Amiga Dünyası sayı 27, sayfa 16

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 16

Türkiye'de bütün çevre felaketlerinden daha büyük bir felaket yaşanıyor... Çevre duyarlılığı bireyin önce kendini fark edecek beyinsel aşamaya ulaştıktan sonra kazanacağı bir yetenek... Oysa Türk toplumu uzunca bir süredir aşamanın anlamını her konuda yitirmiş durumda... Son on yıllarda büyüttüğümüz soy ağacında elimizi attığımız her dalda cehalet, özensizlik, tepkisizlik ve teslimiyet var... Cehalet... Çünkü nüfusu 70 milyona varan Türkiye'de kitaplar ortalama 2000 adet basılıyor ve istisnalar dışında yıllarca raflarda tozlanıyor... Başka ülkelerde bazı sanatçılar daha da uca giderek, normal bir düşünce seyiri çizen toplumlarından kopar giderler... Anlaşılan ve anlaşılmayan dehalar olurlar... Oysa Türkiye'de toplum, toplu olarak kör bir kuyunun içinde yaşama sanatından kopmuş durumda... Bu insan, bir yıl sonrasının, bir ay bir hafta sonrasının katranlı sorunları içinde... Yakın çevresinde hayat ışığı alacağı sevgileri, dostlukları yok... Radyosundan, televizyonundan çok nadir duyar umutlu şarkıları.. Bu insanın -belki şartları gereği- sabahları yüzünü yıkamak, dişlerini fırçalamak, doktora gitmek, temiz giysiler giyme alışkanlığı yok... Şaka etmiyorum, en aşağıdan en yukarıya mağara devri gibi bir dönem yaşıyoruz... Dikkat etmiyor musunuz, sokaklarda insanlar boşlukta gibi, amaçsız, şaşkın ve duyarsız deviniyorlar... Ağır bir hastalıktan kalkmış hastalar gibi, önlerine ne konursa konsun tepkisiz yiyorlar, hazmediyorlar... Bu insan, burnunu karıştırır, sokaklara tükürür, işer... Çünkü "böyle gelmiş, böyle gider" bir çoğunluk yaratılmış. Bu büyük çoğunluğun dışındaki, düşünebilen daha duyarlılar ise, bu ülkede beyinsel ve gönülsel değerlerin beş para etmediğini göre göre kendilerini önce bilinçli, sonra yozlaşmanın debisinde kalınlaştırıp, kabın şeklini alarak düşleyemeyeceği makamlara ulaşıyorlar... Bu tam bir kısır döngüdür... Toplum kendi yozluğu içinden çıkarttığı yöneticilerle daha da yozlaştırılıyor.. Bu kısır döngüye her şeyin dışında kalabilmiş bir beyin "dur" demedikçe, kalite kaçınılmaz bir şekilde her geçen gün daha da düşecek ve geri gidiş bir çığ haline dönüşecek... Çevreciler ne bu insanın zevklerine uygun davul zurnalı eylemlerle, ne de akademik takılmalarla Türkiye'de hiçbir yere varamazlar... Tabii, toplu bilinç yaratılmaksızın, birkaç termik santralın yapımını, birkaç parkın yıkımını durdurmayı başarı sayıyorlarsa, o zaman başka... Sokağa tükürebilen, burnunu atabilen, işeyebilen adama ozondaki deliği ve sonuçlarını anlatmanın bir yolu -şimdilik- yok...

Farkında olduğu veya daha kötüsü farkında olmadığı,; kendi felaketi içindeki adamı torunlarının torunlarının yaşa;

yacağı çevre felaketi ne kadar ilgilendirir?..

Yaşamın zenginliğini, güzelliğini kendi hayatında yakalar; 6 yamamış bir insan, türleri yok olan canlılara ne kadar Üzülür?. 11Geleceğe, beyinsel değerlerin kesin üstünlüğüne; 2evgiyebyöhelik:hiçbir ışık vermeksizin, ilkokuldan parahın ve ne şekilde olursa olsun,” .

değerleri aşarak kazanılması gerektiği düşüncesine hapsettiğimiz çocuklar bugün toplumu şekillendiriyor.

Varsa, onlar, hata bireyler oluyor... Birçoğu bugün yönetici konumunda... Bu insanlar toplumu hangi ulvi değerler için harekete geçirebilirler?.. Ola ki, bir şekilde katastrof'tan korunabilmiş insanlar farklı bir şeyler, yükselen cilâlı dışında, daha hassas, daha derin bir şeyler... Sokağa tükürebilen bir adamı ne kadın, gece, kendinden ve yaşadıklarından yastığa koyup, sabah, inançla, umutla, dostuna hasretle kalkıyorsa, yakın çevresinde şakrak değerinin ayırdına varabiliyorsa, kendi çevresindeki hayatın, canlıların, doğanın değeri, Yeşil'i gerçekten sahip insanların; kendi öz değerlerini ve bu güzelim, özüm insana yakışır bir hayat yaşayabilmesi için başkalarının, doğanın ne kadar önemli olduğunu bilir. Hayat sevgisinin keyfine derinlemesine! Yeşiller'in yaptığı toplu eylemler mantığını kullanma hareketinden öteye... Son zamanlarda "yeşil" fikrinde sevindirici haber, ilkokuldan başladığı oldu... En sonlara koyacakları umutları ormanlarımızla, yok olmalarla, fokla, balinayla doldururlar!

canlıların, doğanın, hayalde korundukları rollerinin önemini anlar... Bu kıvılcımlar, mutluluklar büyüyerek gider. İnsanlar, birbirleriyle; nasıl bir bütünlük içinde olduklarını sezdiklerinde, değerleri daha hassas. Sanatta, siyasette, dostlukta... Aşkın kıvrımlarına yetecek kadar derini de birlikte mi akacak? "Her şeyin yanlış öğretildiği, yalanlarla dolu bu çağda hala doğruyu arayıp, geçirse arayıp, kurtarmak için kullanabilecekleri köprüler kurulmalı.

2 uğ

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.