Gameshow sayı 41, sayfa 48

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 48

konusunda kaçınız yorum yapabilecek konum ve kapasiteye sahipsiniz merak ediyorum. Çoğunuzun öngörüsüne göre Vietnam savaşında zavallı, mağdur, boynu bükük, ezilmiş bir toplum olan kahraman Vietnam'lılar, kadın ve çocuk öldürecek kadar gözü dönmüş, sağa sola milletlerin ekmeğini ağzından çalan eli kanlı emperyalist Yankeeler' e karşı büyük bir zafer kazanmıştır. Doğru mu?... Yanlış! Bir defa Vietnam olayı nihayetinde bir "Pirus zaferidir". Yani çok büyük bedeller ödenerek kazanılmış galibiyet şeklidir. Bana ve pekçok askeri taktisyene göre de bu bir kazanım değildir. Ucuz kahramanlık edebiyatı yapmanın alemi yok. Sadece ortaya konan rakamlar bile bunu yansıtmaya yeterlidir. Amerikalıların 60.000' e ancak yaklaşan kaybına karşılık toprağa milyonun üzerinde Vietkong'lu leşi serilmiştir. Atılan tonlarca bomba Vietnamda taş taş üzerinde bırakmamıştır. Neticede Vietnamın bugün dünyanın en geri, en ilkel diyarlarından biri olduğu bir gerçektir ki bu da bize özgürlük ve demokrasinin yılmaz savunucusu (!) olan malum tarafın cephe savaşını yitirdiği halde gerçek savaşı (uygarlık kavgasını) kazandığını gösterir. Vietnamlıların uğruna dövüştükleri davanında iflas ettiği göz önüne alınırsa bu > kabile zihniyetli bayağı milletin gerçekte | kaybettiği ve kaybetmeye mahkum olduğu ortaya çıkar. Soğuk savaş döneminin yarattığı o olağanüstü şartlar olmasaydı, yani korunması gereken hassas güç dengeleri oluşmasaydı, bolşevik Rusya ve Mao'cu Çin Vietnam'a destek vermeseydi, yaşıtları cephede öyle veya-böyle bir dava uğruna dövüşürken savaş karşıtı çığlıklar atıp polisle çatışmayı marifet addeden o.hain tipler (68 kuşağı mensubu, uzun yağlı saçlı, savaşmayıp sevişmeyi tarz belleyen, esrar koklayıp Beatles dinleyen çiçek çocukları hipiler vardı ya, hani onlardan biri şu anda “dünyanın tek süper gücünü yönetiyor, aha işte onlar) hiç doğmamış olsalardı, çelimsiz Ho- Chi Minh efendi ve gerilla takımının kaç kuruşluk şansı vardı acaba fitneci Lincoln' ün veletleri karşısında. Bence hiç... Bazı kavimler vardır ki'onlar tarih boyunca kullanılmışlardır. Tüketmekte olduğumuz asırda ise çiğnenen ardından tükürülüp bir köşeye atılan basit toplumlardan sadece biridir Vietnamlılar. Onurlu direniş mi? Evet kabul edilebilir. Kabul edilebilir ama Almanlar karşısında yirmi milyon kayıp veren Rusya daha düne kadar iki süper güçten biriydi (askeri açıdan hala devdir), kafasına tonlarca bomba yemiş Almanya hemen akabinde iktisadi açıdan göz kamaştırıcı bir başarı grafiği çizmiştir. Hatta Vietnamlılarla aynı ırktan gelen Japonlar bile bu aşamada takdire şayandır. Ya da tüccar yahudiye bakın yarım asırda topraklarını yirmi kat genişletip ortadoğunun hatırı sayılır bir gücü haline geldi (uzun uzun tartışılır ama gerçek bu). Türk istiklal mücadelesi ve sonrası ise zaten inanılmaz bir mucize yumağıdır... Vietnam masalının ise destansı hiçbir tarafı olmadığı gibi, gelecek kuşaklar için de utanılacak bir vaka olma özelliği taşır. Ayrıca daimi zaferi silahlı kavga adamları değil savaşın hemen sonrasında çalışan, üreten, yaratıcı "beyin savaşçıları" kazanır. Bu anlamda medeniyet basamaklarını tırmanma hızı ırkların kalite ve üstünlük göstergesidir. Vietnam tarzı üçüncü dünya ülkeleri ise neyi hakediyorlarsa ona kavuşmuşlardır. Fazlasını hiç istemediler, isteselerdi bile vermezdik... Almasını öğrensinler... Bu arada benim Amerikan dünya görüşünden ve hatta bizzat Amerikalılardan nefret ettiğimi bilin. Dolayısıyla onların yanında olmam söz konusu değil. Ben mutlak gücün ve gerçek asaletin tarafındayım. Kalleş gerilla taktikleri uygulayan ve dünyaya diktatörlük yerleştirmeyi amaçlayan, bunun için kadınları, çocukları kullanmaktan çekinmeyen bir anlayışı kabul edemem. Ayrıca ezilen milletler, bunu hakettikleri için ezilirler... «Bu lanet olası kirli savaş hakkında daha pek çok laf edebilirim beyler, ancak beni ve benim insanlarımı doğrudan ilgilendirmeyen bir. hadiseyide uzatmanın alemi yok. Son olarak savaşan her iki tarafında canı cehenneme. Çocuk mMasumiyetinin bile çalındığı bir günah ve pislik yığını Vietnam. Bana kalsa dümdüz edip içindekilerle birlikte haritadan silerdim. İnsan gibi uygarca yaşayamıyorlarsa, insan gibi ölsünler... Nam 'Doom' un yaratıcısı (yaratılmaz olsaydı) ekibin işi olan bir FPS. Başlangıcında, gelişmesinde, sonucunda yani hiçbiryerinde süs, püs bulamayacağınız, müzikleri iğrenç olan, » grafikleri vasatı aşamayan bir doom clone olduğunu belirttikten sonra diyorumki 486 makinası ve 8 Mb'ı olan tipler, siz evet siz buraya bakın! Sizin zavallı'aletinizin bile kaldırabileceği bir HARİKA ile karşı karşıyasınız. 'Nam bugüne kadar oynadığım en iyi Doom tarzı değil ama hayal ettiğim sanal savaş ortamına en fazla yaklaşan tam manasıyla bir eser. Yani paragrafın başında belirttiğim gibi CD teknolojisinin hiçbir kısmını kullanmıyor. Diskette olsa 3- 5 disketi geçmez. Ancak adamlar Vietnam gerçeğini olmasa da virtual'ını evinize, rahat koltuğunuza yasladığınız basenlerinizin dibine getiriyor. Harbi konuşayım ben 'Nam'ı oynarken çoştum, uçtum, göçtüm. Normalde benim kadar kötü bir arcade oyuncusuna hemde gıcık olduğu türde bir oyun verilmez dergi sınırları dahilinde. Fakat olayların geçtiği mekanın tanıdık olması ve olağanüstü atmosferi beni oyuna çekti. Yazmayı ben istedim. Hatta kendime inanamıyorum ilk kez yazdığım bir oyunu oynadım ve bitirdim. Derginin en kötü yazarı olarak kimsenin beğenmediği bu oyunu beğenmekten ve yazmaktan da gurur duyduğumu belirtmeliyim bu arada. 'Nam iki kısımdan oluşuyor. Multiplayer' da, inanılmaz zevkli olabilir gibisinden bir his uyandı içimde. Ama ben Tour Of Duty 1' den hadiseye atlıyor hemen; Mission 1- Base Camp: Ana- baba üssündeyiz. Düz gidin, sağdan köprüden geçin. İlerden sağa dönün. Bombardımanın bitmesini bekleyip oradaki personel taşıyıcıya atlayın. Bu kısa ve basit alıştırma umarım işe yaramıştır. Birazdan burnunuzdan gelecek çünkü! Mission 2- Assault: Briefing'i dinleyip sahile çıkartma yapın. Dümdüz ilerleyip ormana dalın. Neden yerlerde süründüklerini anlayamadığım cephaneleri alın. Gerekli mühimmatınız varsa yanan araç üzerindeki makineli tüfekten etrafı temizleyebilirsiniz (ben yapamadım). Mevzinin oradan tarlaya gelin: Bombardıman bittikten sonra ğ rmana uzayın. Yine sağdan köprüden öprü çıkışındaki topçuyu uçurup Vietkong ın içinden, ağaçların arasından kayaların oraya ulaşın. Burası çok kazık. Patlayıcıları kullanın derim ben. Kayalardan tırmanıp sahile gelin. Plaja. Mission 3- Hill 104: Gece, kamp ateşi, cephane. Bütün bunlar ilk gözümüze çarpanlar. Araç gereci alıp nehrin karşısından sık ormana dalın. Ağaçların arasındaki yolu takip edip açık alna çıkın. Vücuduna el bombası bağlamış intihar komandoları bu bölümün en kıl tarafı. Koşarak üzerinize atlıyorlar. Yaklaştırmayın onları. Hemen soldaki helikoptere binip bu bölümden de yırtın. Mission 4- Contact Lost: Komutanınızı dinleyip karanlık ormana zıplayın. Burası oldukça karışık. Tab tuşuyla haritayı kullanın sürekli. Sağ yamaçtan aşağı inip topçu ateşi başladığında sipere gizlenin. Aşağı meyleden patikanın sonunda aşağı düşün. Sağlık görevlisi karşınıza dikildiğinde "Space" e basıp takip etmesini söyleyin. Artık korumanız gereken ancak "health" azaldığında sizi iyi edecek bir asalağınız var. Yalnız ilk ateşte indiriyorlar aşağı aman derim. Sol bayırdan tırmanıp bombardımanı atlattıktan sonra her iki kıyıyı da kollayıp suyun içinden ilerleyin. En sonunda soldaki açıklıktan girip dikkatlice uçurum kenarından yürüyün. Sağdaki helo' ya benden selam söyleyin. Mission 5- Huey Down: Şaftı dağılmış helikopterimizin etrafında vukuu bulan kapışmaya iştirak edin. Topoş medic'i koruyun. Shotgun'ı kesin kapın. Soldan aşağı düşüp asma köprünün oraya ulaşın. Yukarı çıkıp köprüden geçin ve kulübenin arkasındaki patikadan ırmağı görüp çarpışa çarpışa nehre varın. Sola bir daha sola sonra sağa sapıp dostlarınizı kucaklayın kibarca. Mission 6- Search And Destroy: Bu bölüm acayip zor hocam. Brifing sonrası sağdaki kapıdan malzemeleri alıp silah arkadaşlarınızla vedalaşın. Direkt ilerleyip helikoptere atlayın. Yolculuk * bombalanmış bir şehire tepe üstü fırlatılmanızla sona eriyor. Hemen "save" edin. İnancınız varsa dua da edin. Haritayı sürekli açık tutarak bu ultra karışık mekanı ziyaret edebilirsiniz. Bulmanız ve deaktive etmeniz gereken patlayıcılar var alemde. Ve bunlar akıl almaz yerlerde gizlenmiş durumda. Tarif etmem mümkün ancak bunlardan biri Vietkong tünel sistemlerinin birinin içinde. Tüneli bulana kadar da bayağı bir kasacaksınız kanımca. Başarabilirsiniz Tour Of Duty 1'in sonuna gelmiş olursunuz. Sırada Tour Of Duty 2 var... Ama ben yokum. Şimdi tuş kontrolleri efem; e "Ok tuşları": Hareket kabiliyeti sağlar, "A": Zıp zıp zıplatır hop hop hoplatır, "Z “: Çök ( kahretsin askerlik hatıralarım canlandı), "Shift": Koş ulan koş, "Caps- Lock": Sürekli olaraktan koş "Alt4 virgül ve nokta": Koşmaktan bıktıysan sağa sola kaykıl bakalım, "Ctrl": Ateş, "Spacebar": Kapıları aç eşyaları konuş falan filan, "Backspace": 180 derece dönme ( şşşş! ...ne demek istiyon lan), "" ves"4" ekran boyutu ayarı, "U" mouse marifetiyle hedefe yönlendirme, nişangah, "PgUp" ve "PgDown" yukarı aşağı kafa salla, "Home" ile "End" silahı kaldır indir ( buna da şşşş! ), "Keypad 5": Merkezi görüş açısı, "İns" ve "Del": sağa sola bakıver hocam yalnız sarışınlar benim ona göre. Oyun içerisindeki silahlar ise şöyle; Knife: Biçak oluyor sanırım. Düşmanınızın gözünün akını görüp ardından gırtlağını kestiğinizde akan kanının sıcaklığını hissetmek istiyorsanız sizin için bu alet. Yalnız oyunda bunu yapmanız tavsiyelerim dahilinde değildir. M16 saldırı sil dünyaya tanıttığı ve oyunda da değişmez olarak müracaat edilen efsane silah. Aslında teknik üstünlük diye birşey yok. Sadece hafif ve kullanımı rahat bir oyuncak.

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.