Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 9
SIMON THE S. 3D
İlk olarak 1993'te, Amiga'nın yavaş yavaş piyasadan çekilişi ve PC'de de text-adventure'ların yerini, Lucas Arts'ın da katkılarıyla grafik adventure'ların almaya başladığı dönemde, klikleyerek seçilen text komut destekli ilk grafik adventure'lardan, “The Sorcerer” soy ismini alarak karşımıza çıkan Simon'ın finansal anlamda pek de beklenmeyen büyük başarısından sonra, 1995'te, “point & click” (işe yarayacak objeyi ekranda bul ve klikleyerek kullan tarzı) ikincisiyle karşılaşmıştık. İkisi de çok zevkli ve hem oyun oynamanın verdiği eğlenceden ve hem de konu ve Simon'ın sunduğu “enteresan” fantezi dünyası içinde gelişen “komik” olaylarla zevkli saatler geçirtmişlerdi... Ne biz 1993'te kaldık ne Simon '95'e takıldı, hep beraber bir şekilde geldik 2000'e... Eflatun kaftanlı komik şapkası, '95'te şık kırmızı kıyafeti ve nispeten daha karizmatik şapkasıyla karşımıza çıkan Simon, bu kez, 3D kıyafetlerini çekip milenyum oluyor (bu noktada bu kelime esprisine bir kez bakıp, kulağıma point ve click yapmak istiyorum). Ve Simon bu kez, tamamıyla gerçek zamanlı üç boyutlu, 32 Bit Texture'lü, yine gerçek zamanlı ışıklandırma ve gölgelemenin kullanıldığı, oyunu yapan ekibin on sekiz ayını alan, deyim yerindeyse uçsuz bucaksız bir fantezi dünyası seriyor önümüze... Yine her zamanki gibi birçok çılgın karakterle desteklenmiş Simon'ın bu üçüncü version'unda, bilmecelerin biraz daha zorlaştırılmış olduğu geliyor kulağımıza (biz her şeyi görmekle kalmaz duyarız da, söylemiş miydim?). Oyunu bitirmek isteyenlereyse ilk tavsiyemiz, stok yapmaları. Nitekim üç bin saatlik oyun süresine sahip Simon'ı her şeyini bilerek bitirmeye kalksanız da ihtiyacınız olan süre minimum otuz saat. Hazır rakamlardan açılmışken söz, on bin satırlık diyalog haznesi (bir de bilgisayar insanı antisosyal yapıyor derler) başından kalktığımızda uzun süre sessiz kalmamızı sağlayacaktır sanırım (bilgisayar insanı antisosyal yapıyor mirim). Bu arada, Simon 2,5 olarak da anılan Simon 3D'de, öykü akışının “hemen hemen” bağımsız oluşu da insanı uçsuz bucaksız fantezi dünyasında özgürce dolaşıp bu dünyanın her yanını keşfe itiyor. Microprose etiketli, Hasbro Interactive'den çıkacak Simon 3D'de, Headfirst Productions, Tastes of Italy'den pizza ısmarlamak, Goblinler'le dart, Willy Wonka'nın Çikolata Fabrikası, baş belası ninjalar derken Simon'ı yeni macerasında da yalnız bırakmayacak olan bizler için, beklemeye, görmeye ve oynamaya değer bir oyun sunuyor... Benim şu an alenen gördüğüm, giderayak, siz bu satırları okurken raflardaki yerini almasını beklediğimiz kardeşi Simon'la beraber uykusuz gecelerin çok yakın
3D kıyafetleri de pek yakışmış..
PREVIEW O 7
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 8
FİRMA: Interplay “tihingan Hol Dajatih'a'” Klingonca bilen arkadaşlarımızın (kim onlar?) hemen farketmiş oldukları gibi, yazıya “Klingonca biliyor musunuz?” diye sorarak başladım. Sanırım bilmiyorsunuz. Neyse, ben de bilmiyorum zaten. Ama haftaya kursa kaydoluyorum, azmettim öğreneceğim. Ne de olsa aylardır beklediğimiz yeni bir Uzay Yolu oyunu ha geldi ha gelecek. Star Trek - Klingon Academy. Aslında bu yazıyı yazması gereken şahsiyet ben değildim ama MEG gibi azılı bir Star Trek düşmanının bu işi yapmasına da gönlüm razı değildi tabii. Bu yüzden, “Klingon Academy geliyormuş, ön incelemesini yapar mısın" diye sorar sormaz ben Word'ümü açmış “new file" demiştim bile (yalandan kim ölmüş, hehe!) Aslında “geliyormuş” yerine “artık gelmeli, gelmek zorunda!” demek çok daha doğru olacak. Çünkü gavur diyarlarında oyun çıkalı neredeyse bir ay oluyor, gelin görün ki burada oyunu bulmak mümkün değil. Aynı şey Star Trek: Armada için de geçerli, o da mart sonunda çıkmıştı. Anlayacağınız, eloğlu oyunun review'unu yaparken biz burada hala preview'larla uğraşmak durumundayız ne yazık ki! Interplay'in birkaç yıl önce çıkardığı ilk Uzay Yolu simülasyonu olan Starfleet Academy kimseyi tatmin etmemişti. İşin aslı, o kadar adamın zar zor çekip çevirdiği koca Federasyon gemilerini gerçekçi bir şekilde bizlerin eline teslim etmek kolay iş de değildi, zaten yapımcılar da bu işin altından kalkamadılar. İşte bu yüzden, Interplay bu kez kendini affettirmek için elinden geleni yapmış gözüküyor. Öncelikle oyunun hikayesine bir göz atalım. Olaylar, altıncı Uzay Yolu filmi olan “The Undiscovered Country”den kısa süre önce geçiyor. Klingonlar'ın en büyük savaşçılarından General Chang'in oluşturduğu Elit Savaşçılar Akademisi'nde, Chang'in de yardımlarıyla akademiden mezun olmaya çalışacak, bu arada Klingon İmparatorluğu'nda gelişen bir takım politik entrikalara bulaşmayı da ihmal etmeyeceğiz. Oyunun ara sahnelerinde, General Chang rolünde Christopher Plummer'ı, Gorkon rolünde de David Warner'ı izleyeceğiz ki aynı rolleri “Undiscovered Country” filminde de üstlenmişlerdi. Ayrıca Uzay
Yolu: Yeni Nesil dizisindeki Worf karakteriyle tanıdığımız Michael Dorn da brifingleri seslendirecek. Single Player görevler 25 bölümlük bir hikayeyi oluşturuyor. Bu görevler boyunca dokuz değişik Klingon gemisine kumanda edebileceğiz. Savaşacağımız düşmanlarımız ise beş tane: Birleşmiş Gezegenler Federasyonu, Romulan, Tholian, Gorn ve Sha'kurlan. (bu sonuncusu yapımcılar tarafından uydurulmuş yeni bir ırk. Sanki ırk kalmadı koca Star Trek evreninde!) Multiplayer oyunlarda ise, istediğimiz ırkın gemisini yönetmemiz mümkün olacak. Oyun, simülasyon oyunlarında daha önce denenmemiş bir kontrol sistemiyle geliyor. Bildiğiniz (ya da birazdan öğreneceğiniz) gibi, burada bahsettiğimiz gemiler kıytırık savaş gemileri değil, afedersiniz dana gibi gemiler. Öyle iki tuşa basmakla uçmazlar yani. Bu yüzden, tıpkı bir Klingon gemisinde olması gerektiği gibi, sizin kaptan koltuğuna kurulup etrafınıza emirler yağdırdığınızı hissettirecek bir sistem düşünülmüş. Bu yüzden kontroller klavyeden ve menülerle yapılıyor, joystick desteği ise yok. Teoride gayet iyi görünen bu düşünce, pratikte ne kadar başarılabilmiş orası meçhul. Otoritelerin (Erman Toroğlu geldi aklıma birden, niye acaba?) birleştiği nokta, savaş bütün hızıyla sürerken, sık sık bu menüler içinde kaybolup yanlış komutlar verebileceğimiz ve bunun da sonumuz demek olduğu. Bütün bunları oyunu oynayınca görebileceğiz. Oyunun tamamen 3D olacağını ve en az Pentium II işlemciye ve 3D karta ihtiyaç duyacağını (uhuh yaram deşildi gene) söylememe bilmem gerek var mı? (Var diyenler... Yok diyenler... Tamam, var diyenleri kurşuna dizin) SFA'yı oynayanlar, bir süre sonra oyunun phaseri ateşle, torpido at, bölümü geç şeklinde bir rutine dönüştüğünü hatırlayacaklardır. Bunu önlemek ve savaşları daha ilginç hale getirmek için bir çok yeniliğe başvurulmuş: düşman gemiye özel bir tim ışınlayıp ele geçirmek, tamamen interaktif olduğu iddia edilen (doğruluğu ispatlanana kadar hiçbir iddia tarafımca kesin kabul edilemez!) uzaydaki nesneleri kullanarak stratejiler üretmek gibi. Mesela bir nebulaya girip peşimizdeki düşmanları atlatmak, Satürn'ün halkalarında manevralar yapmak, ya da gemiye iki salto bir parende attırmak (tamam bunu salladım!) mümkün olacak. Ayrıca gerçekçi gemi hasarları görselliği artıracak. Star Trek: Klingon Academy hakkındaki ilk izlenimlerimiz bunlardan ibaret. Dileğimiz, oyunun bir an önce ülkemizin güzide raflarına teşrif etmesi ve bizi daha fazla merakta bırakmaması (Armada da gelsin!). Uzay Yolu oyunlarının neden geç geldiği konusunda da kapsamlı bir soruşturma başlattım, merak etmeyin. Adamlarım bu konu üzerinde çalışıyorlar. Son olarak derim ki; her zaman kanınızın yeşil olmasını istediyseniz, alnında girinti çıkıntı olan canlılara bayılıyorsanız ya da en azından ilk temas yapılmadan önce Star Trek evreninin en kötü ırkıyla (boyun posun devrilsin, derdi annelerimiz ne zaman bir Klingon görseler televizyonda) tanışmak istiyorsanız, onuru için kan dökenlerin diyarı Klingon İmparatorluğu sizi bekliyor!... (ya da biz onu bekliyoruz!!) Artun Özsemerciyan