Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 25
Örümcek adama tapıyor olabilirsiniz (benim gibi), hırsız Kara Kedi'yi seksi buluyor olabilirsiniz (benim gibi), bilinmeyen bir sebeple Hobgoblin'in şirin olduğunu düşünüyor olabilirsiniz (benim gibi) ya da Superman'in artık ömrünü doldurduğunu düşünüyor olabilirsiniz, ama eminim sizde benim gibi bu güne kadar çıkan süper kahraman oyunlarının hiç bir zaman beklediğimiz zevki veremediklerini düşünüyorsunuzdur. Şimdiye kadar birkaç tane ilkel (gerçi ilk çıktığı zamanlar onlara bayılırdım) Scott Adams ve sıradan Superman shoot-em up'ı dışında çizgi roman hayranlarına sevdikleri karakterin rolünü üstlenme fırsatı veren doğru dürüst bir oyun çıkmadı. (Batman hariç) Sanırım Hero Software'ın derin çabalar sonucu hazırladığı Champions her süper kahraman / çizgi roman hayranını memnun edebilecek bir oyun. Bunun ana nedeni oyunun süper kahramanlara bakış açısının alıştığımız diğer oyunlardan farklı oluşu. Mesela başarılı kabul ettiğimiz Batman: The Movie'de bile Batman'in rolü minimumdu. Batman'in yerini herhangi bir sprite alabilirdi. Champions bunların aksine süper kahraman işini ciddiye alan bir RPG. Gelişmiş bir karakter generasyon sistemi sayesinde hazır kahramanlardan birini seçebiliyor veya kendi karakterinizi hazırlayabiliyorsunuz. Bu bölüm öylesine gelişmiş ki oyundaki çizim programıyla kahramanınıza bir kostüm bile hazırlayabiliyorsunuz. Gerçi copyright sebepleriyle oyun Örümcek Adam, Batman gibi alıştığımız kahramanlar oyunda yok ama yarattığınız karakteri biraz kurcalayarak favori kahramanınıza oldukça yakın birini yaratabilirsiniz. Size saatlerce bu karakter generasyon bölümünü anlatabilirim ama sanırım biraz da oyunun kendinden bahsetmem gerekiyor. Champions'da (sürpriz, sürpriz) kötü süper kahramanların ele geçirdiği şehrinizi kurtarmaya çalışıyorsunuz. Oyun aslında iki tür karşılaştırmadan oluşuyor. Bunlardan birincisi karakterinizin zihinsel özelliklerini kullanarak karşınızdakinden bilgi almaya çalıştığınız konuşma ekranları. Diğeri ise oyunun ana kısmını oluşturan dövüş ekranları. Bu bölümler real-time'da oynanıyor (yani siz kararlarınızı verirken düşmanlarınız da hareket edebiliyor) ve kullanılan kaliteli bir mouse interface sayesinde karakterinizi dilediğiniz gibi yönetmek oldukça kolay. Diyelim şüpheli derecede sakin bir ekrana girdiniz ve karakterinizin örümcek-hissi tipinden bir özelliği var. Aşağıdaki menüden bu özelliği seçerek sonuçları hemen görebiliyorsunuz, eğer tehlike varsa bu kez karakterinizin ofensif özelliklerinden birini seçip düşmanınıza
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 24
Ne türde paketlenirse paketlensin başarılı olacağı kesin olan bir oyun türü var bence. Bol espri sosyal olarak dışlanmış bir ana karakter şövanist bir konu * hafif pixel pornografisi. Nedendir bilinmez bu tür oyunlar hep tutulur. Mesela Leather Goddesses of Phobos, mesela Larry serisi. Belki de bilgisayarlarla da oyun oynayanların çoğu erkek olduğu için böyledir. Search For The King'den tanıdığımız Les Manley'de işlerin pek iyi gitmediğini görünce 2. oyun olan
Lost L.A.'de bu formüle başvurmuş. Kısacası Lost in L.A. belirli bir yaşın altındakilerin pek
* oynamaması (hepinizin oynayacağınızı biliyorum ama ben görevimi yapmış olayım) gereken bir oyun. Biliyorsunuz Search for the King utanmazca yapılmış bir Sierra taklidiydi. O zamandan beri Sierra'nın eski sistemini bıraktığını gören Accolade bu kez de yeni Sierra sistemini taklit etmeyi uygun görmüş. Oyunda ikonlar yok ama onun yerine cursor'unuz önemli bir eşyanın (veya kişinin) üzerine gelince otomatikman değişiyor. Böylece her yeni ekrana girdiğinizde bütün ekranı taramak zorunda kalıyorsunuz. Accolade'in sisteminin taklit ettiği Sierra'nınkinden üstün olduğu tek yön diğer karakterlerle konuşurken ortaya çıkıyor. Biriyle konuşmaya kalktığınızda söyleyeceklerinizi oyunda çıkan bir menüden seçiyorsunuz. Bu menünün içeriği önceden
Az daha ölüyordum, az daha bu ay PC Market'i okuyamıyordunuz. Az daha mektuplarınızın altında ezilip son nefesimi veriyordum, diyemiyorum çünkü bütün ay boyunca pek mektup aldığımı söyleyemeyeceğim. Aslına bakarsanız Bahadır'ın Amiga ve PC yazısı hakkında (daha doğrusu aleyhinde) yazılmış birkaç nefret notu haricinde "hiç birşey” almadım. Neyse amacım mızmızlanmak değil asıl amacım Bahadır'ın yazısı hakkında (aleyhinde değil) birşeyler söylemek. Genellikle özgür bir ülkede yaşıyor olabiliriz ama tamamiyle özgür bir dergimiz var. Yani dergideki herkes istediğini söylemekte (daha doğrusu yazmakta) özgür. Belki hepimiz (okuyucular ve biz) yazarlarla aynı fikirde olmayabiliriz ama bu dergide kelleler uçacak değil. Şimdi gelelim "benim hard drive'im seninkini döver” kavgasına. Bu tip tartışmalar bilgisayarlar yaygınlaşmaya başladığından beri var. Ben küçükken arkadaşımla saatlerce VideoPac'ın mı yoksa Atari VCS'nin mi daha iyi olduğunu tartıştığımı hatırlıyorum. Daha sonraları çıkan Spectrum - C64, Amiga - ST tartışmalarını da hatırlıyorum. Bunca kavgayı atlattıktan sonra hangi aletlerin daha iyi olduğunu anladığımı söyleyemem ama bu tartışmaların manasız olduğunu anladığımı söyleyebilirim. Eğer sahip olduğunuz makinadan memnunsanız o zaman tadını çıkarın başkalarına da bunu kabul ettirmek için uğraşmayın. Yine de PC'cilerinde (demokratik ortamda) yazıya cevap verme hakları var. İsterseniz bakalım Bahadır neler demiş: 286-386-486 makinaların birinde çalışıp birinde çalışmayan pek çok program mevcut. Doğru ama bu chip'lerin uyumsuzluğundan değil, teknolojinin ilerlemesinden kaynaklanıyor. Eğer en gelişmiş 486 chip'ine sahipseniz çalıştıramayacağınız program olmaz PC'lerde tüm hamallığı ana CPU üstleniyor. Kısmen doğru. Amiga'da çoğu işlem için ayrı chip olabilir ama PC'nize takacağınız (Amiga içinde olan) bir Math co-processor chip ile işlemlerin bir kısmını CPU'dan alarak bu chip'e devredebilirsiniz. Bu arada bilmeyenler için CPU, Central Processing Unit yani ana işlemleri gerçekleştiren birim demek. İş 256 renk grafikleri hareket ettirmeye gelince PC çuvallıyor. Doğru ama haksız. PC'de action türü dediğimiz hareketli oyunlar daha az olsa bile iş Heart of China gibi oyunları yapmaya gelince PC daha başarılı. Daha fazla renkli, daha kaliteli grafikler PC'de oyun içinde kullanılabiliyor. Amiga grafik alanında stüdyolara girebiliyor olabilir ama HAM, 64 renk gibi güçlü mode'lar genelde sadece profesyonel amaçlar için kullanılabiliyor. Bunları oyunlarda kullanmak hemen hemen imkansız. Çıplak bir Amiga bile kartları tam bir PC'ye tercih edilebilir. Yanlış eğer çıplak iki aleti karşılaştırırsak ben şahsen Amiga'yı tercih ederdim ama bu günlerde full aksesuar (ses, grafik kartı, hard disk'li) bir PC'nin karşısında durabilecek bir alet olduğunu sanmıyorum. Bunun pahalı bir yatırım olduğunu kabul ediyorum ama teknoloji para demek. Bu günlerde 200-300 bin liraya bir Spectrum alabilirsiniz, alacağınız zevkte o kadar olur. Neyse sanırım bu konuda bu kadar laf yeter, ben elimden geldiği kadar adil olmaya çalıştım, şimdi gelelim ana konumuza: Oyunlar!! Bu arada hani olur ya mektup yazmak isterseniz adresimiz: PC MARKET PK. 205 Beşiktaş, İSTANBUL başardıklarınıza göre değişiyor. Bu sistemi ilk kez Mortuille Manor'da görmüştüm ve çok etkili olduğunu söyleyebilirim. Eminim hepiniz oyunun konusunu merak ediyorsunuz ve umarım Search for the King'in ana karakterlerinden Helmut'u hatırlıyorsunuzdur. İşte bizim ufak Helmut geçen oyundan beri Hollywood'un hatırı sayılır zenginlerinden biri haline gelmiş ve sonra da bir gün ortadan kaybolmuş. Sizin düşüncenize göre onu ancak UBG (Ultimate Bad Guy) kaçırmış olabilir. Parmak boyunda bir adamı bulmanın ne kadar zor olacağının farkındasınız umarım ama ne kadar sürerse sürsün Les Manley in: Lost in L.A. digitize grafikleri ve hafif erotizmiyle hepinizi eğlendirecektir.