Amiga Dünyası sayı 1, sayfa 26

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 26

Dergimiz için Ali Murat Erkorkmaz ile görüşmeye gittiğimizde, amacımız klasik röportajlar gibi soru cevaplı bir söyleşi yapmaktı. Ancak

Sayın Erkorkmaz her zamanki samimiyeti ve açıklığıyla, sağ olsun bize soru sorma fırsatı vermedi. Sonuçta o anlattı, biz dinledik.

Umarız bu sohbetten bizim aldığımız zevki sizler de alırsınız.

Kendimi bildim bileli teknolojiye büyük tutkum vardır. Okul yıllarında, herkes top peşinde koşarken, benim çekmecelerim acayip birtakım araç gereçlerle, transistör, diyot, rezistans gibi parçacıklarla doluydu. Herkes benim bir elektronik mühendisi olacağımı sanıyordu. Ben de öyle...

Ama olmadım. Aynı paralelde beni diğer yöne çeken bir de sanat tutkum vardı. O taraf azıcık daha ağır bastı ve biraz teknoloji biraz sanat derken 1970 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden kolumun altında bir "Mimarlık" diploması ile ayrıldım. Ama hep gözüm ileri teknolojide kaldı.

Zaman içinde kendimi bir çizgi film çizeri olarak buldum. Birçok kişinin tanımladığı gibi tam bir maymun iştahlılıkla daldan dala uçarken kendimi bazen bir müzisyen, bazen bir grafiker, bazen bir filmci ve bazen de bir yat tasarımcısı olarak gördüm. Hepsini de kendimce uzun uzun irdeleyip birçoğunda da birtakım noktalara gelmeyi becerdim. Veya ben öyle sandım.

Ama bunların arasında öyle bir konu da vardı ki, benim için imkansıza yakın bir zorluk ve bilgi gerektiriyordu. Herkesin korktuğu, ürktüğü 21. yüzyıl cadısı: Bilgisayarlar. Düşüncesi bile çoğu zaman beni büyüleyen bu oyuncaklar, daha gelişme döneminde bile beni ince ince kuşatmaya başlamışlardı. Oğlum sekiz yaşına gelip de "baba" diyeceği yerde ağzından "computer" lâfı çıkmaya başladığında, kendimi devrin gerisinde kalmakla suçlamak yerine, parayı bastırıp çağdaş olmaya karar verdim. İlk Spectrum'lardan birine sahip oldum ve artık 1-0 mağluptum.

Gecem gündüzüm o minik kutu ile geçmeye başlamıştı. Ev, çocuk, mocuk hep 2. plânda kaldılar. Oyun, program, mrogram derken başladık küçük küçük bir şeyler yazmaya. Oğlan beni solladı gitti, ödüller falan aldı getirdi. O doğal olarak öğreniyordu, ben beş misli çalışarak, zorla... Gündüz zaten yorgunluktan canım çıkmış, gel gece gece oturup program yaz. Ama gelin görün ki, öyle olmuyor işte. Akşam saat 8'de oturuyordum aletin başına, sabah sekizde kalkıp tıraş olup işe gidiyordum.

AMIGA... ELEKTRO HEYECAN

ALİ MURAT ERKORKMAZ

Tabii Spectrum bir süre sonra yeter dedirtti. İngiltere'ye alet edevat almaya gittiğim bir sırada bir akşam yemeğinde Amerikalı bir mühendisle tanıştım. Yıl 1983. Alacağım bilgisayarı anlatıyordum ballandıra ballandıra... "Aman" dedi bu genç mühendis, "sakın ha..." "Amiga" diye bir makine yapılıyor, müthiş. Açık bir mimari, bol renk, yüksek çözümleme vs. vs. girdi kanıma... Ben de girdim kuyruğa ve daha adı sanı yokken ilk taliplerinden biri olabilmek için parayı bastırıp yazıldım. Bekle bekle bekle. Sonunda ilk yüz Amiga'dan birine sahip oldum. Hâlâ sertifikasını saklarım.

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.