Plazma sayı 4, sayfa 125

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 125

Merhaba sevgili Plazma okuyucuları! Bu aydan itibaren sizlere Scene dünyasının Türkiye ve Türkler ile ilgili kısmını yazacağım. İnternet üzerinde yaptığım aramalara rağmen konu ile ilgili detaylı bilgi bulamadım. Amacım, gelecek nesillere en azından belge tadında bir doküman bırakmak!

Öncelikle Scene nedir? Kısaca tanımını yapmak istiyorum. Bizim sözlük anlamı çok da fazla ilgilendirmiyor. Önemli olan, kullanıldığı yerdeki anlamı. Normal şartlar altında her konunun kendine ait bir Scene'i olabilir. Yani kedileri seven, zaman zaman bir araya gelen, yeni çıkan kedi mamaları hakkında konuşan, konu ile ilgili web sitesi açan ya da “en güzel kedi” yarışması düzenleyen insanların oluşturduğu camiaya da Kedi Scene'i ya da Kedi Sevenler Scene'i denebilir.

Bu scene içinde olanlar, "en değerli kedi türü hangisidir", "en nadir bulunan kedi rengi", "en şişko kedi" ya da "kediler en çok neyi yemeyi sever" gibi acayip konuları çok iyi bilirler. Hatta var ise kediler ile ilgili belgesel DVD'leri, aylık kedi magazinleri gibi şeyleri de satın alırlar. Yani kedi konusu ile ilgili her olaya girer, her tür medyayı takip eder, kendisi gibi ilgili diğer insanları bir şekilde bulur, tanışır ve hayatı boyunca, paso bu konularda sohbet etmek ister.

İşte bizim Scene de aynı bunun gibi bir şey. Kronolojik olarak baktığımız zaman, Scene 80'lerin başları ve ortası gibi başlıyor. O yılların en popüler bilgisayarları olan Commodore 64, Atari, Spectrum ve Amstrad, Scene'in doğmasına yardımcı oluyor. Tabii ki en yaygın ve dolayısıyla en domine sistem Commodore 64.

İlk etapta oyun kırma işleri Scene'in temel unsuru oluyor. Oyunların olduğu teyp kasetlerinde, kopyalamaya karşı koruma bulunuyor (Copy Protection). Bu koruma zahmetli bir kurcalama sonucu ortadan kaldırılıyor ve oyunlar artık kopyalanabilir hale geliyor. Daha sonra, teypten ara-yüklemeli oyunlar kimi zaman tek parça dosya haline, kimi zaman da disketten yüklenebilecek hale getiriliyor. Bu işleri yapan insanlar bir anda kendilerini “Crack Scene” içinde buluyorlar... Bu işleri yapana “Cracker”, orijinal oyunu bulana (genelde satın alana) “Original Supplier” deniliyor.

Bu işleri yapmak kolay değil. Hem zor hem de uzun vakit alan bir işlem. İnsanın doğasında olan, ünlü olmak - tanınmak içgüdüsü, bu işi yapan insanların kendini tanıtma isteğini doğuruyor. Oyun kıranlar, kırdıkları oyunların başına kendi takma adlarını ya da bu işi yaptıkları ekibin adını (Grup) yazmaya başlıyor. Böylece oyunu kıran kişi/grup artık tanınmaya başlıyor (tabii ki takma isimlerle).

Böylece “Intro” dediğimiz kavram doğuyor. Oyunların başına koyulan, "introduction" kelimesinin kısaltması olan “intro”lar, oyunu kıran grubu tanıtıyor. Yapılan crack ile ilgili notlar, eğer oyun "train" edilmişse (sonsuz hak, sonsuz mermi gibi) trainer ile ilgili notlar vs. Asıl önemli bilgi ise bu gruplarla temasa geçmek için bırakılan adres ve telefonlar.

Yavaş yavaş iş büyüyor, özellikle Avrupa'nın pek çok ülkesinden gruplar türemeye başlıyor. İnternetin olmadığı bu dönemlerde insanlar birbiriyle posta yoluyla haberleşiyor. Disketler gidip geliyor tüm dünyada. “Swap” dediğimiz olay doğuyor. Teknoloji ilerliyor, “Modem” denilen efsanevi cihaz çıkıyor. Artık crackerlar mektup / posta yerine direkt uzaktan bilgisayarlarını birbirine bağlıyor. İlk başlarda inanılmaz düşük hızlarda da olsa bu, "Modem Scene'inin" doğmasını sağlıyor.

Zaman içinde gruplar, intro'larına daha çok önem vermeye başlıyor. İlk başlarda çok basit tasarımlara sahip olan introlar, yavaş yavaş özenle yapılmış grup logolu, çok renkli karakterlerle yazılmış yazılı mesajlara sahip oluyor. Intro'larda çalan müzikler ciddi ilerleme kaydediyor, ekranda sabit duran yazılar birden kaymaya başlıyor.

Gruplar zaman zaman bir araya geliyor, bilgisayarlarını yanında getiriyor ve oyun kırma partileri yapmaya başlıyor. “Copy Party” denilen şey doğuyor. Yarışmalar yapılıyor "ilk şu oyunu kim kıracak", "en fazla trainer opsiyonunu kim ekleyecek?" gibi. Bunlar da yetmiyor, artık "en güzel intro'yu kim yapacak", "en güzel logolu intro kimin olacak" gibi saplantılar başlıyor.

Görülüyor ki, oyunu kırmaktan daha zevkli şeyler var. Introlar oyun başlarında çıkan küçük şeyler olmaktan kurtulup, tek başlarına yayınlanan minik ürünler haline geliyor. Bu da yetmiyor, 4-5 tane intro arka arkaya paketlenip mini bir intro-koleksiyonu oluyor. Artık bunların adı “intro”dan çıkıp yavaş yavaş “demo” adını alıyor. Demonstration kelimesinin kısaltması yani.

Bu noktada Scene, kendi içinde küçük bir ayrıma gidiyor, Scene ve Demoscene şeklinde... Tüm illegal işler (oyun kırmak, kopyalamak, kaçak telefon hatları gibi) Scene'e ait oluyor, Demo / Intro gibi sanatsal ağırlıklı işler ise Demoscene'e ait oluyor. Bunun dışında, “BBS Scene”, “Crack Scene”, “Hack Scene”, “ASCII Scene” gibi değişik fraksiyonlar da doğuyor.

Bu bölünmeler platform / makine bazında da oluyor. “Amiga Scene”, “C64 Scene”, “Atari Scene”, “Amstrad Scene” gibi o dönemin popüler makineleri, kendine özgü bir scene'in parçası haline geliyor.

Benim kendi içinde bulunduğum ve 1988 yılından beri bizzat takipçisi olduğum platformlar C64, Amiga ve bazı Console/Handheld cihazlar ile ilgili scene'ler. Elimden geldiği kadar PC scene'ini de takip ediyorum. Fakat benim için gerçek scene hep C64 ve Amiga scene'i olmuştur.

Bu uzunca Scene tanımlamalarını yaptıktan sonra, asıl konumuz olan “Türk Scene'i”ne geçelim artık.

İlk Türk Grupları

İlkleri yazmak ve anlatmak gerçekten çok güç. Sebebi şu, benim scene ile tanışmamdan öncesini iyi bilmem gerekiyor. Ne yazık ki bugün (2008) itibari ile, 1980'li yıllardan kalan scener sayısı yok denecek kadar az. Pek çoğunun sadece takma adını bili-

yoruz, belki bir kısmını da hiç bilmiyoruz. Umarım bu yazı dizisini o eski güzel günlerden kalan abilerimiz okur da bize bir şekilde ulaşır, hatalarımızı eksiklerimizi düzeltmemize yardımcı olur.

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.