İçindekiler
Bir yeni aybaşı ve yine huzurlarınızdayız. Tatil başlangıcı olan haziran ayı bana mektup bombardımanı yaptığınız bir ay oldu. Demek ki derslerden fırsat bulup da mektup yazamıyormuşsunuz. Satırbaşlarıyla cevaplar yazıyorum. Herkes sorusunu bildiği için cevabını bulsun. Bayram tebriğini unutmak benim kusurum. Ancak ben bayram tebriğini haberler sayfalarının içine koydum. Haber sayfalarından bazıları yayınlanamayınca tebriğimiz de güme gitti. BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.
İçindekiler ve derginin yayın planı ile ilgili şikayetler çok haklı. Ancak yayıncılık zamana karşı yarış. Böyle hatalar olabiliyor, ama olmamalı, katılıyorum.
PC bir çoğunuz tarafından çok mutlu bir hadise olarak yorumlanırken bazılarınız babanın evladından geçememesi gibi saplanmışlar. PC çağımızın gerçeği, ondan geri kalamayız. Ama AMIGA'mızdan vazgeçmeyiz. Fazla şartlanmayın... Çünkü sizler büyüyecek, her biriniz ülkenin geleceğinde söz sahibi olacak insanları oluşturacaksınız. Bugünden oyundan biraz ileri kademelerde bilgi birikimi stoğu yapmak zorundasınız.
Yazmaya devam edin. Bize yön veren bu mektuplarınız geleceğimize ışık tutacaktır. Yılmayın ve sanmayın ki mektubum okunmaz. Mutlaka okunur, değerlendirilir.
Bizden haberlere gelince; Bahadır ile Burak'ın yazdığı kitap Amiga sizler tarafından büyük ilgi gördü ve ikinci baskısını yaptık. Her kardeşimizin hiç tereddütsüz edinmesi gereken bu kitap çok önemli. Bu ay beğeninize sunduğumuz ikinci hadisemiz yazarlarımızdan MURAD OMAY ile HAYRETTİN YILDIZ'ın hazırladığı bilgisayar oyunu. PARA ve GÜÇ adını taşıyan bu oyun kardeşimizle oynadığımız MONOPOLY oyununun Amiga'ya uyarlanmışı. Ama ne sürprizler var bir bilseniz! Bundan böyle her ay bir yerli oyunumuzu beğeninize sunacağız. Sizin de kendi başınıza yaptığınız çalışmalar varsa gelin derleyip toparlayıp satışa sunalım.
Bu ayki dergi menümüze gelince; geçen ay yayınlayamadığımız Eye Of The Beholder II ve Willy Beamish bu ayın ağır topları. Kapak oyunumuz olan Monkey Island II geniş açıklaması ile gönüllerinizi fethedecek. Willy ise kelime kelime oyunu sonuna kadar oynuyor, bayağı seviyeli oldu.
Sürekli yazılarımız ve Commodore oyunlarımızla sizlere dopdolu bir dergi veriyoruz. Ayrıca bu ay SEGA MAGAZİN adıyla verdiğimiz ilave artık bağımsız dergi oldu. Kuşe kağıda 52 sayfa olarak yayınlayacağımız bu derginin patronu Metin Tekstil A.Ş. Yönetmeni ve hazırlayıcısı bizim grubumuz. SEGA sahibi olan dostlarınıza tavsiye edin.
Her şeyin gönlünüzce olması dileğiyle hepinize mutlu bir tatil ayı diliyorum. ABDURRAHMAN PALA
Hani bazen sakin sakin otururken birden bire ufukta kara bulutlar belirir, giderek büyürler, yaklaşırlar ve daha ne olduğunu anlayamadan kendinizi fırtınanın ortasında bulursunuz. Size olmaz mı? O zaman hazırlanın çok yakında olacak çünkü ufukta uzun zamandır çıkan en büyük fırtına göründü: Microprose'dan Darklands! İnsan bu oyunu nasıl anlatacağını bilemiyor, inanılmaz yönleri o kadar fazla ki. En iyisi sakinleşip baştan başlamak. Darklands bir RPG, Microprose hazırlıyor, standartların üzerinde grafikleri var. Tamam bunlarda heyecanlanacak bir şey yok, asıl iyi kısım şimdi başlıyor. Darklands pek çok role playing oyunun aksine ejderhalar, büyücüler gibi klişelere takılmayıp gerçek bir dönemi konu alıyor. Tam olarak söylemek gerekirse Ortaçağ Almanya'sını. Eğer SSI'ın alıştığımız senaryolarından biraz olsun sıkıldıysanız bu yeni konu size cennet gibi gelecektir. Darklands bütün RPG'lerin kalbinde yatan karakter jenerasyonu konusunda da oldukça başarılı. Her karakter isim, sex, HP, INT gibi klasik kategorilerin dışında sosyal sınıf (köylü, soylu v.s.), iş (madenci, bard v.s.), çocukluk exp. (bunu açıklamak biraz güç, kısacası ne olacağınıza karar veren bir özellik) ve belki de önemlisi divine favor gibi bir sürü özelliğe sahip. Bu divine favor seçeneği her karakterin Tanrı gözündeki değerini belirtiyor. Bu kategoride güçlü olan karakterler başları belaya girdiğinde azizler veya din adamlarının yardımına başvurarak mucizeler (bunlara büyü de diyebilirsiniz) yaratabiliyor. Aslında bu özellik bazı tartışmalara neden olabilir (özellikle din konusunu fazla ciddiye alanlar arasında) ama yine de akla ellerinden ateş topları fırlatan bir Mage'den daha yakın olduğu kesin. Karakter jenerasyonu bu kadarla da bitmiyor ama daha bahsedilecek çok şey olduğundan şimdi başka konulara geçiyoruz. Aranızda pek çok sadık SSI hayranı olduğunu biliyorum. Ama insan doğal olarak Darklands'i mecburen bu firmanın oyunlarıyla karşılaştırmak zorunda kalıyor. Mesela herhangi bir şehrin uzağında ilerlerken bir grup canavarla karşılaştınız diyelim. Normal bir SSI oyununda bu kılıcınızı çekip savaşa dalacağınız manasına gelir. Darklands'de ise karşılaştığınız her durum için bir sürü seçeneğiniz var. Yukarıdaki durumu ele alırsak kavgaya girmeden önce grubunuzdaki insanların özel yeteneklerini kullanma, düşmanınızla iletişim kurmaya çalışma, (biraz klasik ama) kaçma şeylerin arasından bir seçim yapabilirsiniz. Çoğu oyunda sırf exp. kazanmaya yarayan durumlara bile bu kadar özen gösteren Darklands'e hayran olmamak (ve beklememek) elde değil.
-*Hayırlı olsun komşu! Yeni, yepyeni bir Amiga aldığınızı duyduk, çoluk çocuk görmeye geldik. Hani derler ya; komşuda pişer bize de düşer. Hadi açın şu kutuyu da görelim meraktan çatlayacağız. Açın, açın, hadi ama. Aaaaaa *bu ne ayol, bu ne biçim Amiga, hani bunun numerik klavyesi, nerede bunun expansion portu? Yani şimdi bizim oğlan dakka başı size gelip Kick off oynayamayacak mı? Valla aslına bakarsanız herkes A-600'de Kick off oynayabilir ama kutuyu açıp ailemizin bu yeni üyesini görüp de şok olmayacak pek az kişi vardır. A-600 ilk bakışta birinin üzerine kazara satır düşürüp numerik klavyesini kopardığı bir A-500'e benziyor. Artık bu ilk darbeyi atlattığımıza ve zaten pek bir işe yaramayan numerik klavyemize ettiğimize göre artık A-600 incelemeye başlayabiliriz. 'Yüzeyde görülmeyen ana değişikliklerden birincisi Amiga'ları ucuz birer plastik kutu olmaktan çıkarıp canavara dönüştüren chip'lerin yerleştirilişi. Eğer açıp denediyseniz bilirsiniz, A-500'ün içindeki chipler socket dediğimiz yuvaların üzerinde bulunurlar. Eğer cesursanız bir tornavida yardımıyla bunu sökebilirsiniz (ama sökmeyin). A-600'ün bütün chipleri (ROM hariç) bir devrenin içinde entegre halde bulunuyorlar. Ekonomi açısından daha hesaplı ama ileride Paula'ya veya herhangi diğer bir chip'i çıkarıp yenisini takamayacaksınız. Bu bence bir eksi puan. (Score: -1) Amiga 600 standart olarak 1 Mega Byte hafıza taşıyor. (Score: 0) Hem bunu yapmak için sadece 2 DRAM chip'i kullanıyor. Aynı zamanda alt bölümde bulunan port'la hafıza 2 Mega Byte'a çıkarılabiliyor. Ama bu zaten Amiga 500'de de var, yani bunun için puan yok. Hoş bir sürpriz olarak A-600'ün TV modülatörü içinde yani artık Amiga'nızın arkasında kocaman bir parça taşımak zorunda değilsiniz. (Score: 1) Bunun yanı sıra pek azımızın varlığının farkında olduğu IDE-Interface'i (hard disk kullanmanızı sağlayan ara birim) de A-600 içinde bir yerlere saklanmış. Bu interface pek çok bilgisayar markası için standart kabul edildiğinden A-600 başka markalar için hazırlanmış Hard Disk'leri kullanabiliyor. Kesinlikle bir artı puan daha. (Score: 2) Elinizi Amiga 600'ün sol tarafında gezdirince yepyeni bir şokla karşılaşıyorsunuz. A-500'ü geliştirmeye açılan tek kapı olan expansion port yok olmuş. Bu da demek ki piyasada bulunan digitizer, Action Replay, 2 Mega Byte'ın üstündeki ek hafızalar, PC kartları gibi yüzlerce mükemmel ürün A-600'de kullanılamıyor. A-600'de beni en şaşırtan özellik bu oldu. Commodore'un gidip kendi eliyle
A-500'ü bir oyun makinesi olmaktan kurtaran yegane portu kaldırmasını açıkçası aptalca buldum. Bunun için eksi üç puan. (Score: -1) Bu portun yerini kredi kartı portu diye bilinen yeni bir şey almış. Kart portunun expansion portunun yerini tutabileceğini düşünenler ne yazık ki yanılıyorlar, bu port sadece hafıza kartlarını kabul ediyor. Hafıza kartları boş ya da oyun yüklü olabiliyorlar. Aslında bu yeniliğin altında giderek artan korsanlık korkusu yatıyor. Biliyorsunuz ufacık çocuklar bile 64 oyunlarını kopyalamaya başladıktan sonra 64 Software piyasası büyük bir çöküş yaşadı. Bütün oyunlar kopya yoluyla dağıldığından para kazanamayan software firmaları 64'ü pas geçmeye başladılar. Commodore firması Amiga'nın da aynı akıbete uğramasından korkuyor, çünkü bugün bile dünyada 3 milyonun üzerinde Amiga olmasına rağmen en baba oyun ancak 10-20 bin satabiliyor. Bu da bize açıkça korsan kopyaların ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor. Kart portu bu gidişata bir dur demek ve kopyacılığı önleyerek software firmalarının Amiga'yı terk edip daha fazla para kazanabildikleri piyasasına kaymalarına engel olmak için bir umut. Ama yine de ne kadar başarılı olacağı tamamen piyasanın bu yeni kart oyunlarına nasıl bakacağına bağlı. Akıllıca bir hareket ama başarı garantisi yok. Onun için istemeye istemeye verilmiş bir puan. (Score: 0) A-600 bence kız mı erkek mi olacağına karar verememiş bir bebeğe benziyor. Eğer Commodore A-600'ü bir ev bilgisayarı olarak düşünüyorsa neden genişlemesini sınırlandırıyor? En önemlisi ilgisiz bir bilgisayar kullanıcısı bile eninde sonunda parası olduğunda aleti için yeni ek parçalar almak isteyecektir. Piyasa Toaster, DCTV (bir digitizer) gibi heyecan verici ve de Amiga uyumlu ürünlerle dolarken portu kaldırıp bunlara açılan kapıyı kapatmak BÜYÜK bir hata. Yok eğer Commodore Nintendo veya Sega'ya rakip olacak bir oyun makinesi yapmaya çalışıyorsa neden bir daha zaman harcayıp her iki sistemi de mahvedecek yeni bir alet üretmiyor? Standart bir A-500'de yapılan bazı modifikasyonlar eminim hiçbir Nintendo yöneticisine kabuslar gördürmeye yetmeyecektir. Sonuç olarak Score'un 0 olmasından anladığımız gibi A-600 bence Amiga ailesi için ileri bir adım değil. Uzak bir akraba olabilir ama A-500 öldükten sonra tahtı devralacak varis hiç değil. MURAT ADANÇ
İPE PERFECT
PC piyasasında uzun zamandır ağızdan ağıza dolaşan iki isim var. QQP ve The Perfect General. QQP yepyeni bir firma, şimdiye kadar topu topu 3-4 oyun çıkardılar ve The Perfect General bu oyunların ilkiydi ama savaş stratejisi sevenler arasında öyle bir etki yaptı ki bu tek oyun QQP'ye piyasada isim yapmaya yetti. The Perfect General pek çok teknoloji delisini kusturabileceği söylenebilir ama eğer hex tipi oyunlardan hoşlanıyorsanız veya eski bir PSS hayranıysanız bu oyuna tapacaksınız. Oyuna pek çok benzerinde olduğu gibi elinizdeki sınırlı puanlarla kendinize bir ordu hazırlayarak başlıyorsunuz. Tabii bu seçiminizi oyunun 20 küsur senaryosundan hangisini oynadığınızı göz önünde bulundurarak yapmak lehinize olur. Daha sonra turn'ler halinde siz ve rakibiniz (bilgisayar veya en nefret ettiğiniz arkadaşınız) turn'ler halinde askerlerini cehenneme yollamaya çalışıyorsunuz. Eğer şimdiye kadar uyanık kalmayı başaranlarınız varsa şunu iyi dinleyin: sistem ve grafik olarak sıkıcı ama The Perfect General gibi oyunlar her zaman böyle olmuştur. Eğer beyninizi biraz çalıştırmak ve belki de rüyalarınızın savaşını yaşamak istiyorsanız The Perfect General'dan iyisini bulamazsınız. Bence Amiga'ya bu kadar çabuk gelmesi bizim (yani kasklarıyla uyuyanlar) için büyük bir şans.
O
VA # K #
Dune! Bilim kurgu romanlarını sevenlerin ruhlarının derinliklerini titretecek bir * İsim. Herkes tarafından klasik olarak değerlendirilip bu roman daha sonraları film haline de getirilmişti (başrolde Sting oynadı) ama hasılat açısından sinema piyasasının büyük hayal kırıklıklarından biri olmuştu. Belki de romanın sadık hayranları yıllardır kafalarında canlandırdıkları bu olağanüstü dünyayı bir yönetmenin kamerasından görmek istemediklerinden böyle olmuştu, ama biz iyisimi bunun tartışmasını milyonlarca dolar zarar eden film stüdyosuna bırakalım. Çünkü çok daha önemli bir işimiz var: Dune çok yakında bu kez bir bilgisayar oyunu olarak karşımıza çıkacak. Eğer romanı okumadıysanız (ki bence mutlaka okumalısınız) Olayları size kısaca anlatmaya çalışayım. Dune sizin yaşadığınız sistemin üçüncü gezegeni ve Kuwait çölündeki bir tankın içinden daha sicak bir yer. Bu cehennemi gezegende çok az canlı yaşayabiliyor ama bu canlılardan biri sizin ve aileniz için çok büyük önem taşıyor. Dev solucanlar. Sicağın etkisinden yer altında yaşayarak kurtulan bu solucanlar yüzlerce metreye kadar büyüyebiliyorlar ve bütün insanların peşinde koştuğu bir madde salgılıyorlar. Sizin aileniz ve rakipleriniz arasında bu inanılmaz değerli maddeye ulaşabilmek için amansız bir yarış var. Sizin göreviniz hem diğer aileyi mahvetmek hem de solucanlardan elde ettiğiniz madde ve çılgın bir bilim adamının yardımıyla Dune'u yaşanabilir yer haline getirmek. Dune, grafik yetenekleriyle meşhur CYRO ekibi tarafından hazırlanıyor. PC versionu şu anda piyasada mevcut ve Amiga'cılarında fazla beklemek zorunda kalacağını sanmıyorum. İçerdiği değişik oyun stilleri (Strateji, simulasyon, arcade, adventure) mükemmelin üzerindeki grafikleri ve herşeyden önce insanı kendine çeken ana konusuyla Dune bu yazın en iyi oyunlarından biri olmaya aday.....
Yaz geldi, herkes denize atlamaya hazırlanıyor. Belki de pek çoğumuzun denizle macerası kıyıda bitecek. Dalgalarla biraz oynaşma, belki gösteriş için biraz windsorf. Ama bazılarımız derinlere çok daha derinlere dalıyor olacağız. Çünkü Microprse'un yeni oyunu Sea Rogvue yakında geliyor. Titanic, Bismark gibi herkesin haberdar olduğu meşhur denizzadeleri bir yana bırakırsak yüzlerce yıldır dalgaların öfkesine yenik düşen binlerce gemi şu anda dipte yatıyor-kargolarıyla beraber. Ufak bir hesapla milyarlarca lira değerinde mal şu anda balıklara mobilya görevi yapmakta. İşte Sea Rogue size bu hazinelerin yanına inme (eğer başarabilirseniz) ve cebinizi doldurup tekrar dışarı çıkma şansı tanıyor. Oyun aslında biraz su altında Pirates tipi birşeyler olacağa benziyor. Önce ekibinizi hazırlıyorsunuz. Aletlerinizini seçiyorsunuz, sonra denize açılıp samanlıkta iğne aramaya başlıyorsunuz. Sea Regue, tıpkı ATAC gibi Microprose'un alışılmış simulasyon kalıplarından uzaklaşıp biraz da başka şeylerden para kazanma çabalarından biri. Zaten Railroad Tycoon ve Cvılızatıon rekorlar kırarken bunu yapmamak için aptal olmaları gerekiyor.
lem, hen HR 6
Aranızda Hunchback'i hatırlayacak kadar yaşlı olup, hala kıpırdayacak kadar hali olanlar parmak kaldırsınlar. Keşke kaç kişi olduğunu sayacak kadar genç olsaydım, gözlerim gideli yıllar oldu. Ama ben Hunchback'i hatırlıyorum. O zamanlar C64 1 numaraydı ve Hunchback en iyi platform oyunuydu. Daha sonra Sega, Nintendo gibi zıp çıktı sistemler geldi, Sonic, Mario gibi karakterler platform krallığını ele geçirdiler. Şimdi kahraman bir şövalye, büyük bir savaşçı gelip geri alacak ve Hunchback mezarına dönmekten kurtulacak. Aslında gelen kahramanımız şey bir balık. Hafif Robocop'a benzediğinden adı Robocod olan bir balık. Robocod Amiga'da çıktığında ortalık bayağı sarsılmıştı, oyun öylesine kaliteli, renk dolu, bir zıp-zıp harikasıydı ki yayımcı firma Electronic Arts bile böyle bir oyunun C64 ve Spectrum gibi 8 bit'lik bilgisayarlarda yapılamayacağını düşünerek bu versiyonların planını iptal etti. Allah'tan U.S. Gold için çalışan bir grup yetenekli C64 programcısı Electronic Arts'a ne kadar yanlış olduğunu kanıtladı. Robocod çok yakında C64 için hazır olacak ve inanın bana bu ikinci sınıf bir çeviri değil. Robocod C64 en az Amiga versiyonu kadar büyük hatta harita ve level düzeni olarak onların tıpatıp aynısı. Hazır levellardan bahsetmişken bir de şunu dinleyin: Robocod 10 level'dan oluşuyor, her level'ın ayrı grafik ve müzik stili var. Aynı zamanda her level'ın her biri yaklaşık 35 ekrandan oluşan alt bölümden oluşuyor. Yani sizin anlayacağınız Robocod büyük bir oyun. Renk sayısını ve belki de ses kalitesini saymazsak Robocod Amiga kalitesinde bir C64 oyunu olacağa benziyor. Teşekkürler U.S. Gold.
Valla benim tanıdığım bir tane Arnie var. O da film başına milyonlarca dolar aldığından ucuz oyunlarıyla meşhur Zeppelin firmasının bir oyununda görünmek isteyeceğini hiç sanmıyorum. Yine de başroldeki Arnie pek çok diğer oyun kahramanı gibi komutanları tarafından bir ormanın ortasında bırakılıyor ve kötü mü kötü bir genarali öldürmesi emrediliyor. Ve tabii ki generali öldürmek için randevu almak yetmiyor. Arnie'nin yüzlerce düşman askeri, tankı, helikopteri, topu, füzesi, kalesi, gemisi, kamyonu, panzeri arasından geçip generalin saklandığı yere ulaşması lazım. Bütün bu klişe, kokuşmuş konuya rağmen Arnie uzun zamandır
(belki de - Green Beret ve Commodore'dan beri) 64'te çıkan en zevkli askeri shoot-em up. Ustaca hazırlanmış izometrik grafikleri ve sonu gelmeyen düşmanlarıyla bu yazın en vahşi oyunu olabilir.