Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 22
Ayrıca katılımın artması da bir kıpırdanma olduğunun göstergesi.
Organizatör arkadaşlar da ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışmışlar. Her şey sorunsuz ilerledi, güzel eğlenildi, kısa süreyle de olsa herkes oradaydı ve amaca ulaşıldı. Bu tür bir düzenlemeyi yapmak hiç kolay değil, üstelik ücretsiz. Bu organizasyonların kalitesinin/ürün sayısının artması bakımından ortaya bir para koymak gerektiğini görmüş durumdayım. Bu sebepten bir dahaki 7Dx'de küçük bir miktar (20 lira gibi) alınırsa ortaya bir ödül de konabilir. Ayrıca bilgisayar lab da gerekli değil görünüşe göre, herkes makinesini getirmişti, wireless network ve projeksiyon/mikser yeterli bir parti düzenlemek için.
Bu konuda son beklentim Vigo ve arkadaşlarının Nightshift'i tekrar canlandırması. Daha büyük bir salonda, daha uzun süreyle, daha kalabalık bir ortamda, sadece müzik ve grafik değil, kaliteli demolar izleyerek eğlenmek dileğiyle.
7D8 Puanlama
Grafik: 5 Müzik: 3 Oynanabilirlik: 10 Tekrar oynama değeri: 10
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 23
Bu yazıyı tetikleyen şey, İstanbul Kıyamet Vakti MMORPG oyununun yakında çıkacak olan yeni eklenti paketi “Derindeki Sır” için çıkan in-game videosunu görmem ve oyunun evreni ile ilgili benim doğal olarak şu an oyunculardan çok daha fazla detay biliyor olmam oldu (bilmeyen okuyucular olabilir, ben de İKV ekibinin bir parçası idim).
Türkiye'nin en sessiz, sakin çıkan ve büyüyen, en geniş kapsamlı ve bitmiş oyunlarından biri.
Genelde insanlar ve şirketler proje ekiplerini incelerken, hangi bileşenlerin ne kadar önemli rol oynadığı hakkında büyük yanılgılara düşebiliyorlar. Bir iş, takım çalışması olarak yapılıyor diye, takımın her bileşeni aynı kritiklikte rol oynuyor demek değil.
Sık sık yöneticiler, takım oyununda herkesin aynı derecede önemli olduğundan söz eder. Ve bunu söylerken aslında hem yalan söylerler, hem de yanlış yalanı söylerler ve bunun farkında değildirler.
Bu yalanı desteklemek için şirketteki değişik kişi ve departmanlar örnek verilir. Satın alma bölümü olmasa, üretim için kullandığımız komponentleri fabrikaya getiremeyiz o zaman üretim durur. Üretim grubu olmasa ürünü üretemeyiz o zaman neyi satacağız. Satış grubu olmasa ürünler satılmaz ve para gelmez. Bu firmadaki herkes hayati önemli bir iş yapıyor yaaaaaaaaaaa....
Çıkarıma bakınız. “X kişisi işini yapmazsa bu proje bitmiyor”, “Y kişisi de işini yapmazsa bu proje bitmiyor”, öyleyse “X kişisi ve Y kişisi aynı derecede önemli”. Burada “önemli” ne demek ayrıca tartışılabilir ama sanırım ana konuyu anladınız. Buradaki “önem” çoğu zaman şirketin o kişiye verdiği maaş ile de ilgili oluyor.
Şekil 1.
Hayır kardeşim bu çıkarım yanlış. Bu veriler hem X kişisinin hem Y kişisinin projeye katkı sağladığını söylüyor. Ama katkıların büyüklüğü konusunda bir şey söylemiyor. Bu katkı olmasa projenin yaptığı iş projenin bitmesi için gerekli olacak. Zaten projenin bitmesi için gerekli olmayan bir işi yaptırıyorsanız bu adamlara, o zaman bambaşka bir boyutta cahillikten bahsediyoruz. Siz zaten bu yazıyı okumayın.
Bir proje bir taskler kümesidir. Bu tasklerin her birinin tek başına veya gruplar halinde barındırdığı da bazı riskler vardır. İşte bir projenin bitmesi ile bitmemesi arasındaki fark en yüksek riskli tasklerin başarıyla bitirilebilip bitirilemeyeceğidir.
Türkiye'de şirketlerin ve hatta medyanın büyük bölümünün ısrarla anlamak istemediği yer burası. Herhangi bir yazılım projesinde, şu an dünyanın neresinde olursanız olun en yüksek riskli taskler “teknik” tasklerdir. Bir bilgisayar oyunu projesinde teknik taskler programlama, oyun dengeleme, oyun senaryosundaki bazı mantıksal ilişkiler (yani senaryonun gameplay ile ilgili kritik öğelerinin oturtulması), 3 boyutlu grafikler (poligon sayıları, skinning implementasyonuna uygun modelleme ve rigging yapabilme vs önemli teknik problemler). Bunun yanında 2D grafikler (texture boyama hariç), müzik ve ses efektlerinin büyük bölümü, konsept tasarım çizimleri, oyun senaryolarının büyük bölümleri, oyunun satış ve pazarlaması, reklamı, medya ilişkileri, reklam alımı/verimi vs gibi taskler teknik tasklere göre çok daha az risk taşır.
Bunun Türkiye'de bir türlü kavranamıyor oluşunun sebeplerini bilmiyorum. Belki Türkiye'deki dominant “business” ekolünün hala “ticaret”, yani bir şeyleri alıp satma iş modeli üzerine kurulu olmasından olabilir. Örneğin bir ticaret firmasında iş akışlarındaki en önemli riskler satış alanındadır. Bu yüzden satış ekipleri en önemli konumdadır ve bu haklıdır.
Hatta Türkiye'nin global ekonomideki bu ilginç konumu (yani az sayıda çok zengin tüccar şirket olması) ve global trendler sonucu dünyada bir tek Türkiye'ye mahsus olarak “İşletme” diye bir bölüm üniversitelerimizde lisans seviyesinde (yani master/doktora değil) bir seçenek olarak popülerleşebilmiş ve hayli zeki gençlerimiz yüksek puanlarla bu okullara girip hiçbir “alanın” uzmanı olmadan genel geçer olduğu savunulan bir “yöneticilik” eğitimi almıştır. Bu “yöneticiler”, yeri gelir bankada çalışır, yeri gelir tekstil fabrikası yönetir, yeri gelir elektronik fabrikası yönetir, yeri gelir internet firması yönetir, yeri gelir yazılımevi yönetir. Yönetir de yönetir.
Evet yöneticilik kesinlikle teknik yetilerden bağımsız ayrı bir yetenek seti gerektiriyor ve ayrı bir eğitimi olması gerektiğine katılıyorum. Fakat bu dünyanın her yerinde master derecesi olarak sunulan bir eğitim. Yani gider mühendis olursunuz, alanınıza belli bir teknik hakimiyetiniz olur. Üstüne gider işletme master'ı yaparsınız veya bazı şirket içi eğitimler vs alırsınız eyvallah. Ama bu yürüttüğü “business”ın içerdiği implicit problemleri bilmeden ve tanımadan ve en kötüsü önemsemeden business yürüten, proje kararları alan, ekipler yöneten “yönetici” kavramı ülkemize has.