Plazma sayı 5, sayfa 102

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 102

O yıllarda en faal oyun dağıtan gruplar: Zombie Boys, Angels, Tacs, Metro Boys, Fast Generation, Turkish Mega Force gibi gruplardı. Oyunları getirmenin iki yolu vardı;

1. Crack yapan gruplardan parayla satın almak (ki bunun için o gruplarla temasa geçmek inanılmaz zordu)

2. Swap yapmak, iyi kontaklar kurmak.

2. yol haysiyet açısından daha “kool” bir davranıştı. Eğer “baba” bir ekipsen iyi kontakların olur ve sana her zaman “yeni” stuff'lar gelir. Tabi işin zor kısmı bu kontakları kaybetmemek için senin de onlara iyi stuff'lar yollaman gerekir. Sonuçta swap'in mantığında, sana gelen diğer kontağa yollamak yatar. Yani Ali'den geleni Veli'ye, Veli'den geleni Ahmet'e yolla... Önemli olan stuff'ların çakışmamasını sağlamak. Çünkü siz bir mektup yolladığınızda bu mektubun karşı tarafa ulaşması en az 1 hafta, karşıdaki kişinin size yollayacağı disket (ya da disketler)i hazırlaması da 1 hafta, size postanın ulaşması en az 1.5 - 2 hafta, yani sonuçta 1 ay gibi bir süre söz konusu.

Avrupa'da yaşayan gruplar bize göre kendi aralarında çok daha hızlı mektuplaşabiliyorlardı. Bu bakımdan sizin onlara gönderdiğiniz şey gerçekten hem hızlı olmalıydı hem de kaliteli. Bir süre sonra elinizde gönderecek bir şey kalmayınca ne olacak? İşte bu durumda artık sizin, kendi grubunuza ait bir ürün çıkarmanız ve tüm kontaklarınıza bu ürünü ya da ürünleri yollamanız gerekecekti.

Artık kontakları mutlu etmek ve onların gözünde “iyi” olmak için Türk Gruplarının da bir şeyler üretmeye başlaması gerekmekteydi. Commodore 64 grupları içinde gerçekten kendi introlarını yazan, dağıtan ekipler vardı. Büyük bir kısmı da ya başka grupların (yabancı) intro packer'larını kullanıp kendi logolarını koymaya çalışır, ya da direkt olduğu gibi intro'yu çalıp renklerini, becerebilirse müziğini ve grafiğini değiştirerek kendi yapmış gibi dağıtırdı.

Bu gruplardan hatırladığım “COBRA BOYS” vardı. “MOSKWA TV/Beastie Boys” tarafından (bir rivayete göre moskwa tv'de büyük ripper'lardanmış) yapılan bir intro'yu aynen değiştirmiş ve “Cobra Boys” intro'su yapmıştı.

“Dükkan-Grup”lara en iyi diğer bir örnek de “Flamingo Bilgisayar”dır. İstanbul/Şişli'de dükkanı bulunan Flamingo, diğer “bilgisayarcı”lara nazaran intro işine çok önem verirdi. Çünkü grubun introları, daha sonra Zombie Boys'un C64 lideri olacak olan Mephisto/Comrade tarafından özenle yapılmış intro'lardı. Benim gözümle gördüğüm yaklaşık 4 disket (arkalı-önlü) Flamingo İntro Packer'ları vardı.

Genel anlamda 1989-1994 yıllarına dönüp baktığımda, irili ufaklı pek çok grubun var olduğunu, bunların çok büyük bir çoğunluğunun sadece ve sadece “oyun dağıtan grup” statüsünde olduğunu görüyorum. İlk hedef her zaman ünlü olmak, isim yapmak, en azından dükkanlar tarafından tanınan bir ekip olmaktı. O dönemlerde, “korsan” tabiri neredeyse hiç bilinmediği gibi, neredeyse tüm bu dükkanların gelir kaynakları, sattıkları “korsan” oyunlar sayesinde kazanılmaktaydı. Bu durum, oyun dağıtan grupların ister istemez birbirleriyle ciddi rekabete girmesine yol açıyordu.

Türkiye'de “scene” kelimesi tam olarak telaffuz edilmese de, yurt dışında oyun kırmak, kırılan oyuna intro eklenmesi gibi işlemler biraz daha ileri seviyeye ulaşmış, artık yavaş yavaş intro'lardan oluşan “intro-collection” tarzında “release”ler çıkmaya başlamıştı. İnternet'in ve modem'in henüz icat edilmediği bir dünyada iletişim “posta” yoluyla yapılmakta, insanların birbirini bulabilmesi için de “disk-mag” adı verilen “disket dergi”leri yavaş yavaş yayılmaya başlamaktaydı...

Hiçbir kaynağın bulunamadığı Türkiye'de, hasbelkader (yani şans eseri) disk-mag bulan ya da görenler, eğer biraz da İngilizcesi varsa, hemen dergideki “contacts” ya da “advertisements” bölümlerine dalıp, gördükleri tüm adreslere mektup göndermeye başladı. Tabi bazı ekipler, bunu çok önceden çözmüştü ve zaten yurt dışı ile çok sıkı irtibat içindeydi.

Aklıma ilk gelen efsane isim “Tolga Ayvaz”dır. Bir rivayete göre Tolga Ayvaz, bir gün Kadıköy/Yazıcıoğlu İş Hanı'ndaki “Uygar Elektronik”e (keza bu dükkan aynı isimle halen orada bulunmakta ama eski günlerden hiç kimse bulunmamaktadır.) gider, (3. kat) “Sinan Kömürlü”nün ofisine girip, yanından getirdiği bir çuval disketi yere dökerken “abi yeni oyunlar geldi” der...

Tabi tüm bu “grup” tadındaki ekiplerin genelde tek ortak yönü sadece “import”a yönelik işler yapmasıdır. Yani genel sorunumuz olan “üretmeden tüket” mantığı bence taaaaa o yıllara dayanır. Bu tarz ekipler daha “business” takılırken, diğer küçük çaplı ekipler, ufak ufak intro code'lamaya başlamış, hatta tam olarak bunu neden yaptığını bile bilmeden, kendini “dükkan” gibi görüp, oyunların başına reklamlarını yapmaya başlamıştır.

“Swap” yapmak (yani posta yoluyla değiş-tokuş) zor ve zahmetli bir iştir. Onlarca disketi kopyalamak, kimi özel kontaklar için uzun mektuplar yazmak, “stamp cheating” yapmak, mektupları zamanında postalamak, bunları takip etmek filan çok zaman alan ciddi bir iştir. Keza, dünya ile tek bağlantı bu metot olunca, işin önemi bir kez daha kendini hissettirir.

1990-1991 yıllarına baktığımda, bilgisayar dergilerinin konunun yayılmasına ne kadar katkı sağladığını görüyorum. Efsane dergi “Commodore”, daha sonra çıkan “Amiga Dünyası” gibi dergiler, belki de “Commodore” markasını Türkiye'ye getiren “Teleteknik”in yapması gerekeni yapıyor, onların misyonunu üstleniyordu. (Keza “Commodore” dergisi de zaten Teleteknik'indi)

Benim “scene” ve “scene grubu” kelimesinden anladığım, prodüktivite ağırlıklı, bol bol ürün çıkan / çıkarılan, içerisinde departmanların olduğu gruplardan oluşan bir oluşumdur. İçerisinde programcı (coder) bulunduran, müzisyen (composer), grafiker

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.