Cadı Nesime gururla lanetler

1999'u da bitirdik.... Ve siz ölümlüler 1 yıl daha yaşlandınız.... Milenyum milenyum dediniz, alın size milenyum.... İlk defa milenyuma girdiğiniz için heyecan yapmanızı anlıyorum... Ama benim gibi 25 milenyum görmüş bir cadı için yeni bir milenyuma girmiş olmak pek bir şey ifade etmiyor.. Her bin yılda bir olan bir şey.. Yani neden bu kadar büyütüyorsunuz.. Bin yıl dediğiniz şey nedir ki?... Göz açıp kapayıncaya kadar he... şeyy.... yani en azından biz cadılar için... Dediğim gibi bu milenyumdan pek bir tat almadım ben. Nerede eski milenyumlar... Bizim zamanımızda her yeni milenyuma girişimizde başcadı bize bir hediye alırdı. O zamanlar bir şeye ihtiyacımız olduğunda beklerdik ki milenyum gelsin de hediye olarak ihtiyacımız olan şey bize alınsın. Hiç unutmam başcadı yine bir milenyuma girerken bana ilk süpürgemi hediye etmişti. O kadar heyecanlanmıştım ki geceleri bile ondan ayrılmak istemediğim için süpürgemi yastığımın altına koyup uyumuştum. Bu süre içinde rüyalarımda sürekli süpürgeyle kafama vurulduğunu hatırlıyorum.

Bu milenyum, başcadı bana hediye olarak ne alacak çok merak ediyorum. Aslında ben sihirli bir ayna istiyorum. Ama öyle sıradan bir sihirli ayna değil. Konuşan cinsinden. Zamanında başcadı bir cadı arkadaşıma milenyum hediyesi olarak böyle bir konuşan ayna almıştı. Nasıl kıskanmıştım anlatamam. Böyle bir hediyeyi hak etmek için bütün bin yıl başcadıya yalakalık yapması sonunda işe yaramıştı. Zaten oldum olası o cadıyı sevmemiştim. Takıntılı cadının tekiydi. Hediye gelen o aynadan sonra iyice sapıttı. Sürekli aynaya bakıp “Ayna ayna söyle bana var mı benden güzeli bu dünyada?” diye sorup dururdu. Ayna konuşan bir aynaydı. Ama bu her zaman doğru konuşacağı anlamına gelmiyordu tabii. O da cevap olarak “Evet bu dünyada en güzel sizsiniz” derdi. Hayır bir gün de farklı bir soru sormazdı ki, “Ayna ayna Sanaloğlan ne zaman açacak sitesini acaba?” ya da “Ayna ayna neden Burçak bu kadar ukala?” “Peki ayna ayna Ertunç aşık olur mu yahudi bir kıza?”. Tutturmuştu en güzel kim diye. Aynaların bile bir sabrı olduğunu unutmamalıyız. Nitekim bir gün bizim cadı yine aynı soruyu sorduğunda “Evet senden güzeli var. Adı da Lavuk Prenses” dedi.. Yoksa Savruk Prenses mi demiş tam hatırlamıyorum, Bizim cadının yüzünün aldığı şekli görmeliydiniz. O günden sonra aynaya soru sormayı filan bırakıp, o prensesi yok etmek için elinden geleni yaptı. Konuşan ayna da hayatının en huzurlu günlerini yaşadı. En son duyduğuma göre prenses bizim cadıdan baskın çıkmış ve bir prensle evlenip kendini kurtarmış. 7 tane de çocuk yapmış.. Cüce mi yapmıştı yoksa? Aman neyse ne.. Nerelerden nerelere geldik.

hele hiç asılmayın!!

lotolo aman diyeyim sataşmayın!

aman d

Galiba ben bu milenyum da başcadının bana alacağı hiç ihtiyacım olmayan bir hediyeyle yetinmek zorunda kalacağım. Geçen milenyum da böyle konuşan ayna hayalleri kurmuştum sonra bana ikinci el kekeme bir ayna almıştı. Acaba Noel Baba'dan mı istesem? Ne diyorum ben? 25 milenyum

Pis bir cadı bu!

geçirmiş bir cadı olarak Noel Baba'nın Noel Velet olduğu zamanları bilirim. Şimdi gidip “Bana hediye olarak bir konuşan ayna getirir misin?” demek olmaz. Karizmam söz konusu. Ben yine başcadının bana alacağı hediyeyle yetineceğim anlaşılan..

Evet şimdi şu milenyum konusunu kısa kesip geçen ayki rüya yorumu konusuna geçelim.

Sevgili Cadı Loz, Geçen ay bize rüyalarımızı yazmamızı istemişsin. Ben de sana yazmaya değecek kadar ilginç bir rüya görmediğim için üzülüp duruyordum. Demek ne kadar üzülmüşüm ki bir gece şöyle bir rüya gördüm. Rüyamda, rüyaların efendisinin şatosuna gidiyorum. Kapıda beni iki hizmetkarı karşılıyor. Beni geniş bir odaya alıp beklememi söylüyorlar. Bir süre sonra kapıda rüyaların efendisi ve yanında da yüzüklerin efendisi beliriyor. Rüyaların efendisi yüzüklerin efendisine “Yüzükçüm arayı çok uzatma yine beklerim” diyor. Onu uğurladıktan sonra bana dönüp “Gel bakalım evlat” diyor. Odasına giriyoruz. Ona derdimi anlatıyorum. “Cadı Loz diye bir cadı var. Bu ay gördüğünüz en acayip rüyayı bana yazın ben de yorumlayayım diyor. Ama ben şimdiye kadar ona yazmaya değecek kadar ilginç bir rüya görmedim. Ne olur bana yardım edin” diyorum. O da yüzünde hafif bir tebessümle bir iki anlaşılmaz kelime mırıldanıyor. Sonra birden kendimi bir köyde altın kazarken buluyorum. Hemen ilerde Zebani, Burak ve Ertunç henüz avladıkları bir geyiği town center'a taşıyorlar. Burçak da bir köşede ağaç kazıyor. Bir yandan da en iyi ağacı ben kazarım diye mırıldanıyor. Engin ise Fire Ship olarak denizlerde alev kusuyor. Sonra birden atlıların sesini duyuyoruz. Herkes “Eyvah bunlar Meg'in atlıları” diyor. Hepimiz Town Center'a kaçıp içerden ok atmaya başlıyoruz. Ama işe yaramıyor. Meg köyümüzü yakıp yıkıyor. Kan ter içinde uyanıyorum. Şimdi bu rüya ne anlama geliyor. Yorumlarsan çok sevinirim. Cengiz Kışlalı / İstanbul

Bir dakika senin bu gördüğün rüya değil kabus. Üstelik benim kabusum. Sen sürekli Age Of Kings oynarken Meg'den rush yemenin ne olduğunu bilir misin? O kadar hazırlanıp altın, ağaç kazıp, yiyecek ürettikten sonra verdiğin emeğin gözlerinin önünde yakılıp yıkılması nedir bilir misin? O kadar altın ve yiyecek harcadığın askerlerinin Meg'in askerleri tarafından oldukça kısa bir sürede katledilmesi nasıl bir histir bilir misin? Bilmezsin tabii. Nerden bileceksin? Öyle rüyada görmekle filan olmaz. Yaşamak lazım. Benim gibi olayı birebir yaşamalısın. Ay aklıma geldikçe sinirden deliriyorum. Yok ben bu rüyanın yorumunu filan yapamayacağım. Bir süre Meg ve askerlerini unutmak için dinlenmem lazım. Cengizciğim eksik olma rüya göreceğim diye de oldukça kasmışsın ama gördüğün gibi değil bu rüyayı yorumlamak hatırlamak bile istemiyorum, Şanssızlık sen de mi, yoksa bu rüyaların efendisinin sana attığı bir kazık mı bilemiyorum. Umarım bundan sonra bana kötü şeyler hatırlatmayan rüyalar görürsün.

Bu sefer de hayatınızda sizi en çok uğratan hediyeyi bana yazmanızı istiyorum. Bakalım hediye konusunda benim kadar şanssız olan kaç kişi var? | nesra@netone.com.tr

OVerdOsE 9 3