Bakış

"üçbin yıllık geçmişinin hesabını yabamayan insan günübirlik yaşayan insandır” demiş Goethe. Geğmişin hesabını bir yana bırakalım, biz şimdinin ne kadar hesabını yapıyoruz? Günübirlik yaşamanın dışında "yeribirlik" de yaşıyoruz. Sadece bulunduğu- Muz yeri ve koşulları bilip, herşeyi buna göre değerlendiriyoruz. Milyarlarca insanın dillerinin, dinlerinih, yaşayışlarının, kısaca yaşamı kavrayış biçimlerinin, dünya börüşlerinin farkını mıyız? İnsan doğduğundan beri yoğuruluyor ki, artık olaylara hep biçim aldığı kültürün gözlüğüyle bakıyor. Kendi kültürünün değerlerini ve olaylara bakışını doğru, diğerlerlerinkini yanlış buluyor. Ama diğer kültürlerin de aynı şeyi yaptıklarını unutuyor. Ve sonra, "Benim kültürüm seninkini döver!" diyen insanların yaşadığı bir dünyada huzur ve mutluluk arıyor. Kendine tek bir çıkış bırakıyor: Diğer kültürler, diğer dünya görüşleri yok olsun! Oysa değişik kültürler insanın zihnini, yaşama bakış kalıplarını o kadar etkiliyor ve genişletiyor ki! İlk defa Hint Felsefesi ile tanıştığımda, kendimi bir bilimkurgu romanı okuyan ve Dünya dışı canlıların kültürlerini anla- Maya çalışan biri gibi hissetmiştim. Farklı birçok yol var hayatta, insanın yürüyebileceği. Doğduğumuzdan beri tek bir yolda İlerliyoruz ve başımız önde, yerdeki değerli şeyleri ele geçirmek için birbirimizle mücadele ediyoruz. Hiç başımızı kaldırıp diğer yollara bakmıyoruz. Gittiğimiz, daha doğrusu kavga döğüş gitmeye çalıştığımız bu yolun tek yol olup olmadığını sorgulamıyoruz. Ya da tesadüfen başımızı kaldırıp başka yollar da olduğunu görüyor ama onları tanımak gereğini duymuyoruz. Bize ne onlardan. Onlar, bizim yolumuzun dışındakiler, yanlış yere gidiyorlar. Ötekiler hep yanlış yere gider, diyoruz. Peki biz doğru yere gittiğimizi nereden biliyoruz? Kendi gittimiz yolu ne kadar biliyoruz? Diğer yolları öğrenip kendi yolumuzla karşılaştırıyor muyuz? Ne gerek varl Biz gittiğimiz yolu ve onun sonunu bildiğimizden eminiz. Sokrates savunmasında şöyle diyordu: "Bu adamdan daha bilgeyim. Doğrusu ikimizin de güzel, iyi bir şey bildiğimiz yok belki; ama o hiçbir şey bilmezken bildiğini sanıyor, oysa ben bilmiyorsam, bildiğimi sanmıyorum. Öyle sanıyorum ki, ben ondan daha bilgeyim, çünkü bilmediğim bir şeyi biliyor diye geçinmiyorum." İşte Sokrates'in bu bilgisizliğinin bilgisi O'nu, bilgisizliğinin bilgisizliğinde olan insandan daha bilge yapıyordu. O, bilmediğini açık yüreklilikle itiraf ediyor ve bilgi sahibi olabilmek için önüne geleni durdurup sorular sorarak Atina sokak: larında dolaşıyordu. Ve O aynı zamanda şöyle diyordu: "Sorgulanmamış yaşam, yaşanmaya değmez. Ötekiler hep yanlış yere gider," diyerek yürüyor insanlar. Ama ötekiler de bizim için aynı şeyi söylüyorlar, Yüzü gözü pasta içindeyken, karşısındakinin yüzündeki pasta lekesine gülen çocuklara benziyoruz. Yaşama farklı bakış açılarıyla bakmasını bilen ve bunların bilincinde olduktan sonra beğenisine göre kendisini düşünsel ve duygusal olarak doyuran bir bakış açısını seçen ve seçtiği bakış açısını yüzeysel değil derinden hissederek, sevgiyle yaşamaya çalışan ve diğer insanların, -beraber yaşayabilmek için uzlaşılan bazı kabullerin dışındaki- kabullerini, yaşama bakış açılarını yargılamayan, onlara saygı duyan

BAKIŞ

liverek yuruyor ınsanlai

Bir insanı yargılamadan önce gökte üç ay eskiyinceye yürü."

dek onun mokasenlerinde

Amerikan Kizilderililerinin sözü

Murad OMAY insanların olduğu dünyaya selam olsun! Yaşama bütünsel bakmak, farklı yaşam biçimlerinin bilincine varmak için yüksek düzeyde bilgilenmek; seçilen bakış açısını derinden yaşamak için de onu içten bir şekilde hissetmek gerekli. Ama tek tek bireysel yaşamları içine alan, kapsayan Yaşamı, Yaşam olgusunu derinden ve sevgiyle hissetmek, onun özüne ve kaynağına girebilmek için; tüm farklıkların içindeki, derinindeki öze, birliğe, aynılığa ulaşmak, tüm insanlardaki, tüm evrendeki ortaklığı, birliği, kardeşliği görmek ve hissetmek gerekli. Bu birliği kavramak ve hissetmek gerçekten çok önemli. Çünkü bu birliği hisseden kişi, hangi yolda ilerlerse ilerlesin, nasıl yaşamayı seçerse seçsin, farklılıkları değil benzerlikleri görür; nefretle ayrılmayı değil, sevgiyle birleşmeyi ister. Empedokles'in deyişiyle: "Kâh sevgiyle toplanıp bir olür bütün şeyler /Kâh da ayrılır yine tek tek nefretin kiniyle.' Bu birliği kavramaya ve hissetmeye, farklı birçok kültürün düşünürleri tarafından az çok farklı sama özde ortak- bir şekilde çağrı yapılmış. Bu çağrının Çin düşünürü Mo Tse'nin ağzından dile gelişi şöyle: "Herkes, keşke başka ülkelere kendi ülkesiymiş gibi baksa, başka ailelere kendi ailesiymiş gibi baksa, başka insanlara kendisiymiş gibi baksa." Bu çağrının temelinde, özünde, ben-öteki ayrımı yapmamak var. Görünüş olarak ben ve öteki bulunsa da, özde ben ve öteki yok; bireysel ayrılıklarımız, farklılıklarımız içinde Biz varız. Ne kadar farklı olsak da, varlık olarak özde biriz. Ünlü İslâm düşünürü Muhammed İkbâl'in dediği gibi: "Bizler hepimiz aynı bahçenin, aynı ağacın meyveleriyiz. Bizler aynı baharın açmış çiçekleriyiz." Bir yolda ilerleyip başka bir yolda İlerleyenlere -bakış açısının darlığına göre- gülen, nefret eden ya da taş atan insanların yaşadığı -yaşamaya çalıştığı- bir dünya mı; herkesin kendi yolunda ilerlerken, hem kendisinin hem de başkalarının ilerlediği yolun farkında olduğu, o ilerlemeyi saygıyla karşıladığı, onlarla özde bir olduğunu düşündüğü ve hissettiği bir dünya mı istediğimiz? "Bir bilgisayar dergisinde bu yazının işi ne?" diyenleriniz olabilir. Evet bu yazı bir bilgisayar dergisinde ama bilgisayarlara değil insanlara sesleniyor. Günübirlik ve "yeribirlik" insan olmak istemeyen; yaşama kapsamlı bir şekilde bakmak ve varlığın özündeki birliği derinden hissetmek isteyen İnsanlara... Bu köşede her ay, tüm insanları ilgilendiren (ya da ilgilendirmesi gereken) genel sorunlar ve konular üzerine sohbetler, zihin açıcı bilgiler, düşünürlerden sözler, mini öyküler, kültür-sanat eserleriyle ilgili tavsiye ve yorumlar olacak. Kısaca her ay (ya da herhalde okuyucu anketleri gelene kadar her ay) sizlerle, zihnimize bir pencere daha eklemeye ve yaşama bir de bu pencereden bakmaya çalışacağız. Gelecek aya kadar lütfen yaşadığınız her Ânın değerini bilin. Yaşamı yüzeysel değil derinden, hissederek, sevgiyle yaşamaya çalışın. Ve lütfen, bilgilerinizi arttırarak yaşama bakışını genişletmek için de okuyun, seyredin ve dinleyin,