Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 29
AMIGA'NIN İÇİNDE
HYOLCULUK erzaman duyarız..Amiga muhteşem alet , Amigayla yaratıcılığınıza sınır tanımayın, Only Amiga makes it possible. Bunun nedeni Amiga'nın değişik iç yapısının sağladığı muhteşem grafik ve ses kabiliyetini benzerlerinden çok daha ucuz bir fiyatla her eve sokması. İşte hep iyi olduğu söylenen fakat bunu sağlayan değişik iç yapısı hiç anlatılmayan Amiga'nın tüm donanımını kısaca anlatacağım.
Bir makinanın iç yapısı denince akla değişik chip ve parçaların baskılı devre üzerinde nasıl ve ne şekilde bağlandığı gelir. Amiga'yı baskı devresi ve üzerindeki chipler dışında oluşturan parçalar internal 3.5 inch disk sürücü, klavye ve haliyle dış plastik kutusudur.
Peki niye Amiga'nın iç yapısı bu kadar üstün? Cevabı basit, custom chipler çok iyi kullanılmış. Genelde bir bilgisayarın performansı, işlemcisine (CPU Central Processing Unit) bağlıdır. Makinanın en önemli chip'i olan işlemci bütün performansı belirleyecek fonksiyonları kontrol eder, ayrıca makinanın 8-bit, 16bit ya da her neyse onu belirler. Bu bit numaralan işlemcinin işini yaparken kullandığı data-bus'lann kapasitesini belirtir. Data-bus ne kadar çok taşırsa işlemci tek hareketinde daha çok işlem yapar.
Data-bus'm büyüklüğü ve işlemin yapılma hızı, bilgisayarın hızını belirler. Bir bilgisayardan ne kadar çok iş yapması istenirse, o kadar işlemci zamanı çalınır ve tüm işler o oranda yavaşlar. Multitasking (aynı anda birkaç iş yapmak) dediğimiz bu olayın en büyük problemi budur. Belki işler aynı anda yapılıyordur; ama, aslında diğer görevler işlemci zamanını çalıyordun Biraz sonra göreceğiniz gibi, Amiga sadece işlemciye bağlı olmadığından bu bahsettiğimiz problem Amiga için geçerli değildir. Amiga'nın kendi kendine çalışan benzersiz custom chipleri CPU üzerindeki ağırlığ beraberce sırtlanır. Böylece CPU'nun daha hızlı çalışmasını sağlar ve grafik ve ses alanında büyük bir güç oluşturur. Ayrıca CPU ev bilgisayarlarında az görünen güçlü bir multi-tasking özelliği kazanır.
Eğer Amiga'nın donanımı hakkında daha ayrıntılı bilgi istiyorsanız Addison-Wesley'in Amiga Hardware Manual' kitabıma baş vurabilirsiniz. Hayranlıkla izlediğimiz oyunları mümkün kılan Blitter donanımını Amiga Dünyası’nın 5. sayısında yayınlamıştık.
Amiga'nın içine kısaca bir göz atalım.
1-Motorola 68000 (mikro işlemci 2-Agnus 3-Denise 4-Paula
A5-Gary 6-Kickstart ROM 7-RAM 16*32k chipler CPU: MOTOROLA 68000 miga, Atari ST ve Apple Macintosh'un da kullandığı 16-bit'lik 7.16 MHZ'lik 68000 chipini kullanır. 1979'da çıkan bu chip, 16-bit chiplerin içinde en iyisidir. Çok iyi bir komut seti vardır. Genellikle Amiga ile aynı olduğu söylenen Atari ST işte burada ayrılır. Zaten Atari ST'nin Amiga'dan iyi olduğunu söylemek, ikisi de 8-bitlik makinalar olduğundan Spectrum 48K ve Commodore 64 aynı demekten farksızdır. Amiga bütün işin yapılması için 68000'e Atari ST gibi bağımlı değildir. Bunun yerine Amiga'da 'The PAD' (Paula, Agnus, Denişe) denilen custom chipleri CPU dışında istenen diğer işleri yerine getirir. Bu chiplerin özelliği 68000'i görmemezlikten gelip hafızaya direkt (DMA Direct Memory Access) müdahale ederek istenen görevi yerine getirmektir.
AAGNUS gnus, PAD custom chip setinin patronudur. Üç custom chip beraber çalışmalarına rağmen ayrı işler yapar. Bunu sağlayan, DMA olayıdır. Böylece her chip kendi görevini yapmak için hafızaya CPU zamanı çalmadan giriş yaparak bilgi alıp verebilir.
Bütün chipler VLSI (Very Large Scale Integration) teknolojisi ile üretilmiştir. Yani herhangi bir chip (chip kendisi bir entegre devredir), yapısında normalden daha çok ayrı parçayı barındırır ve haliyle birçok özelliği vardır.
Agnus, şu ünlü Blitter'in evidir. Blitter (Block Image Transfer veya yeni ismi Blimmer (Block Image Manipülatör)), grafik ve görüntü fonksiyonlarından sorumludur. Blitter 16-bit bilgiyi hafızaya her 280 nanosaniyede taşıyabilir. Bu da küçümsenemeyecek bir hızdır. Ayrıca 256 mantıksal komut ile istediği efekti yaratabilir. Vektör grafiklerinden sorumlu Blitter saniyede 4000 çizgi çizebilir.
Agnus ve Blitter aynı zamanda hafızaya diskten bilgi taşımakla da görevlidir. Diskten okuma kafa neredeyse oradan olur ve bu işlem track track yapılır. Diskten okuma DMA işlemi olduğundan mikro işlemci zamanını çalmaz.
DDENİSE enişe, ekran görüntüsünün sağlanmasından birinci derecede sorumludur. Bitplane bilgisini gerçek monitör görüntüsüne çevrilmesini sağlar. Copper denilen bir grafik co-processor (yardımcı işlemci)'a sahiptir. Copper ekranı tarayan ve görüntüyü oluşturan fosfor nokta ile beraber çalışır ve fosfor nokta, kullanıcının tanımladığı özel noktalara geldiğinde copper fosfor noktanın bilgiyi ne şekilde alması gerektiğini anlatır. Denişe ayrıca mouse ve sprite donanımını kontrol eder. Mouse pointer sprite donanımının en güzel örneğidir.
PAULA
asıl Denişe video çıkışından sorumlu ise, Paula da sesin yaratılmasından ve çıkışından sorumludur. Paula 4 kanal stereo ses chip'idir. Paula dijital bilgiyi hoparlörlerin anladığı analog vuruşlara çevirir. İçinde ses bilgisiyle tamamen dijital olarak ilgilenilir. Ses hafızadaki dalga şekilleriyle oluşturulur. Wave-form denilen bu teknik ses örneklenmesi ve işlenmesi olaylarının Amiga'da mükemmel bir şekilde yapılabilmesini sağlar. GARY
Gary'nin (Gate Array) yaptığı iş büyük olmasa da, önemsiz değildir. Interface (kapılar) ile ilgilenir ve bilgîsayar dışına bilgi akımını kontrol eder.
er zaman bilmek istediğiniz ama sormaya utandığınız bilgileri vermeye çalıştım. Bu aylık da bu kadar. Sağlıcakla kalın.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 28
Bir zamanlar Amerika'da -zaten sadece orada olabilirdi- Hi-Toro adında bir şirket kuruldu. Kuruluş amacı, piyasanın en iyi oyun makinesini yaparak Atari şirketinin VCS (Video Computer System) makinesinin saltanatına son vermekti. Çoğumuz Atari'nin kartuşlu VCS makinelerini hatırlayacaktır. O zamanlara göre çok başarılı olan VCS makinesi, içinde ROM olan kartuşlarla çalışıyordu ve oyunlar da Atari'nin arcade oyunlarından çeviri idi. Büyük zevk veren ve popüler olan bu makineyi, iki önemli sorun batırdı: ev bilgisayarları alanındaki patlama ve E.T. oyunu. Ev bilgisayarları VCS'nin pazardaki payını büyük ölçüde azalttı ve Atari köşeye sıkıştı. Geri dönmek için son çare ilgiyi yeniden VCS'nin üzerine çekecek bir oyun çıkarmaktı. Bu oyun bir filmden çeviri olursa daha etkili olabilirdi. Bunun üzerine Steven Spielberg'in büyük başarı kazanan E.T. filmi seçildi. Bu seçenek ideal bir çözüm gibi görünüyordu. Vurucu bir oyun, tüm dünyanın beğenisini kazanmış ve büyük hasılat yapmış film, onların yeniden piyasaya dönmelerine yardımcı olmalıydı. Bunun üzerine E.T. filminin lisansını almak için büyük para döktüler ve oyun için çalışmalar başladı. Bir yandan Atari'nin piyasadaki konumu, bir yandan da para sıkıntısının artması, oyunun çalışmalarına hız verilmesini gerektirdi. Fakat bu proje Atari için tam bir felaket oldu ve Atari kendisini bu durumdan kurtaracak finansörler aramaya başladı. Aynı zamanlarda CBM (Commodore Business Machines)'in kurucusu Jack Tramiel Commodore'dan atıldı. Eskiye bir sünger çeken Jack Tramiel kendini ispatlamak için Atari'yi içinde bulunduğu durumdan kurtararak satın aldı.
Ve bu arada Silicon Vadisi'nin gizli bir yerinde, Hi-Toro firması Amiga'ya doğru olan uzun ve zorlu yolculuğuna başlamıştı. Elele vermiş üç kafadar, kimsenin o zamanlarda hayal edemeyeceği kadar üstün bir oyun makinesi yapmak için $7 milyon dolarlık bir yatırım yaptılar. Oyun piyasası bir arayış içerisindeydi ve bu yüzden yatırım güvenli gözüküyordu. Daha henüz vakit erkenken, şirket Amiga (İspanyolca kız arkadaş) ismini aldı, çünkü sonunda Hi-Toro isminin çok anlamsız olduğunu anlayan bir kişi çıkmıştı. Hem alfabetik olarak, hem piyasada reklam açısından 'A' ile başlayan bir isim daha avantajlıydı. Şirketin ismi belli olmuştu ama şirketin asıl amacı olan makine için bir isim yoktu. Epey bir uğraştan sonra makineye 'Lorraine' ismi verildi. Şimdilik böyle daha iyi olmuştu. En azından üzerinde çalıştıkları makinenin bir ismi vardı ve insanlarla konuşurken söyleyecek bir şeyleri vardı. Ayrıca isterlerse bunu daha sonra değiştirebilirlerdi. Amiga takımının kalbi Jay Miner ve Dave Morse idi. Jay bir chip tasarımcısıydı. Amiga'dan önce VCS ve Atari 800 bilgisayarlarının chiplerini yapmış ve birçok bilimsel araştırmalarda ve deneylerde bulunmuştu. Dave Morse de işe Tonka Toys firmasında başlamış ve Lorraine bilgisayarını Amerikan halkına pazarlamak için Amiga'ya gelmişti.
Gerçek projeyi gizli tutmak için birkaç joystick modeli geliştirildi (Şirket amaçsız kurulmuş olamazdı). Joystick'ten elde edilen para da Lorraine'i az da olsa desteklemek için kullanıldı. Amiga'nın çıkardığı joystickler biraz garip, biraz da Californiavariydi. Joyboard (board İngilizcede kaykay demektir) buna bir örnek sayılabilir. Kaykay şeklindeki joystick kullanıcının üzerine çıkarak sanki gerçekten kayıyormuş gibi hareketler yapmasıyla kullanılıyordu. Pek büyük başarı sağlayamayan Joyboard günümüzde isminin Guru Meditation mesajlarında çıktığı için hatırlanıyor. İşin gerçek hikayesi de şu: Makineyi test etmek için bir program yapılmıştı. Program kullanıcının Joyboard üzerindeki hareketlerini algılayarak o kişinin ne kadar anlayışlı olduğunu ölçüyordu. Fakat makine deneme aşamasında iken hep crash ettiğinden, Joyboard sinirden çıldıran çalışanların rahatlamak için oturdukları yer oluyordu. Çıkan hatalara da Joyboard ile ilgili isimler konuyordu.
Jay ve Dave'den sonra gelen kişi RJ Mical'di. RJ Mical yazılım mühendisiydi. RJ daha önce ünlü 'Defender Of The Crown' oyununu yazan Williams'lar ile çalışmış ‘Sinistar' ve 'Star Bike' oyunlarının yazılımında bulunmuştu. Fakat bu oyunların piyasaya sürülmesi arcade işinin ev bilgisayarlarının yarattığı etki ile sarsılmasına denk gelmişti. Böylece RJ Amiga'ya Intuition'ın tasarımı ve
OĞUZHAN ÖZBAŞ r'
Amiga'nın program ortamının oluşturulması için alındı (Biraz da Workbench için). Anlayacağınız gibi artık yeni makinenin vitrine çıkacağı kesinlik kazanmıştı ve Apple Macintosh ve PC'yi yenmek yeni hedef olmuştu. Araştırma ve geliştirme çalışmaları sırasında makineye Amiga yönetiminin bile bilmediği özellikler eklendi (drive, printer portları ve klavye). İlk prototipin ismi 'Zorro' idi. Prototip şimdilik sadece Sage 68000 makinesiyle çalışabiliyordu ve devreler açıktaydı (makinenin kendisine özel bir kutusu bile yoktu). Daha sonra Portia, Agnus ve Daphne (şimdiki isimleri Paula, Agnus ve Denise) chipleri haline gelecek olan elektronik devreler proje ilerledikçe daha da komplex bir hal alıyordu. Artık makine üretime geçmek için projeyi satın alacak bir firma bekliyordu.
Amiga'nın bu konuda büyük bir problemi vardı. Eğer firmaların projenizle ilgilenmesini istiyorsanız, onlara bir örnek göstermeniz gerekir ve bir ilgilenen bulamadan da bir tanesini yapacak parayı bulamazsınız. Durum böyleyken, Dave Morse şirketi bu sorundan kurtarmak için evini ipotek etti. Sessiz sedasız yazılım firmalarına makineyi göstermek için bilgisayar fuarlarında standlar kiraladılar. Bütün sorunlara rağmen 1984 Haziranında Chicago CES Fuarı'nda izleyicilerden gelen ilgi projenin devam etmesini sağladı. Fakat projeye yardım edecek veya projeyi satın alacak (zaten öyle oldu) ciddi bir sponsor bulamamışlardı. Sony, Hewlett Packard, Philips ve hatta Apple Computers bile denenmişti. Sonunda Atari ilgi gösterdi.
Ama unutmayın ki, Atari'yi alan Jack Tramiel'in Commodore ile küçük bir hesabı vardı ve Amiga'yı gizli silahı olarak kullanmayı tasarlıyordu. Jack Amiga'nın borçlarını ödedi ve Amiga hisselerinin fiyatının belirlenmesini onlara bıraktı. Yani Amiga'yı satın alması an meselesiydi. Tam son dakikada Amiga'yı alıp onu Commodore'a karşı bir koz olarak kullanacağı anda, Commodore Dave Morse'yi şahsen aradı ve Amiga'yı satın aldı. Commodore şirketi, Amiga'yı kendi içine almak yerine yanına ek bir şirket olarak Commodore-Amiga adıyla makineyi pazarlanacak duruma getirmesi için kurdu. Böylece yeni makine, yaratıcı şirketinin ismini alarak Amiga oldu. Commodore geliştirme işi için ortaya milyarlar koydu ve Amiga'yı bugünkü gibi üzerinde stereo monitörü olan keyboardlu ince konsol haline getirdi. Artık Amiga ciddi bir şekilde gelişmeye açık doksanların yeni nesil bilgisayarlarının ilk örneği idi.