Amiga Dünyası sayı 22, sayfa 42

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 42

İnsanı insan yapan şey, onun düşünme yeteneğidir. Bu yeteneği sayesindedir ki, yaratıldığı günden bu yana merak edip durmuştur. Neden ve nasıl diye başlayan sorular kafasını hep kurcalamıştır. Birçok sıkıntılı olaylara boyun eğme pahasına bu sorularının cevaplarını bulmuştur. Ama bu, pek de kolay olmamıştır. Çünkü her şeyden önce öğrenmek, öğrenmek için de araştırma yapmak gerekir. Peki nedir insandaki bu araştırma merakı? Binlerce yıllık bir platin kemeri gün ışığına çıkarıp insanlara göstermek ne işe yarayabilir? Bu olayı düşünmeye başladığınız ilk birkaç dakikada bu olgu belki anlamsız gelebilir. Ama bir parça kafa yorunca bir araştırma sonucu bulunan A'dan Z'ye her şeyin bilinçaltındaki bir egoyu tatmin ettiği bulunabilir. Bir arkeolog yaptığı kazılarla tarih öncesini araştırması onun mesleğini icra etmenin dışında (Heinrich Schliemann'ın Truva'yı buluşu gibi) bir anlamda araştırma egosunu tatmin etmesi değil midir? Kaçımız böyle ya da buna benzer bir araştırma yapabiliyoruz? Genelde, mecbur kaldığımız zaman yaptığımız sayfa karıştırmaları bile sıkıcı olur. Ama belki de içimizdeki bu egoyu tatmin edebilmek için başka yollara doğru eğilim gösterdiğimizi hiçbirimiz fark etmeyiz. Olayı yavaş yavaş ne yöne doğru çektiğimi pekâlâ anlıyorsunuz. Heimdall, yayımlandığından bu yana bizden en fazla istenen oyun haline geldi. Bunun dışında Eye Of The Beholder bütün zamanların en sevilen oyunlarından biriydi. Çoğu F.R.P tarzı oyuna bakıyoruz, bir çoğunda benzer temalar... Hepsinde bir şeyler araştırıyoruz, hepsinde bulduğumuz bir takım şeyleri değerlendirmeye çalışıyoruz. İşte içimizdeki bu araştırma isteğini, bir anlamda oyunlarda arıyoruz. Bu tür oyunları bir liste yapsam herhalde bu sayfanın tümü dolar. Ama bunlardan biri var ki, o dönemde beni bir hayli etkilemişti. O zamana kadar böylesine ilginç konulu bir oyunu oynamamıştım. Bu oyun demin bahsettiğim Eye of the Beholder'dan başkası değil. Oyunun konusu, üstünden aylar geçmesine rağmen hâlâ aklımdadır. Oynanışındaki güzelliğin zorluklarla süslenmesi, oyunu bilen arkadaşların hatırlarındadır. Oyunda şeytanlara karşı verilen mücadele hepimizin soluğunu kesmişti. İlerisi görülmeyen yerlerde araştırma yapmak çok ilginçti. Karşınıza her an bir yaratık çıkabiliyordu. Bunları öldürebilmenin yollarının da değişik oluşu, işi daha da enteresan yapıyordu. O oyunu açıklamamın üzerinden aylar geçti. Sürekli bir koşuşturma içinde olduğumuzdan, açıkladığım ve üzerinden uzun zaman geçen oyunlardan pek azı aklımda kalır. İşte Eye Of The Beholder da bunlardan biriydi. Birazdan bahsedeceğim oyun buna o kadar çok benziyor ki, gördüğümde bir hayli şaşırdım. Oynanışından geçen konuya kadar pek çok şeyde bu benzerlik göze çarpıyor. Yeri gelmişken hemen şunu belirtmem gerekiyor: Oyun henüz çok yeni olduğundan

GÖKMEN BAYIN oyun hakkında genel bir perspektif çizmeye çalışacağım. Yani bu yazı tam çözüm değil; ama oyundan sizi haberdar etmemek de olmazdı doğrusu. Eğer bu oyunu oynar ve çeşitli tips/trick'ler bulursanız bize mutlaka gönderin. Şimdi ana çizgileriyle oyunumuza giriş yapalım...

Art Game tarafından üretilen oyun için, her şeyden önce beş tane disket gerekiyor. Oyunu yüklemeye başladıktan hemen sonra önünüze içinde beş seçeneğin yer aldığı bir pencere geliyor. Bunlar sırasıyla:

START A NEW GAME: Oyuna en baştan başlamayı sağlar.

CONTINUE OLD GAME: Önceden kaydedilen oyunlar için kalınan yerden başlamaya yarar.

FORMAT SAVE DISK: 'Save Disk' yapmak istediğiniz disketi formatlamaya yarar.

SEE INTRO: Oyunun introsunu ekrana getirir.

Bu tip oyunların introlarındaki farklılıkları hepiniz bilirsiniz. Anlatılanlar, Orta Çağ'da geçen efsanevi olaylardır. Rakipler, ya bilinmeyen güçler ya da kötü ve zalim bir kral... Abandoned Places'in introsunun da hemen başında, yaşlı bir adam yine böyle bir olay nakledecek ve seyahatimizin çok eski zamanlara dayandığını, kahramanların yanına gideceğimizi söyleyecek. Şeytanla çarpışmak için yeni bir neden vardır artık. Konsül'ün casusları, karalar boyu seyahat ederek cennetin ışıklı tapınağını bulacaklar. Çok fazla güç harcanmıştır ve ancak dört kahraman buradan sağ olarak geri dönebilmiştir. Bu laneti, sadece onlar durdurabilirler. Kimse olayın sonunu bilemez. Bize artık tek bir şey yardım edecektir; ŞANS...

İntro esnasında olaylar güzel bir kompozisyon şeklinde anlatılmış. Buna uygun bir müziğin de kullanılmış olması beni ister istemez buradaki olaylardan birkaç cümle ile söz etmeye zorluyor.

İlk olarak üç atlı ay ışığının aydınlattığı bir gecede gizemli yollardan geçerek esrarengiz bir şatoya ulaşırlar. Kötülüğün esrarlı gücü, şatonun her tarafındadır. Sadece üç kişi: Bir rahip, bir savaşçı ve bir cellat... Gemiyle karlar altındaki şatoya hareket etmek için yemyeşil bir alandan geçerler. Artık zamanı gelmiştir. O kutsal ışığın altında insan suretleri yaratılmaya başlamıştır.

Buradaki olayların nasıl cereyan ettiğini ancak gördüğünüzde anlayabilirsiniz. Heimdall ve Eye Of The Beholder'daki gibi, bu oyunda da ilk olarak kahramanlarımızı seçeceğiz. Ekrana 12 tane karakter gelecektir. Bunlardan istediklerinizi karelere kliklemek yoluyla seçin. İki savaşçı, bir rahip ve bir büyücü aldıktan sonra, sağ alttaki ufak kareye klikleyin. Böylece oyuna başlamış olacaksınız. Oyunu oynarken etrafınızı bir pencereden göreceksiniz. Ekran-

ABANDONED PLACES

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.