bu kadar. Gelecek aylarda bir Null Modem kablosunun yapılış aşamalarını fotoğraflarla tesbit edeceğiz ve bu konudaki sıkıntı kısmen sona erecek. Belki köşemiz ile hiç ama hiç alakası yok, ama son derece komik bir olayı size anlatmak istiyorum. Geçenlerde Kemer'de çalıştığım şirketin Muhasebe müdür yardımcısı Antalya'da bulunan bir adrese basit bir fatura göndermeye yeltendi. Üzerine sade ve basit bir adres yazdı. ... LTD ŞTİ, Anafartalar cad. no .... diye. Ne de olsa mektup sadece 40 kilometre yol alacak Antalya'ya gidecekti. Geçenlerde mektup iade edildi. Sebebi ise son derece basit: Madagaskar'da bu adres bulunamamış. Şimdi sizde soracaksınız, mektup Madagaskar'a niye gitmiş (Evet şu Afrika'nın doğusundaki kocaman ada), bizim asıl merak ettiğimiz de bu zaten. Ama mektup ciddi ciddi bir Madagaskar turu yapıp gelmiş. Yani gelmeyen mektuplarınız olursa, Borneo'da falan olabilir, demek istiyorum. Gelecek ay tekrar görüşmek üzere, hoşçakalın.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 45
Gelişmiş Assembler
Selam sevgili assembler meraklıları! Yaz sonunun getirdiği bu nemli ve sıcak günlerden biri daha. Ve yine bıkkınlık verebilecek bir yazı! Dilerseniz biraz sohbetle bu can sıkıcı sayfaları neşelendirelim; ne dersiniz? Sizi bilmem, ama bu sene gayet zevkli bir tatil geçirdim diyebilirim. Kuşadası güzel, şiş kebap güzel, ben var Türkiye'ye tekrar gelmek ... Hay allah galiba turistlerin yanında fazla kaldım. Kuşadası'nda geçen 26 günden sonra İstanbul'a dönmek, insanda şok etkisi yaratıyor. Bu trafik, bu kargaşa, koşuşturmaca. Ben de isyan ettim, eve kapandım. U2 grubunu dinleyerek dergimize karşı olan büyük sorumluluğumuzu elimden geldiğince yerine getirmeye çalışıyorum. Oysa en azından iki hafta daha güneyde kalabilmek için bilgisayarımı komple elden çıkarmaya razıydım. O kadar eğlence ve güneşten sonra buz kütlesi gibi bir makina hiç mi hiç aradığım bir şey değil. Bunun yerine Kuşadası'nda yaşadığım en berbat günü tercih ederim. Zaten dergiye yazı hazırlama görevim olmasaydı (ve tabii ki param da suyunu çekmeseydi!) kesinlikle orada kalırdım. Eminim ki birçoğunuz da benim bu konudaki fikrime katılırsınız. Burada kalıp da bilgisayarla uğraşmayı tercih edenlere bir an önce bu hastalıktan kurtulmalarını öneririm. Gidin, dolaşın, eğlenin; fakat kesinlikle bilgisayarı düşünmeyin. Bilgisayarınız soğuk kış aylarında evde otururken can sıkıntınızı giderecek bir hobi olsun. Bilgisayarla uğraştığım bu kadar seneden sonra ona karşı böyle güzel duygular beslemek gayet enteresan bence, siz bu konuda ne dersiniz? Tabii diğer konularla uğraşırken dersleri de ihmal etmeyin; zira okullar artık açılıyor. Bazılarınız bunu fark etmemiş olabilir, ama mazeret günlerinizi şimdiden harcamayın derim. Sonra baharda herkes mutlu mutlu okul kırarken, siz gitmek zorunda kalabilirsiniz. Tabii burada kimseyi okul kırmaya teşvik etmiyorum; fakat 1-2 günün de bence kimseye zararı dokunmaz; aksine okul stresinden uzaklaşmak bir hayli yararlı olabilir. Düşünüyorum da, bu yazı bir an önce bitse de başımda duran gitarımı elime alabilsem « Ne, evinde gitarın yok mu? Bir an önce kendine bul bir tane ve tıngırdat biraz. Hoşlanmıyorsan karışamam; ama insanı rahatlattığı da bir gerçek. Değişik şeylerle uğraşmak insanı hem geliştirir, hem de sorunlardan kısa bir süre için de olsa uzaklaştırır. Her neyse, bu kadar dalga yeter. Biraz da sıkıcı konulara geçelim. Genel istek üzerine bundan sonra her ay yararlı bir alt rutin ya da komple bir source vereceğim. Vereceğim tek teorik bilgiler, bu rutinlerde kullanılan teknik ayrıntılar olacak. Artık size programı yazmak ve işlevini inceleyerek anlamak kalıyor. Tüm komutları işlevleriyle birlikte verdiğim için, anlayacağınızı umuyorum. Teknik ayrıntılar da artık zaten kısa kısa değinilecek konulara dönüşecek. Her zamanki gibi assembler gelecek aydan itibaren yine iki bölüm halinde olacak. Gelişmiş Assembler köşesinde daha çok intro ve demo source'ları, Amiga ve Assembler köşesinde ise sistem library'lerini kullanan ufak utility source'ları vermeye çalışacağım. Her iki köşenin source'larını hazır olarak benden direkt temin edebilirsiniz. Bu şekilde çalışma hatalarıyla karşılaşmazsınız. Zaten buna bir bakıma da mecbursunuz; zira her ay vereceğim intro datalarının dergide binary dökümünü yayınlamaya kalkışsak ilerde bütün dergi bir demo için yetmeyebilir! Source'ları ve dataları tek bir diskette topladığımdan bir defada şimdiye kadar yayınlanan tüm source'ları çalışır vaziyette temin edebilirsiniz. Bunun için bana bir mektup yazarak isteğinizi belirtmeniz gerek. Tabii mektuba boş bir disket ve posta masrafını (1000 TL'lik pul olarak) eklemeyi de unutmayın. Adresim gayet basit: PK 46 - 81110 Bostancı - İstanbul. Bu ay verdiğim alt rutin, bazılarınızın istemiş olduğu NoiseTracker (ve SoundTracker) — replay rutinidir. Bununla NoiseTracker'da hazırlanmış olan tüm modül parçaların programlarınızda çalınmasını sağlayabilirsiniz. Bazı SoundTracker modüllerini de çalabilmek mümkündür; ama bu gibi durumlarda yine de SoundTracker'ın replay rutinini kullanmanız işi garantiye alır. SoundTracker'ın da replay rutini buradaki rutine çok benzer ve çalışması da aynıdır. Programın açıklayacağım tek önemli tarafı, nasıl kullanılacağıdır. Modül parçamızı mt data label'ının gösterdiği adrese
Cem GENCER yüklemeliyiz. Dilerseniz ilk satır olan mt data=$58000'i programın sonuna alarak 'mt data: incbin "mod.xxx"' şeklinde değiştirebilirsiniz. Bu şekilde modül datasının, programınız compile edilirken otomatik olarak hafızaya yüklenmesini sağlayabilirsiniz. Üçüncü yöntem, bence aslında en güvenilir olanı. Exec library'sini kullanarak hafıza rezerve ederek (AllocMem) modülü dos library'sinden Open ve Read fonksiyonlarıyla hafızaya yüklemek ve kullanmak. Biraz detaylı gözükse de, programınızın yeni KickStart'larda (ROM 2.0 ve yukarısı) sorunsuz çalışmasını sağlayabilir. Tabii işiniz bittiğinde ayrılan hafızayı tekrar sisteme geri vermeyi unutmayın. Şayet sistemin multitasking özelliğini kapamayan bir programla uğraşıyorsanız, bu üçüncü yöntemi kullanmanız zorunludur. Esas programınıza aşağıdaki rutini ekledikten sonra yapacağınız tek şey, programınızın açılış rutinine 'bsr mt init' satırını da eklemek. Ana döngünün içinde bir yere 'bsr mt play' satırını yazmanız, müziğin çalmaya başlamasını sağlayacaktır. Bu satırı devamlı tekrar eden bir döngü içine yazın; aksi halde müziğin sadece bir ya da birkaç notası çalınacak, ardından da büyük ihtimalle susacaktır. Programınızın sonunda (ya da başka bir yerde) müziği komple susturmak için 'bsr mt end' satırını kullanmanız gerekmekte. Bunu da programınızın çıkış rutinine eklemeniz mantıklı olur. Bu satırı kullanmazsanız, programdan çıkılsa bile müzik arka fonda devamlı olarak çalmaya devam edecektir. Bu, size öyle gelmese bile başkalarına göre rahatsız edici olabileceğinden müziği de çıkışta kapamanızı öneririm. Bu kadar açıklama herhalde yeter; gelecek ay bu source ile ilgili sadece sesle ilgili sistem register'larına kısaca bir göz atarak başka bir source vereceğim. Hadi hoşçakalın ...
Noisetracker V1.0
Mahoney & Kaktus
mt data-$58000
mt init: lea mt data,a0 move.l — add.| #$3bB, at moveg #$7f,d0