CHEATS

Gece telefon çaldığında günün yorgunluğunu çıkarmak üzere odamda uzanırken Jan Garbarek'in o gün aldığım "Twelve Moons" albümünün en beğendiğim parçası "Brother Wind March" isimli parçasını dinliyordum. Timur, Beşiktaş'taki evimizin yakınlarında oturan bir arkadaşına geldiğini, geceyi de içerek geçireceklerini ve tabii dolayısıyla da eğlenerek devam ettireceklerini ballandıra ballandıra anlatıp beni de geceye ve içkiye davet ediyordu. Böyle cazip teklifleri her ne kadar kolay kolay reddetmesem de, yorgunluktan mıdır, ertesi günkü programımın doluluğundan mıdır, yoksa kaderin beni sırtımdan hafifçe tutup evden çıkmamı engellemesinden midir, nedir bilinmez "yok be abi ben gelmeyeceğim, valla" dedim. Biraz da aklım kalarak geceyi evimde sakince geçirirken bu kararımın dolaylı sonuçlarının neler olabileceğini hiç düşünmedim tabii. Ertesi gün akşamüstü eve geldiğimde öğrendiğim ilk dolaylı sonuç, oldukça üzücüydü. Öyle ya, eğer ben Timur'un arkadaşına gitseydim belki de gecenin sonunda Timur'la bizde kalmaya gelecektik ve Timur sabahın köründe Beşiktaş'tan Ataköy'e dönmek üzere Beşiktaş otobüs durağının tam karşısından, karşıdan karşıya geçmeye kalkmayacak ve de tahminen 80-90 km/saat hız ile seyreden bir arabanın tamponu ile temas etmesi de gerekmeyecekti! Temas tampondan çok Timur'un canını acıtmış ve Timur'un diz kapağının da kırılmasına yol açmıştı. Kazayı takip eden Timur için günler geçmek bilmiyordu. Allah'tan evdeki bilgisayarında ikimiz için de ergonomik olmayan şartlarda oyun oynayabiliyorduk da zamanı biraz olsun unutabiliyorduk. Timur'un alçıdaki bacağı ile en başarılı olduğu bilgisayar oyunları ile yakından ilgimiz gittikçe arttı: Milyonlar vererek yabancı dergiler alıyor, en son çıkan tüm oyunları takip ediyorduk. Hatta o sıralar Türkiye'deki tek oyun dergisi olan PC Oyun'u da birkaç kez almıştık. Bir süre daha bu pasiflik içinde bilgisayar oyun aleminde dolandıktan sonra, içinde yaratmaya dair biraz olsun açlık duyan herkes gibi bizim de elimiz kaşınmaya, tatminsizlik sınırımız dolup taşmaya başladı. PC Oyun ile yabancı dergiler arasındaki farkı da görerek dedik ki biz bir oyun dergisi çıkartalım. Hangi altyapı ile, kimlerle yardımlaşarak, ne kadar bir sermaye ile bu iş kotarılabilir gibi cevapları o anda verilemeyecek sorular isteğimizi ve şevkimizi köreltmedi. Tam tersine yaşanarak öğrenilecekler listesinin kabarması bizi daha da heyecanlandırıyordu. İşe "brain storming" ile başladık: Ne de olsa "brain" elimizdeki tek sermayeydi! Dergimizin üssü Ataköy'deki çift kişilik yatakta yan yana yatıp uyumaya çalıştığımız saatler bizim için iş saatleriydi artık! Madem elimizdeki kaynaklar çok sınırlıydı biz de sadece bunları kullanarak bir şeyler yapacaktık. Öyle de yaptık. Microsoft Word programı ile 5 A4 kağıdına dergimizi oluşturacak ve bu sayfaları ortasından ikiye katlayarak 20 sayfalık bir dergi prototipini fotokopi olarak çoğaltacaktık. İlk sayı için 100 fotokopiyi elimizdeki paralarla karşılayabiliyorduk. Dergideki resimler yabancı dergilerden kesilerek boş bırakılmış yerlere yapıştırılacaktı. O sayıda açıklanacak oyunları seçtikten sonra (Lion King, Transport Tycoon, Nascar Racing, Panzer General ve Universe) Cheats, Coming Soon köşelerinin yanında Doom'un bölümlerini de tek tek açıklamaya karar verdik. Ayrıca ilk sayı için Mortal Kombat'ın tuşlarını da yayınlayacaktık. Böylece GameShow'un ilk sayısı Mart 1995 tarihi ile 30.000 lira fiyat biçilerek satışa sunulacaktı. Ve bunları yaptık da! İlk sayımızı 100'e yakın sayıda fotokopi ile çoğaltıp, ellerimizle (hatta annemin ve babamın da elleri bu işe yardım etmiştir) katlayıp Kamer Bilgisayar başta olmak üzere Kamer'de çalışan nam-ı diğer OZ'un yani Özgür'ün tavsiye ettiği diğer bilgisayarcılara bıraktım (ben bıraktım ve üzerine bastırarak söylüyorum çünkü Timur'un ayağı alçıda, evde yan gelip yatarken birkaç ay dergi dolu o gülle gibi çantayı taşımaktan o kadar çok iğrenmiştim ki. Ama bunun benim - ve Timur'un ve Emin'in GameShow'daki kaderimiz olacağını o zamanlardan bilemezdim sanırım). Ve GameShow'un ilk sayısı beklediğimizden de çok ilgi görmüştü. Birkaç posta daha fotokopi çektirdiğimi hatırlıyorum. Net bir sayı isterseniz 300 küsurdu sanırım. İkinci sayıyı ve ondan sonraki altı sayıyı çıkarmak, koskoca bir yaz Ataköy'e tıkılıp kalmamıza ve GameShow'u ayın birine kadar yetiştirmek için (o zamanlardan belliymiş halimiz) kendimizi ve birbirimizi yememize rağmen çok da zevkli olmuştu. Fakat bu altı ayda değişen o kadar çok şey oldu ki, o kadar çok anı o kadar önemsiz yaşanıp o kadar etkiledi ki hayatlarımızı. Ama bunlardan çok GameShow'un hikayesini merak edersiniz siz. Lafı sondan döndürüp dolaştıracağım yere şimdiden geldim, biraz sabredin hele. O altı aya kadar her sayıda GameShow kendince adımlar attı. Çünkü siz, GameShow'un elinden tutmuştunuz. Biz de bunu fark etmiş ve bebeğimizi büyütmek için en az sizin kadar çabalamak istiyorduk. İkinci ay derginin bir kapağı oldu. Sonraki ay fotokopiyi bırakmış, matbaacılar sitesindeki uzun arayışlar sonunda baskıya geçmişti. Dördüncü sayıda, bu işi hayrına yapan matbaacıdan "bastır parayı istediğini al" matbaacısına terfi olununca kağıt kalitesinin artmasının yanında kapağımız da kartondan olmuştu. Asıl anlatmak istediğim bu kadar somut değişiklikler değil aslında. GameShow büyüyor bizim de heyecanımız katlanarak artıyordu. Elimizdeki "hiçbir şeyimiz" ile dergi çıkartıyor ve sizler de bunu beğeniyordunuz. Koşuşturuyor, yoruluyor, tartışıyor ve beyin patlatıyorduk. O kadar çok şey öğreniyorduk ki biz bile farkında değildik o günlerde. Bir de her zaman olduğu gibi madalyonun diğer bir yüzü vardı. Tüm bu yükleme Timur ile benim kaldırabileceğim yükü çoktan aşmıştı. Altı ayın sonunda o güne kadar bize her türlü yardımı yapan ve GameShow'u GameShow yapmak için bekleyen Emin'i derginin kazandığı tüm para ile bir iş yemeğine çıkarıp bu yükü onun omuzlarına bırakmaya karar verdik. Emin hesabın bizim tarafımızdan ödenmesine ve GameShow teklifine gülümseyerek baktı.

İtiraf ediyorum ki o gece taksi ile eve dönerken Timur ile bende, tıpkı bu yazıyı yazarken olduğu gibi hüzün vardı. Yorulmuştuk, bundan sonra ikimizin devam etmesi çok zordu, bir tatile ihtiyacımız vardı ama GameShow artık sadece ikimizin değildi! Kendimizi Bodrum'a atarak hüznü dağıtmaya çalıştık. Renkli kapaklı altıncı sayımızda dergimize katılan Murat Adanç ile Emin GameShow'u gerçek bir dergi yapabilmek için bayağı bir çaba harcamaya başladılar. İşin bizim için en güzel tarafı hala derginin bir parçası olmamızdı. GameShow'u Emin'e, A4 boyutunda, renkli kapak renksiz ve kalitesiz iç sayfalarla teslim etmiştik. Ve Emin, bizden çok çok daha sabırlı ve çalışkan çıktı. 41 eksi 6 eşittir 35 aydır, ki bu 35 sayı 3 seneye karşılık gelir, GameShow renkli kimliğinin yanında, A4 boyutuna da genişledi. En önemlisi de Yaysat ile Türkiye'ye dağılarak 10 binlerle ifade edilecek satış rakamlarına ulaştı (GameShow'un Yaysat ile dağıtılması apayrı bir hikayedir. Apayrı bir heyecandır. Derginin geleceğini etkileyen ilk Yaysat satış rakamının umulandan çok daha fazla olmasının kutlaması eğlencelidir). Bunun önemini anlatabilmem için Türkiye'deki basın tekelinden biraz haberdar olmalısınız. Tüm bunları teker teker anlatmak istemiyorum ama iddia ediyorum ki bundan sonra herhangi bir derginin GameShow kimliği ile GameShow'un ulaştığı rakamlara ulaşmasına imkan yok! Ama bu da artık çok önemli değil. Çünkü alternatif kimlikli GameShow bunun bir göstergesi daha olarak kendi yayın hayatının artık son bulması gerektiğine karar veriyor. Hatta buna 10 ay öncesinden karar vererek kendi yolunu kendi seçtiğini herkese kanıtlıyor. — Uzun lafın kısası olmazmış. GameShow, küçük bir çocuktu. Timur ile benim doğurduğumuz. Sizlerin istediğiniz ölçüde, Emin ve Murat tarafından büyütüldü. Emin GameShow'a sahip çıkmaktan öte O'nun her şeyi oldu. GameShow, düzenin ve paranın esiri olmamak için çalışırken bu yolda yaşlandı. O'nu yaşatan tek kaynak heyecanını kaybettikçe yaşlandı. Ve bugün GameShow'un dergicilerdeki raflardan çekilme zamanı. Anlatmaya çalıştığım: GameShow, basit içimizden herhangi birinin hayatı gibiydi. Doğdu, büyüdü, gençken bir sürü heyecanlar yaşadı. Aşık oldu, sevdi ve sevildi. İnsanlar oldu beraber, insanlar oldu aldatıldı. Birçok kez güldürdü, kimi zaman düşündü (düşündürttü mü bilemiyorum) ve hayata dair ne varsa içinde barındırdı. Kendi yazgısını yazmanın en zor anı "son"a karar verebilmektir. Hele hele, zirvedeyken (izin verirseniz biraz dergimizi övelim!) "burada durmak lazım" diyebilmek daha da zordur. GameShow ile bunu yapabildiği için de iftihar ediyorum. Kişisel olarak, GameShow hayatımda çok önemli bir paya sahiptir. Ve bu yazıyı yazarken hüznü duyumsarken gurur da duyuyorum.

Demir almak günü gelmişse zamandan Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan (Yahya Kemal Beyatlı) EİMERT TOPÇU