Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 33
Forever 9 Parti Raporu Arnold (Jailbird) Cistai
Bu senenin başlarında, 2008'in ilk yarısında ziyaret etme şansım olan iki partiyi merak etmeye başlamıştım. Bunlardan ilki benim ana hedefim olan Breakpoint idi (birçok bilindik nedenden ötürü) ve diğeri ise benim açımdan ucuza gelecek ve ulaşılması çok kolay olan Forever 9 partisiydi. Her iki aktivitenin arasında yalnızca bir haftalık bir zaman dilimi vardı. Bir süre boyunca Slovakya yolculuğunu yapıp yapmama konusunda tereddütte kaldım. Ama ikinci kez düşündüğümde bu çılgın Macar partisinin kaçırılmaması ve kesinlikle orada olmam gerektiğine kanaat getirdim.
Benim kayınpeder uzun bir aktörlük kariyerinin ardından bir ulusal Macar ödülü aldı ve Cuma öğleden sonra yapılacak törene davet edildi. Ben de Poison/Singular ile buluşacağım yere, Budapeşte'ye beni yanında götürmesini rica ettim. Sonradan bunun büyük bir hata olduğu ortaya çıktı. :)
Öncelikle yolculuğumuza oldukça geç başladık. Kayınpederim biraz hızlanarak arayı kapatmaya karar verdi ancak Murphy'nin kanunları bizi vurdu: polis tarafından durdurulduk. Polise kibar davranıp bir an önce siktir olup gitmek yerine polisle tartışıp bağırmaya başlayınca 20 dakika kadar orada sıkışıp kaldık. Zaten çok gecikmiştik ki Murphy'nin kanunları ikinci kez uygulandı: sınırda oldukça uzun bir araba kuyruğu oluşmuştu. Her zaman zeki takılan sevgilimin babası, trafikten yırtmak için emniyet şeridini kullanmaya karar verdi. Macar başbakanının imzaladığı bir davetiyemiz vardı ve bir şekilde bu davetiyeyi sınır devriyelerinin burnuna sokmak işe yaradı, sınırı geçmeyi başardık, hem de oldukça hızlı bir biçimde.
Budapeşte'ye kadar oldukça hoş bir yolculuk yaşadık, ama şehre geldiğimiz gibi yoğun bir trafikle karşılaştık. Burnumuza garip bir koku geliyordu. İlk başta dışarıdan geldiğini sandığımız bu kokunun çevredeki insanların bağırarak bizi uyarması üzerine arabamızdan dökülen bir sıvıdan geldiğini anladık. Murphy'nin kanunları 3. kez işliyordu. Zaten çok gecikmiştim. Bu noktada kısa bir vedalaşmanın ardından kendimi arabadan dışarı atıp, herhangi bir toplu taşıma bulunan en yakın istasyona doğru koşmaya başladım. Trenimin kalkmasına 1 saat kadar bir süre kalmıştı ve ben hala şehrin bir ucundaydım. Böylece elimde bagajlarla hiçbir araca çarpmamaya çalışarak yoğun öğle trafiğinin içinde, araçların arasında koşuşturmaya başladım. Ama sonuç olarak trenimin kalkmasından önce istasyona yetiştiğim, hatta hatta Çin restoranında sersem bir garsondan bir bira içecek vakit bulduğum için kendime gurur duyuyorum.
Poison ve ben, Macaristan-Slovakya sınırına kadar küçük bir yolculuk yaptık. Burada Singular grubundan şehrin batı bölümünden arabayla gelecek olan Cargo, Soci ve Leon'la buluştuk. Benzin istasyonundan daha da bira aldıktan ve depoyu doldurduktan sonra beşimiz Trencin yolunu tuttuk.
Slovakya sınırına yakın bir bölgede Poison ve Leon az önce aldıkları güzel biralarını tadıp, kameraya poz verirken.
Şekil 1.
Aceleci şoförümüz Cargo'yu biraz sinirlendiren sayısız işeme molasından sonra, akşam 6 sularında parti mekanına vardık. Trencin, Slovakya'nın kuzeyinde kalan küçük ama çok hoş bir şehir. Şehir temiz ve rahat, kızları güzel ve her ne kadar İngilizce bilen birini bulmak çok zor olsa da şehrin sakinleri hoş ve yardımsever insanlardan oluşuyor. Dolayısıyla insanlarla sınırlı bir biçimde anlaşabildik. Genellikle işaret dili ya da Slavik dillerin yakınlığından medet umarak benim Sırpça konuşma numaramla anlaşmaya çalıştık. Bulunduğumuz yer şehir merkezine yarım saat mesafede, benzerlerinden çok daha kullanışlı bir büyüklüğe sahip bir kültür kulübüydü. Herkes mekanda bulunan motifleri sevdi. Parti alanı çok genişti, güzel bir lobisi vardı ve scenerlar aynı zamanda binanın dışında da takılıyorlardı. Aynı zamanda parti mekanının yanı başında, Cuma günü death metal konseri ve Cumartesi günü de punk konseri olduğunu hatırlatmalıyım. Bu sayede aktif olarak yerel underground atraksiyonlara katılıp, farklı ritüelleri deneme şansını elde ettik. :) Tek negatif nokta mekanda duş olmamasıydı. Ben bir şekilde ıslak mendillerle idare ettim parti boyunca ancak uzun yolculuğun ardından en azından bir duş alabilmeyi çok isterdim.
Biz mekana ulaştığımızda parti zaten kalabalıklaşmıştı. Çoktan mekana gelmiş bulunan C64 çetesini selamladık. Eşyalarımızı yerleştirdikten sonra gelenekselleşmiş Cuma gecesi aktivitesi olan gece kulübüne gidip, ölmeye yakın bir duruma gelene kadar içerek 8-bit parti ruhunu hissetme olayına girdik. :) Ne yazık ki bu defa yalnızca Poison yerel tatlı ama sert içeceklerle birkaç güzel birayı karıştırmanın büyük yardımıyla bu görevi tamamlamayı başardı.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 32
Dungeon Master
Diğer bir ilginç ziyaretçi de (aslında buluşmanın organizatörlerinden olması bakımından ev sahibi de diyebiliriz) Lord Ronin idi. Tam da hayatta bol bol beraber takılıp çok eğlenilecek, ve çok şey öğrenilecek türde bir adam. Yerleşik bir alaycılık (rahatsız edici olmayan türden) ve zeka izlerini hemen görmek mümkün. Benim gibi farklı bir kültürden gelen birisi için, takip etmesi zor olan pek çok TV ve kitap referansını konuşmasının arasına cömertçe serpiştiriyor olması, beni sürekli olarak sonra gidip araştıracağım çeşitli yazarlar ve yapımlar hakkında notlar almaya itti. Sonuçta benim için biraz zor ama fikir tazeleyici bir deneyim oldu Lord Ronin ile sohbetlerimiz.
Robert Bernardo'nun sergilediği envai çeşit Commodore cihaz
Şekil 2.
Tam bir FRP hastası olan Lord Ronin (sanırım 1976'dan beri oynuyormuş, bu arada meraklıları bilir, Lord Ronin AD&D versiyon 1'cilerdenmiş) bu etkinlik için bir diğer ACUG üyesi olan David ile beraber bir CD hazırlamış. CD içinde çeşitli FRP senaryoları, bilim kurgu hikayeleri ve eski bir text adventure yapım kiti ile hazırlanmış, senaryosu yine kendisine ait olan birkaç tane adventure oyunu var. Gelenlere bedava dağıttıkları bu CD'yi henüz inceleme şansım olmadı, ama umarım Plazma'nın bu sayısının çıkmasından sonra oturup keyifle o hikayeleri okuyup oyunları oynayabileceğim. Belki gelecekte Lord Ronin'in bazı senaryolarını adventure oyunları olarak (yani text değil tamamlanmış grafik ikon adventure oyunları olarak) yayınlama projelerine girişebiliriz.
Diğer Muhabbetler
Ayrıca David ve Rick (Wildstar) isimli iki başka ACUG üyesi ile daha tanıştım. Kendisi bir grafiker olan Wildstar ile demoscene üzerine bol bol sohbet ettik. Amerika'da demoscene hakkında yüksek bir farkındalığa sahip birilerine rastlamak ender bir durum. Çünkü buradaki Commodore'cu arkadaşlar genelde ağırlıklı olarak PAL uyumlu olan demoları, NTSC makinelerinde izleyemedikleri için bir kopukluk oluşmuş.
Daha sonra Robert bir grup değişik yazılım ve donanımı gösterdi. Bunlar arasında Super CPU destekli Shoot'em Right oyunu Metal Dust, bazı VIC-20 kartuşları ve kendi ilginç analog joystick'i ile gelen bir model uçak simülatörü vardı. Bazen burada öyle niche Commodore alakalı ürünlere rastlıyorum ki hayretler içinde kalıyorum. Yani birileri kalkmış “Abi süper bir fikrim var. Şimdi bir oyun yapalım standart dışı bir joystick gerektirsin, hem joystick hem oyun satarız. Süper” falan demiş. Yani öyle çok aksiyonlu, atraksiyonlu bir oyun da değil. Ama Commodore, o dönemde o kadar yayılmış ve pazara hakim olmuş ki, insanlar zaman zaman böyle uç uygulamalara bile girmekten kaçınmamış. Biz Türkiye'de disket sürücüye bile niche bir cihaz gözüyle bakıyorduk o yıllarda.
Sonunda akşam 7.00 civarı bizim için ayrılma vakti geldi. Yine üç saatlik bir dönüş yolculuğu bizi bekliyordu.
MossyCon benim için güzel bir deneyim oldu. Coğrafi olarak yakın bölgelerde oturan bu kadar Commodore'cu ile hepimize faydalı olacak yeni projelerin gelecekte olabileceğini umuyor ve görüyorum. Özellikle Seattle çevresinde UPCHUG'un da yeniden aktive olması ile bu bölgedeki kullanıcılar arasında ne tip bir üretkenlik ve dayanışma yaratabileceğimizi merakla izliyor olacağım.