ERİK'E KULAK VERELİM

Hacım o değil de herhalde herkes Alf'i hatırlıyordur ya da Kara Şimşek'i dimi? Şimdi nereden çıktı lan bu dememek lazım bence nedenini anlatacağım ama öncelikle A Takımı'ndan, Kara Şimşek'ten vs.'den bahsetmek için burada tevellüdü benden daha eski olanlar illaki vardır ki onların eminim ki anlatacak da daha çok şeyleri vardır neyse anlatacak şeyi olan da anlatır ben kendime göre bir anlatayım. Düşününce bizim çocukluğumuz ya da bazılarının ortaokul seneleri olan yıllar ki o zamanlar daha ORTAOKUL yıllarıydı ilköğretim okulu yılları değildi neyse o yıllar güzel yıllardı, herkes bu konuda aynı fikirdedir diye düşünüyorum. Şimdiki çocukları düşününce çocukluklarını yaşayamadıkları bence apaçık ortadadır, neden? Çünkü bir kere TV'nin çok fazla kanalı var, sonra bilgisayar var. Ben ilk bilgisayara dokunduğum ilk önce yuvadaydı sanırım. Ne olduğunu hatırlamıyorum basit bir atari bile olabilir, ya da Sinclair neyse TV'ye bağlanıyordu sanırım, yuvaya nereden nasıl geldi onu bile bilmiyorum bir günlük gelmişti işte herkesi sırayla oynattılar biz de çok hevesli bir şekilde oynadık ama sonra o bilgisayar ne oldu hatırlamıyorum. Yuva yıllarım demek ki 1987 ya da 1988 olması lazım. Daha sonraki bilgisayarı hatırlıyorum o da eski bir arkadaşımın evindeydi, o adam hem ailesi açısından hem de evde abisi olması açısından şanslıydı, abisi lisedeydi sanırım ya da üniversiteyi kazanmıştı yani bilgisayar aldırması kolaydı. Ben bizimkileri düşününce, bilgisayar ile hayatında kesişmeyecek paralel gidecek bir hayatları olduğunu düşünmekteyim örneğin çocukları olmasaydı muhtemelen hayatı boyunca bilgisayara dokunmayabilirlerdi ki babam halen dokunmuş değil daha mouse kullanmayı bile bilmez annemse Spider Solitaire'den kalkmıyor, e-mail adresi aldık Amerika'daki kardeşi ile haberleşsin diye onu bile sen gir benim yerime oku mektubu deyince onu da kullanmaktan vazgeçtik neyse konumuz bu değil. Ben bilgisayar isteyecek yaşta değildim, sanıyorum okul bir şekilde hoca gelmediği için bizi tutuyorlardı, garip bir müdür yardımcısı vardı derse o gelmiş bize şarkı falan söyletiyor olabilir ben artık o kadar sıkılmıştım ki numaradan ağlamaya başladım, bu dediğim arkadaş da o günlük mü yanıma gelmişti neyse yan yana oturuyoruz ben ağladıkça o da numaradan ağlamaya çalıştı ama o arada gülüyordu. Benim açıkçası ağlamaktaki amacım belki ağlarsam okuldan gitmemize izin verirler diyeydi çünkü hoca yok ve biz boş boş oturuyorduk. O zaman boş oturma diye bir şey olur mu dememek lazım ben zaten okuldan oldum olası nefret eden bir insan olarak eve gidip çizgi film izlemek için yanıp tutuşuyordum ya da oyun oynayabilirdim okul her zaman sıkıcı gelmiştir bana. Öyle ki daha okulun ne olduğuna dair bir fikrim yokken beni evde rahat durmuyor bari yuvaya yazdıralım diye yuvaya yazdırmışlar ama ben bunu herhangi bir formalite örneğin bir doktor gibi düşünüp yazıldıktan sonra olacakları hiç hesaba katmıyordum. Kayıttan sonra bugün kalsın mı demişler bizimkiler sanıyorum benim habersiz halime bakıp bugün kalmasın demişler ertesi gün de galiba kardeşimle gitmişiz ama bizimkiler beni bıraktıkları anda ağlamaya başladığım için beni almışlar yerime kardeşim kalmış oyuncaklarla oynamış vs. Ertesi gün ister istemez ağlasam da gitmişim. Neyse bu da başka bir konu beni okuldan çıkarsınlar diye ağlarken amacıma ulaşamadım haliyle, ama o gün erkenden izin verdiler evimizde donduk. Bu arkadaşım (adını vereyim Eren ileride daha çok geçebilir) bize gelsene dedi ben de peki dedim, ne kadar uzak dedim o da bir km demişti çok iyi hatırlıyorum benim için o zaman km kavramı sadece uzak manasına geliyordu çok yürümeyelim dedim sadece neyse zaten bir km'yi beni keklemek için söylemişti evleri okuldan 200 metre falandı herhalde. İşte o gün ilk defa gel bak sana bilgisayarı göstereyim dediğinde önümde turuncumsu siyahlı bir ekran ve ekranda tek hatırladığım satranç tahtası üzerinde birbirlerine vurarak ya da asasını yere vurarak açıp taşları o şekilde alan satranç taşlarıydı. Şu an bile bana inanılmaz geliyor açıkçası animasyonlar ama eminim ki oyun bir kere benim makinamda artık çalışmaz (bir kere ne olacak bakalım diye diski formatlayıp DOS6 ve WIN1 kurdum çalışmadı neden unuttum) çalışsa bile işte o eski büyüsü bozulacaktır kesin. Hani bu o komodor.net'teki arkadaşın bir şarkısında da vardı "eski günlerde hım hımı hım bir şey bir şey büyüsü bozulur, aynı olmaz" vs vs neyse şimdi arkada başka bir şey çalıyor (eskisi gibi olmaz diyordu lan) o yüzden hatırlayamadım ama aynen öyle olur. Makinanın 80286 olduğunu ortaokulda falan öğrendim. O gün benim en büyük ikinci maceram ise CD oldu, evet bildiğimiz CD ama ilk defa sanıyorum orada gördüm ben (bu arada hala yılını söylemedim ben ikinci ya da üçüncü sınıfta olmam lazım bu durumda 1990 olabilir) üstelik CD Kraftwerk'in der mix'iydi, Eren kapaktaki robot resimli adamları gösterip bak bunu söyleyen robot dediği çok şaşırdım o zamanlar sentezleyici denen aletten haberi olan bir ikinci sınıf veledi olması imkansızdı şimdi var mıdır bilmiyorum ama olabilir belki. Neyse şarkıda baan baan baan hede hodo otobaan diyordu onu anladım. (bu arada şarkıyı ben internete bağlanabildikten sonra (ki bundan 10 sene sonrası oluyor nereden baksan) çok aradım, önce grubu aradım, sonra şarkıyı aradım neyse şarkı bu arada Kraftwerk - Autobahn -fleks hacım bunu dinle-) ha aklıma gelmişken o zamanlar CD çalıcı bulmanın zorluğundan mı artık bilmiyorum ama ilk discman'i de orada gördüm müzik setine bağlıydı, o zamanlar müzik setlerinde pikap olması hala çok da eski sayılmayan bir şeydi zaten. Neyse o zamanlar anlayamayacağım bir teknoloji olan line-in'den bağlı bildiğimiz bir discman işte, hatta bak ne göstericem deyip Eren o discman'in bulunduğu yere vurunca bir anda durdu, lazeri sarsılınca sallanıyor falan demişti sanırım. Neyse işte. Bak aslında daha çok şeyden bahsedecektim hatta benim bundan bahsetmek aklımın ucundan bile geçmemişti ama bilgisayarla ilgili bir şeyler olunca genel konu ilgim de oraya kaydı demek ki. Ben daha Alf'ten, Dogtanian'dan ve Rahan'dan bahsedecektim. Sonra Yakari, Clementine başka neler vardı daha ohoo. Hatta Berlin Duvarı'nın yıkılışından ve de Cem Karaca'dan da bahsedecektim ama onlardan maalesef sonraya bahsederim artık çünkü zaman kalmadı.. Desem de inanmayın aslında ben burada sabaha kadar yazarım da neden yazmıyorum birincisi eğer gelecek sayıya kadar birileri geyik için bir şeyler yazmazsa ya da yazarsa bile benim anlatacağım şeylerden çok uzak bir şey yazarsa ben daha anlatacaklarıma devam ederim hem de yazı dizi hatta külliyat bile çıkar. Bir de yazmamamın diğer bir nedeni yarın mat analiz 3 ile lineer programlama 1 vizem var. Bak o değil de lineer programlama çok ilginç lan onu da bir ara anlatayım ilgi çekici bir şey, ama baştan söyleyeyim ki bilgisayar programlama ile bir alakası yok isteyen internetten biraz baksın genel konularına ki Wikipedia'dan bence tamamıyla bile öğrenilebilir temeli benim yazmama gerek kalmadan ama ben yazarım herhalde şu topoloji olayından sonra gerçi daha ondan önce bitirmem gereken şeyler de var sonunda bahsettiğim. Neyse işte bu kadar şimdilik o yüzden

Ha bu arada bitti sandınız dimi ehehe son bir şey daha diyeceğim, bunu yazıyı 19.12.2005 saat 20:23 yani son teslim süresine 3,5 saat kala. Bunu neden söyledim, çünkü ben "panik yok işler yetişir" dediğim zaman bana "son dakikaya sıkıştırmamak lazım, son dakikada anca bitmemiş ürünler yetişir" diyen skate nick'li bir arkadaş vardı onu da buradan anmadan edemeyeceğim :) yazı için bitmemiş ürün nitelendirmesi yapmamak lazım çünkü bu bir yazı dizisi eheheh

Erik/Resident