Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 27
O dönemde reklâmla uğraşıyordum. "Beko Hitachi, Hi-tronic" reklâmlarımı yapmak üzere İngiltere'ye uçtum. Ama gelin görün ki bütün stüdyolar dolu. Hem de ne dolu. 15 günden önce yer yok. İşte o sırada çıkmıştı benim Amiga. Emektarı kolumun altına aldığım gibi attım otele. Gece gündüz üç gün uğraştıktan sonra istediğim efekt ve çevirmeleri yapacak bir program yazmayı başardım. Daha henüz hiçbir programı yoktu fakirin. Hemen İstanbul'a dönüp ekranımı animasyon kamerasının altına yatırdım. Tık, tık, tık, yaptı filmleri. Büyük olaylar oldu. Bir dergide ayın reklâmı seçildiği gibi, İngiltere'de, ciddî bilgisayarlarla ve İngiliz bir ekip tarafından yapıldığı söyleniyordu, işte Amiga ile ilk ciddî beraberliğimiz böyle başladı. Derken bu makinelerin tavşan soyundan geldiğini keşfettim. Niye mi? Hızla üremeye başladılar. Bir, iki, üç derken büroda yedi tane makine etti. Herkes "illâ ben de bilgisayar" deyip durdu. Neredeyse çay yapan çocuk bile "abi, bana yok mu?" diyecek.
Tabii hemen her işimizde kullanmaya başladık biz Amiga'ları. İlk olarak animasyon ve grafik boyutunu ele aldık. Ciddî bir animasyon programı olmadığı için çoğu zaman kendimiz yazmak zorunda kaldık programları. Bu arada ilginç bir "animasyon yöntemi" uydurduk. Detaylarını ayrı bir yazıda anlatmak istediğim bu program ile, konunun metin halinde dökümünden sonra bütün çizim ve hareketlendirme işlemleri bilgisayar tarafından yapılabilecektir. Bu şekilde günde 10-15 dakikalık bir sürü çizgi film üretimi sağlanabilecektir. Ayrıca konvansiyonel animasyon çizimleri de yine ekranda boyanabilmektedir. Bugün 17 kişilik bir kadro ile animasyon üretmekteyiz ve bu üretimin hemen hemen % 80'i bilgisayarın, yani Amiga'nın desteğinde gerçekleşmektedir.
Animasyon çalışmalarının yanı sıra Mimarlık için de Amiga ile iç içe bulunmaktayız. Gerek tasarım, gerek çizim için Amiga'yı full time kullanarak çeşitli projeleri realize ettik. Ancak ülkemiz insanının konuya uzaklığı nedeni ile belediyeler bile bilgisayarın mevcudiyetinden rahatsız olmaya başladıklarından aktif çizim işlemlerini, tasarım programları yazımına çevirmeye karar verdik. Halen üzerinde uğraştığımız mimarî program ile tasarım konusunu yurt dışındaki irdelemeler düzeyine çıkardığımıza inanıyoruz.
Bir animasyon stüdyosu olunca, işin içine ses ve müzik de girdiği için Amiga'nın bu konuya da yardımı oldukça yoğun... MIDI bağlantı ile gerek elektronik klavyeleri, gerekse de davul makinelerini kontrol ederek film müzikleri üretebilmekteyiz.
Tabii, yazılar, hesaplar ve kitaplar... Hepimizi esir alan bu yetenekli kutu, artık büronun gerçek sahibi. Kazara bir gün cereyan kesilse elimiz ayağımıza dolanıyor.
Gelecek sayılarda, bu marifetli oyuncağın bize neler yaptırttığını daha bir teknik açıdan anlatmaya vaad ederek, şimdi derhal, elektrik kesilmeden bilgisayarımın başına dönüyorum...
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 26
Dergimiz için Ali Murat Erkorkmaz ile görüşmeye gittiğimizde, amacımız klasik röportajlar gibi soru cevaplı bir söyleşi yapmaktı. Ancak
Sayın Erkorkmaz her zamanki samimiyeti ve açıklığıyla, sağ olsun bize soru sorma fırsatı vermedi. Sonuçta o anlattı, biz dinledik.
Umarız bu sohbetten bizim aldığımız zevki sizler de alırsınız.
Kendimi bildim bileli teknolojiye büyük tutkum vardır. Okul yıllarında, herkes top peşinde koşarken, benim çekmecelerim acayip birtakım araç gereçlerle, transistör, diyot, rezistans gibi parçacıklarla doluydu. Herkes benim bir elektronik mühendisi olacağımı sanıyordu. Ben de öyle...
Ama olmadım. Aynı paralelde beni diğer yöne çeken bir de sanat tutkum vardı. O taraf azıcık daha ağır bastı ve biraz teknoloji biraz sanat derken 1970 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden kolumun altında bir "Mimarlık" diploması ile ayrıldım. Ama hep gözüm ileri teknolojide kaldı.
Zaman içinde kendimi bir çizgi film çizeri olarak buldum. Birçok kişinin tanımladığı gibi tam bir maymun iştahlılıkla daldan dala uçarken kendimi bazen bir müzisyen, bazen bir grafiker, bazen bir filmci ve bazen de bir yat tasarımcısı olarak gördüm. Hepsini de kendimce uzun uzun irdeleyip birçoğunda da birtakım noktalara gelmeyi becerdim. Veya ben öyle sandım.
Ama bunların arasında öyle bir konu da vardı ki, benim için imkansıza yakın bir zorluk ve bilgi gerektiriyordu. Herkesin korktuğu, ürktüğü 21. yüzyıl cadısı: Bilgisayarlar. Düşüncesi bile çoğu zaman beni büyüleyen bu oyuncaklar, daha gelişme döneminde bile beni ince ince kuşatmaya başlamışlardı. Oğlum sekiz yaşına gelip de "baba" diyeceği yerde ağzından "computer" lâfı çıkmaya başladığında, kendimi devrin gerisinde kalmakla suçlamak yerine, parayı bastırıp çağdaş olmaya karar verdim. İlk Spectrum'lardan birine sahip oldum ve artık 1-0 mağluptum.
Gecem gündüzüm o minik kutu ile geçmeye başlamıştı. Ev, çocuk, mocuk hep 2. plânda kaldılar. Oyun, program, mrogram derken başladık küçük küçük bir şeyler yazmaya. Oğlan beni solladı gitti, ödüller falan aldı getirdi. O doğal olarak öğreniyordu, ben beş misli çalışarak, zorla... Gündüz zaten yorgunluktan canım çıkmış, gel gece gece oturup program yaz. Ama gelin görün ki, öyle olmuyor işte. Akşam saat 8'de oturuyordum aletin başına, sabah sekizde kalkıp tıraş olup işe gidiyordum.
AMIGA... ELEKTRO HEYECAN
ALİ MURAT ERKORKMAZ
Tabii Spectrum bir süre sonra yeter dedirtti. İngiltere'ye alet edevat almaya gittiğim bir sırada bir akşam yemeğinde Amerikalı bir mühendisle tanıştım. Yıl 1983. Alacağım bilgisayarı anlatıyordum ballandıra ballandıra... "Aman" dedi bu genç mühendis, "sakın ha..." "Amiga" diye bir makine yapılıyor, müthiş. Açık bir mimari, bol renk, yüksek çözümleme vs. vs. girdi kanıma... Ben de girdim kuyruğa ve daha adı sanı yokken ilk taliplerinden biri olabilmek için parayı bastırıp yazıldım. Bekle bekle bekle. Sonunda ilk yüz Amiga'dan birine sahip oldum. Hâlâ sertifikasını saklarım.