Düşmen

Merhaba sevgili arkadaşlar. Canlarım benim. Nasılsınız? Geçen ayki yazılarımı umarım beğenmişsinizdir. Ben beğendiğiniz kanaatindeyim. Bu ay değişik bir şey yazmayı tasarlıyorum. MEG ile yapmış olduğumuz bir sohbeti size aksettiriyorum. Kendisi köşemle ve benle ilgili sorularını bana yönelttiğinde sonunda hak ettiğim ilgiyi ve beğeniyi kazandığımı düşündümdü. Ancak sonradan yazıyı kaleme alırken aklıma bu soruların olabilecek ikinci anlamlarını da köşeli parantezde yazmak geldi. Hatta bazı soruların birer üçüncü alt manaları da olabilir. Her neyse, işte sohbette sorulan sorular. Gerçi soruların cevaplarını bile dinlemedi, ne biçim sohbetti bu hiç anlamadım. Çok işkillendim; işte sohbet: Şimdi başlıyor, eee tamam; bir dakka bir dakka tamam, İşte başlıyor:

MEG - Sence sen niye Gameshow'da simülasyon köşesi

DUNER r. Ok amernet.

30 yıla mı yazıyorsun? Zorun ne? Başka dergi bulamadın mı? Niye simülasyon? Git! Kafamızı... Bunun bir çok nedeni var. İlki senin yakın dostun olmam. Seninle tanışıyor olmasaydık ikinci gerekçe de belki bir işe yaramayacaktı. İkinci gerekçe de benim silahlara, savaş araçlarına, savaşlara ve onları yapan insanlara olan -meşhur- ilgim. Üçüncüsü bunlara bağlı olarak oluşmuş bir benzetme oyunu merakım. Bu işlere yatkınım kısacası. Hemen hemen her oyunun kutusundan bir kitapçık çıkar. Bir benzetme oyunun kutusundan ise genellikle bir kitap çıkar. Bu özellikle, sahasında -baba- tabir edebileceğimiz yazılımcı şirketlerin oyunlarında oluyor. Bir oyunu oynamaya başlamadan önce o oyunun nasıl oynandığını ve/veya oynanması gerektiğini anlatan 150-300 sayfalık İngilizce bir kitabı okumak da kolay bir iş değil. Tüm bu sebepler gerekçe olabilir. Sen dedin ya dergiyi yeniden çıkarıyoruz, simülasyon köşesini sen yaz diye))

tepk ine uyı E

Disiplinsiz değilim ancak bu son 30 uzay teknolojisine geri dönüşü getiriyor. (Lafa bak be!)

Peki neden bu şekilde bir gelişme söz konusu? Sence savaşlar faydalı mı? <Soruya bak bee! Hey bee! Bu arada bu herif de 96-95 faydalı der şimdi, bakın görün> Şu son beş yıl içinde uzay teknolojisinin gelişimi olağanüstü yavaşladı. Bunun sebebi SETI projesi, Mars projesi gibi bir çok tasarının astarlarının yüzünden pahalıya gelmesi. Bu konuda yapılan yatırımlar neredeyse bir kaç Orta Amerika ülkesini İsviçre'ye çevirebilecek kadar çok meblağlar tutuyor. Savaşlar ise faydalı değil ama kaçınılmaz görünüyor. Ayrılıklar olduğu sürece tabii. (Çok işkilli bir soruydu, iyi kıvırttık)

Bu çok ilginç. <Çüş Ne dedi bu, anlayan var mı> Maalesef halen yeniliklere beşik olarak savaşı görüyoruz karşımızda. (Anlamadı ama olsun, zaten merak ettiği için sormuyordu ki)

Şimdiki bol texture'lı, şahane görsel efektli, muhteşem grafikli simülasyon oyunlarında, eski oyunlardaki tat var mı? O zamanlar aldığın zevki şimdi alıyor musun? <Hadi bakalım, bu soruya cevap ver kolaysa, hadi... heeel> Yok! Evet ne yazık ki yok. Ama bu durum benim için geçerli tabii. Yani daha ne diyeyim, yaşımız olmuş bissürü. Bu saatten sonra ancak uçağın kendisine binersek heyecanlanırız yani. Bu kanaatteyim. Eski oyunlardan zevk almanın geçmişte ve şimdi iki sebebi var. Eskiden bu gibi şeylerle yeni yeni karşılaşıyor olmamız ve acemiliğimiz yüzünden zevk alırdık. Bir de hayal gücümüz hep

« hadi......... ha he bazı ilginç bulgular var. Mesela birincisi eskiden grafikler de, sesler de şimdikilere göre dandikti. Gerçek bir uçuşa göre, bilgisayarda uçuş ne kadar gerçeklikten kaybediyorsa; görüntü ve sesler de o oranda, o kadar kaybediyordu. Bu garip beraberlik durumu, garip bir şekilde hayal gücüyle eksikleri tamamlanarak eğlendirici oluyordu. Şimdiyse görünümler çok gerçekçi. Özel efektler de öyle. Ama bütün bu iyi yönler, görüntünün bir-iki karışlık bir ekrandan verilmesini aşamıyor. Bazı şeyler film gibi, ancak idaresi çok gerçekçi ve siz bunu birbuçuk metrelik çelik lövye ile değil, züttürükten bir plastik oyun kolu veya; çıkı çıkı tuşlara basarak oynamaya çalışıyorsunuz. Üstelik gerçekçilik çok iyi de değil; çünkü her hareketi yapmak için o hareketin tuşunu ezberlemek zorundasınız. Günümüz oyuncularına bunlar galiba biraz ağır geliyor. Örneğin bir jet oyununda hemen her tuş bir işe yarıyordu. Üstelik tuşların üçte biri de shift ile basınca başka bir işe daha yarıyordu. Geriye kalan üçte biri de hem shift ile ayrı bir işe yararken, ctrl ile de üçüncü bir iş görüyordu. Zor yani. Benim için bile. (Oh be! Çıkardım oku!!)

yen

Yok. Evet ne yazık ki yok! Ama bu durum benim için geçerli tabii. Yani daha ne diyeyim. Yaşımız olmuş bi sürü!

destekleyici yönde çalışırdı. Yani daha iyisinin hayalini kurmak yerine, elimizdekini-eksiklerini tamamlamaya yarardı hayal gücümüz. Yanlış soru sordun... Yazılımcılar piyasada yer edinmek veya sahip oldukları konumu korumak amacıyla her yeni oyunlarına bir yenilik getirmeye çalışıyorlar. Hemen hemen her tür oyunda bu yenilik getirme çabası gözlemlenebiliyor. Sence programlama şirketleri yeni simülasyonlara daha fazla neler ekleyebilir. <Bu soru epeyce bir oyalar, bu arada ben eve bir gidip geleyim > Çok güzel bir noktaya getirdin muhabbeti. Bence iki farklı sınıfa ayırabiliriz bu tür yenilikleri. İlki yazılımlı (ucuz); ikincisi donanımlı (pahalı) yenilikler. Mesela 3D yeniliği ve benzetme oyunlarına kolaylıkla uyum gösterebilir, Benim aklımda bazı pahalı donanım yenilikleri de var. Mesela üç noktadan mafsallı bir uçuş koltuğu. Bir uçak oyununda baş aşağı uçtuğunuzu düşünebiliyor musunuz. (Bak soruyu sordu, dinliyor mu?)

Simülasyon oyunlarına ilgi niye azaldı lov? <İşte böyle ciğerinden vururum adamı> Efendim şimdi ben de tam olarak anlayamadım bu iş nasıl oldu. Ama elimde

Filmlerde gördüğün uçak sahneleri, havada savaş sahneleri seni heyecanlandırıyor mu? Örneğin bir Top Gun vardı bir zamanlar. Top Gun zamanında heyecanlandırmıştı. Ama yaşlandıkça bazı şeylerin öyle olmadığını anlıyorsunuz. Şunu biliyor muydunuz. Top Gun filmini seyreden on binlerce genç zamanında Amerikan Hava Kuvvetlerine başvurmuş. Tabii şunu bilmiyorlar ki her 100 kişiden ortalama pilot olabiliyor.

Son bir soru daha; Interceptor'da uçak gemisine inmeyi başarabilmiş miydin? <Şimdi yedim seni!!!> Evet! Gerçi otuz kere denemişimdir, ama sonunda inmiştim!! (İnemeyecek biri olsaydım bu köşeyle ne işim var, canım arkadaşım!)