RETURN TO CASTLE WOLFENSTEIN

Her şey O'nunla başlamıştı aslında. Henüz oyunlara “Doom gibi" demiyorduk, First Person Shooter terimi hepimize yabancıydı ama O, gözümüzün önündeydi. 1992 yılında Id Software'in piyasaya çıkardığı “Wolfenstein 3D” türün atasıydı... Aradan yıllar geçti, tanımsız kelimeler anlam kazandı. Terimler yerli yerine otururken ve tür hiç tahmin edilemeyen boyutlarda gelişimini sürdürürken, O kıpırdanmaya başladı. Hummalı bir çalışmayla son şeklini alıyor; belki geçmişteki kadar devrim değil, hele Activision bilinmeyen hiç değil ama yeni bir takım yolları çizmek, değişik noktalara dikkat çekmek amacında: “Return to Castle Wolfenstein". Dönemimizin pek çok First Person Shooter oyuncusu tarafından bir oyunun başarısı, single player modundan çok multiplayer özellikleriyle değerlendiriliyor (Ben bu takımdan değilim. Öyle zıp zıp dolaşarak ateş edemem, kapıyı çalar öyle girerim...). Id yetkilileri de bu kanıya uygun olarak, oyunun single paketinin yanında sağlam bir “takım tabanlı" multiplayer mod hazırlamak için çalışıyorlar. Hatta bu sebepten dolayı oyunun çıkış tarihini geciktirdiler. Gerçek anlamda ilk “multiplayer" test versiyonu “Beach Invasion" isimli senaryo ve konu üzerine kurulmuş olarak tanıtıldı. Bölümde Normandiya çıkarması konu alınıyor. İki takım var. Müttefikler ve karşılarında Axis kalesi... Görev; Axis kalesini çeviren surları aşmak, kalenin iç kısımlarından birinde yer alan gizli belgeleri ele geçirmek ve hedef noktaya ulaştırmak. Eğer Axis takımı ile oynuyorsanız, göreviniz Ekim 2001 çok daha basit; “Müttefikleri engellemek.":) Return to Castle Wolfenstein'in multiplayer modu ile diğer takım tabanlı multiplayer oyunları birbirinden ayıran çok önemli bir fark var. O da, öldüğünüzde aslında ölmemiş olduğunuz. (ne?.) Açıklayayım (tamam); Öldürücü bir biçimde yara aldığınızda karakteriniz yerde acı ile kıvranmaya başlıyor. Bu esnada bir Medic (tıp adamı, ilim irfan insanı) karakteri canlandıran oyuncuyu yardıma çağırabiliyorsunuz. Yakınlarda bir medic (deminki ilim irfan adamı) var ise geliyor ve sizi oyuna başladığınız enerjinin yarısına sahip olacak şekilde iyileştiriyor. Böylece görevinize kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz. İsterseniz oyundan çıkıp yeniden oyuna dönmeyi de

WOLFENSTEIN

URN

bekleyebilirsiniz. 30 sn'lik bir sürenin ardından ölen oyuncu yeniden savaş alanına gönderiliyor. Bu gibi bir durumda, takımınızın görevi, o ana kadar başarılan görevler gibi bilgileri ekranda görüyorsunuz. Böylece olaya yabancılık çekmemeniz sağlanıyor. Bekleme süresini doldurup yeniden oyuna döndüğünüzde (bekleme moduna limbo mod demişler.) karakter sınıfınızı ve silahlarınızı değiştirmek gibi bir şansa da sahip olacaksınız. Komando bıçağı, 1911 model bir colt, 9mm'lik bir tabancadan tutun, makineli tüfekler, el bombaları, roketatara kadar uzanan 13 silahlık bir seçim şansınız var. Bu silahları başarılı olarak kullanabilmek ise, seçtiğiniz karakter sınıfıyla yakından alakalı olacak. Yine kullandığımız silahların boyutu, ağırlığı gibi özellikleri, dengenizi veya yürüme hızınızı etkileyecek. Karakterlere kısaca göz atalım; Asker (Soldier): Savaşmak söz konusu olduğunda tabii ki en etkili sınıf askerler. Bıçak, tabanca gibi standart silahların yanında herhangi, iki el ile kullanılan silahlardan birini de taşıyabiliyor. Bunun dışında 4 tane el bombası ve birincil silahı için 3 de şarjörü var. Mühendis (Engineer): Tamir etme ve bozma yeteneğine sahip. Tuzakları veya bombaları etkisiz hale getirebiliyor. Kritik anların ve görevlerin adamı. Standart silahların dışında alet çantası her daim can yoldaşı. Medic (Doktor): Başarılı bir savaş çıkarabilmek için en gerekli ve en nazik sınıf diyebiliriz aslında. Ölümcül derecede yara almış olan askerleri yeniden ayağa kaldırabildiği gibi bıraktığı sağlık paketlerini kullanan bir oyuncu 20hp kazanıyor. Bu özelliği ayarlayan/sınırlayan bir güç göstergesi mevcut. Lieutenant: 4 sınıfın içinde tartışmasız en güçlüsü. Standart silahların yanında kullanabileceği 3 tane de makineli tüfek seçeneği mevcut. Ama en güçlü diye nitelendirmemizin temelinde istediği hedefe yaptırabileceği hava ve havan topu yatıyor. Aynı zamanda takım arkadaşlarının kullanabilmesi için cephane de bırakma yeteneğine sahip. Oyunun grafikleri -özellikle askerlerin kaplamaları- son derece başarılı. Vurulan askerin başından kaskının uçması, alev silahlarının yaydığı ışıklar, patlamalar ve gölgeler, hassas dinamik ışıklandırma teknikleri oyun üzerinde gerçekten de uğraşıldığının göstergesi. Mekanlar 2. dünya savaşı zamanını çok güzel yansıtıyor ve bu da atmosferi sağlamlaştırıcı bir etken. Açıkçası bu görüntülerden sonra, oyunun single player modunun kalitesini de merak etmiyor değilim. Son derece detaylı hazırlandığı yönündeki açıklamalar heyecan verici. Şimdilik; bekliyoruz.

Altuğ İza