Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 25
Bazı lambaları ele geçirmek kolay. Bazılarını, bilhassa siyah lambayı almaksa zor. Çünkü onları öldürmeniz gereken ejderhalar koruyor. Bu nedenle biraz araziyi keşfe çıkmak yararlı. Çoğu kapalı mekan sahnelerde iki kapı var. Açık alanlarda ise kapı ekranda görünürken diğer çıkış alt taraftaki bir açıklıktan oluyor. Bir kapıdan çıkmak için kapının önüne gidip joystiği kapıya doğru itiyorsunuz. Buna benzer şekilde ekranın altındaki çıkıştan geçebilirsiniz. Böylece kendinizi ya başka bir odada ya da başka bir alanda buluyorsunuz. Odalar genellikle tek bölümden oluşurken alanlar siz hareket ettikçe değişiyor. Böylece bizim gariban Jack, Allegoria ülkesinde oradan oraya seyirtip duruyor. Ah bir de şu kötü kalpli yaratıklar olmasa her şey ne kolay olacaktı. Hareket eden her şey bizim düşmanımız. Sayısı ve çeşidi o kadar çok ki saymakla bitmez. İsterseniz biz deneyelim: dev sinekler, eşek arıları, vampir yarasalar, kurt adamlar, hain cellatlar, küçük şeytanlar, uğursuz kargalar, şahinler, cüceler, ifritler, cadılar... Bu kadar yeter mi?
Her yaratığın verdiği zarar, birbirinden farklı. Karga birden tepenize binerken, cüceler size ateş yumağı fırlatıyor; oklar ve mızraklar da işin cabası. Ve bir de ejderhaların ağızlarından çıkan (inanmıyacaksınız ama) alevler var. Bu yaratıklarla vaktinizi öldürmeyip de lambayı ararsanız eninde sonunda ateş kusan bir ejderha ile karşılaşırsınız. Canavara karşı sihirli kemerinizin ateşiyle karşılık verirseniz ateşi sönüp ölüyor. Ve koruduğu lambayı almak çocuk oyuncağı oluyor. Ve hemen koşup onu en yakın sandığa yerleştiriyorsunuz. Bunu dokuz kez tekrarlayın ve prensese kavuşun. Bu arada işinize yarayacak bir şeyin müjdesini verelim: toplayacağınız kalkanlar sizi bir müddet ölümsüz kılarken, müzik aletleri daha yükseğe sıçramanızı sağlayacak. Bulacağımız kılıçlarla kemeriniz sanki makineli tüfeğe dönüşecek. Bunları bulmadan yola devam etmenin intihar etmekten bir farkı yok. Deminden beri sözünü ettiğimiz bu oyunu herhangi bir oyun türüne sokmak zor. Oyun pek orijinal görünmese de tümü ele alındığında çok başarılı. Yapımcıları oyunun tutacağına güvenmeseler Atari ST için de bir başka versiyon hazırlamazlardı. Ahmet YILDIRIM
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 24
Bu belki de kitaplara geçmiş en eski hikâye. Ya da onun gibi bir şey. Ülkenin prensesiyle evlenmek isteyen genç bir adam. Kral onu beğenmiyor ve başından atmak için bir uğraşa gönderiyor. Ve bütün peri masallarının başladığı gibi başlıyor masalımız: Bir varmış, bir yokmuş... Kralının adı Maxim, onun soytarısının adı Jack olan Allegoria adında bir ülke varmış. Fakat işin acıklı tarafı soytarı işsiz kalmış. Çünkü kralın ne de halkının ağzını bıçak açmaz olmuş. Böyle bir durumda soytarı kimi güldürecek. Dertleri de, görünüşe göre, ülkelerinden yürütülüp götürülen bir lambaymış. Lambanın yerine mum kullansalar olmazmış. O devrin insanları bizim gibi medeni değilmiş ki, elektrikler kesilince mum yakmıyorlarmış. Şaka bir yana, o devrin lambaları hep sihirliymiş anlaşılan. Çünkü bu da acayip sihirli bir lambaymış. Çünkü ortadan kaybolur kaybolmaz ülkeyi felaketler sarmış. Ve halkı kıtlık, hastalık kırıp geçirmiş. İster inanın ister inanmayın lambayı bir ejderha yürütmüş. Ne işine yarayacak diye sormayın, çünkü o da ayrı bir sır. Görünüşe göre bütün bu felaketler lamba bulunup yerine konursa sona erecekmiş. Bu arada sarayın arka bahçesinde bizim soytarı Jack kara kara düşünüyormuş. Onun derdi de sevgilisi prenses Grizelda'dan uzakta geçecek günler. Elbette, kral kızını bir soytarıya verir mi hiç? (Demek o zamanlar yerli film seyretmezmiş krallar). Jack ne bir prensmiş, ne de zengin. Üstelik oldukça çirkin ve bir o kadar da aptalmış. Uzatmayalım kral soytarıyı bir kenara çekmiş ve, ya kızımın peşini
bırak ya da git canavarın elinden lambayı al getir demiş.
Kral anlaşılan oldukça uyanık biriymiş. Çünkü Jack bu
ASAR EE BEYE uğurda ölüp gideceğini ve böylece de kızın peşinden koşamayacağını hesaplıyormuş. Eğer lambayı getirmeyi başarırsa eh o zaman bir şeyler düşünürmüş. Buna karşılık Jack de aptal değil ya da gidip hemen kral büyücüsüne akıl danışmış. Ve büyücüye birkaç bardak bira içirip sarhoş ettikten sonra ondan bir sihirli kemerle altı can koparmış. (Canavarların yedi canlı olduğu devirde büyücü anlaşılan biraz cimrilik etmiş). Böylece Jack sihirli lambayı bulmak için düşmüş yollara ve biz de oturmuşuz bilgisayarımızın başına. Çünkü oyunumuz şimdi başlıyor. Önce müzikten söz edelim. Benim 64'ten dinlediğim en güzel müzik herhalde budur. Grafikler de oldukça şaşırtıcı. Açılış sahnesi, oyunu her yüklediğinizde değişiyor, Allegoria yakınlarında bir yer, genellikle bir kapalı mekân oluyor. Gördüklerimiz çıplak duvarlar, birkaç merdivenle birbirine bağlanan katlar, birkaç eşya, bir sahanlık. Ve elbette birkaç sandık... Sandıkların içi şu anda boş; bulacağınız dokuz lamba ve bilhassa siyah lambayı getirip onların içine yerleştireceksiniz.