Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 60
FINA
Ailesi nice generasyonlardan beri ninjalık yapar Yuffie'nin. İyide M herşey kanda bitseydi
Ralf şampiyon olurdu bea.!
Gizemli adam Vince. Misteriöz takılıyor. nerden geliyor gidiyor bilinmez. Yani: Gizli
Topoş!
© Ekibin iyimser insanı. En 4 || kötü durumda bile gülmeyi AA başarabiliyormuş???? Ne demiş atalarımız, iyimser
5 “ Lol, bari mutlu öl. SALAKI ekik gözlü dostlarımız (!) Japonların abuk çizgi filmlerini izlemekle geçti çocukluğumuz. Materyalist tüketim toplumunun sübyan beyinlere pompalanan bariz ideolojisinin tezahürü olan bu filmlerden her daim nefret etmişimdir. Rezil geleceğimizin simgesi haline gelmiş metal yığını robotları, yer yer idealize, yer yer de karikatürize edilmiş abartı karakterleri, havada kalan klasik iyi - kötü hikayeleri ve Amerikan aşağı sınıf kültürüne öykünen diyaloğlarıyla Japon tarzı çizgi sinemaları aslen birer yığınıdırlar. İkinci Cihan Harbinde kafasına iki bomba yiyen ve ezile ezile yenilen bir toplumdan fazla bir beklenitiniz olmamalı... Dikkat ettiyseniz Japon çizgilerindeki tipler Japon' a benzemez. Kısık gözlerin yerini fal taşı misali açılmış, manda gözü gibi gözler alır. Basık ve çirkin burunlar yerini küçük ve biçimli bir çıkıntıya bırakır. Kısa, çarpık bacaklar estetik kaygılar gözetilerek gizlenir özenle. Evet bunların bir kısmının ticari kaygılar gereği yapıldığını düşünebiliriz. Yafi bu animasyonların bâtı ülkelerine pazarlandığını Ve yabancı insanların kendilerinkinden farklı olan ürünlere iyi gözle bakmadığı varsayılabilir. Ancak bu pazarlama taktikleri konuya açıklık getiremez... Açık olan melez Japon milletinin kömpleksli olduğudur. Bu küçüklük kompleksi yaşadığımız yüzyıl itibariyle kendini gösterir. Ondokuzuncu asrın ortalarına değin medieval çağın feodal yapısını, diş dünyaya kapalı bir biçimde kendi içinde sergileyen bu ıfkiın önü Amerikanların küçük adalarını Ziyaretiyle açılmıştır. Beyaz adamın tekniği, hırsı, yönetme kudreti ve savaş taktiklerine adapte olan sarı derililer militatizme yönlenmiş ardından 1905'de Pört Arthur'da Ruslar'a karşı taaruzlarıyla başlayan emperyalist süreç 41'de Pearl Harbour'la doruğa ulaşmış, 45'te bitti zannedilmiştir.
Oysa savaş sonrası dönem, fırça saçlıların bu oyunu artık kurallarına göre oynama zamanı geldiğinin farkına varmış oldukları dönemdir. Derebeylik zamanından kalma "Kamikaze" dangalaklığının teknolojik üstünlüğü olan bir savaş gücü karşısında zavallılığı ortaya çıkar artık. "Güneşin çocuğu" olan o imparatorları Hiroşima ve Nagazaki' de kavrulan çocuklarını kurtaramaz onların. Acı yenilginin önüne geçemez. Sonuçta beyaz adama kendi adi kurallarını kabul ettiremeyen Japon, sömürge siyasetini terkedip batılıların amansız - aşağılık kapitalist mantığına teslim olur. Belkide teslim olan onlar değildir. Bizzat teslim almışlardır belkide. Hemde en rezil biçimiyle. Medeniyetin ancak hamisi olabilecek, yaratma ve üretmekten yoksun bu ulusun bugünkü başarısını ancak iyisiyle, kötüsüyle bana ait olanı araklamakla açıklayabiliyorum bu durumda. Çünkü bana göre her oluşumun orijini mühimdir. Gerisi boştur. Japonları kendine yakın hissedip, bu basit ve karışmış kavmin başarılarını hayranlık artı hayretle alkışlayan Türk'lere daima acıyarak bakmışımdır. Ezilenin yanında olmak şerefli bir davranış gibi görünmekle beraber esas olarak yenilen ile özdeşleşmek fevkalade utanç verici olabilir. Kendi yaptıklarınla övünç ya da utanç duyman gerekir Türk evladı. Ve kimsenin seni yargılamasına fırsat vermeden kendi dersini kendin çıkarman gerekir. Dünya yüzünde sana örnek teşkil edecek ulus yoktur. Misalini hatalarını göz ardı etmeden geçmişinden almalısın. Hele aşağılık kompleksine sahip taklitçi Asya kavimleri bizim için asla standart olamazlar. Aslında pek çok kavimden önce Avrupa' ya geldik. O bizim. Biz oradayız... Geleceğimiz orada... Her taşın altından çıkan adamlara oldum olası gıcık kapmışımdır. Maymun iştahlı tiplerdir bunlar. Aslında her konuya karşı istibdatları yoktur. Kendilerini
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 61
L FANTASY VI
sergilemekten zevk duyan şaklaban karakterli kıllardır onlar. Kişilikleri işlerinede yansır. Çoğu zaman yeni gelin tarzı her işe zıplar, hiçbirinide nihayete erdirmez. Böyle adamlar şirket kurarlar. Hatta bu bir oyun yazılım şirketide olabilir. Hatta hatta ismi Eidos' ta olabilir. Eidos bildiğim kadarıyla gerçek anlamda ilk çıkışını Tomb Raider serisiyle yapmıştı. Şu sıralar her türde oyunun altına çoğu kez pazarlamacı olmak üzere imza atmaktan çekinmiyorlar. Bu benim aklıma Ocean Software'i getiriyor. Amiga zamanında bayağı popüler olan bu şirket neredeyse gelen her on oyunun 3-5 adedine damgasını vuruyordu. O zamanlarda bu piyasada olan eski kurtlar bilir bu oyunların çoğu rezil-i rüsva diye tabir edebileceğimiz türden oyunlardı. Yani bir tane iyi oyun yaparsa Ocean efendi hemen akabinde bir dolu iğrençlik sürüyordu aleme. Çünkü tür ve tarz olarak daldan dala atlıyordu ve bu da kalitenin korkunç ölçüde düşmesine sebep oluyordu. Bugün artık bir pazarlama şirketi olarak Ocean'ın önemi kalmadı. Arada bir önemsiz bir kaç oyunda logosuna rastlıyorum hepsi o. Ama kanaatimce yerini Eidos Interactive' e devretti. Aynı çizgide, aynı yanlışlar yapılıyor gibi geliyor bana. Açık konuşayım son dönem Eidos basımlı eserlerin hiçbiri iyi değil. İşte Dominion. O kadar reklam sonrası ucuz bir real time. İşte Deathtrap Dungeon. Neki o. Güzel üç boyutlu görüntüler haricinde... Bir playstation uyarlaması olan Final Fantasy 7' de şimdiden belirteyim öyle ahım şahım bir halt değil. Yani ara movieler mükemmel. Üstüne basa basa söylüyorum "mükemmel". Şimdiye kadar böylesi görülmemiştir eminim. Üstelik bunlar oyundan kopuk, parça parça şeyler değil. Ne olduğunu anlamadan filme başlıyorsunuz ve ne olduğunu anlamadan çıkıyorsunuz. Çok hoşuma gitti bu olay. Ayrıca savaş sahneleri zamanla çok sıkıcı bir hal almasına rağmen ilk gördüğünüzde "Ohhhaa!" tarzında bir tepki vermenize sebep olacaktır. Bu da iyi. Başka var mı? Dur bakayım. Hayır yok. Kötülere gelelim. Sesler rezalet. Eğer Yamaha Soft Synth' i install etmezseniz çok kötü müzikler dinlemek mecburiyetinde kalırsınız. Efektler zaten berbat. Install denilen hadise 250 Mb tutuyor. Oyun 16 ram'da kattiyetle çalışmıyor. 32 Mb' da ise ancak düşük çözünürlükte oynayabilirsiniz. Gerçi grafikler o şekilde bile enfes. Ona lafım yok. Lafım neye biliyormusunuz ? Bütün derdim oyunun konusuyla alakalı. Başta belirttiğim o kastırılmış Japon çizgi karakterler eşliğinde sıkıcı teknoromantik hava, uzun savaş sahneleriyle de desteklenince ben boğuldum. Yapımcı Japonlar için bu abartılı biçim hoş olabilir. Ben daha ilk CD' yi bitiremeden sıkıldım, bunaldım. Adventure ve RPG yönü çok zayıf. Savaşlar olmasa birkaç saatte bitecek bir oyun uzatıldıkça uzatılmış. Konuşmalar dijitize edilmemiş. Bunun önemini de bu oyunda anladım. Playstation' da 3 milyon satmış olması beni ilgilendirmez. Epic havası da. Güzel filmler de. Ben taş gibi konu isterim. Sık sık aşk meşk sahneleriyle kesilmiş anti-atmosferik salak bir çocuk masalı değil. Yine de oyun oyundur diyenler aşağıdaki yazıyla ilk CD' nin sonuna gelebilirler belki. Tam çözüm elbet birgün verilir. Ama tarafımdan değil... Güzel intromuzun ardından bağlandığımız tren garında trenden atlayarak hikayeye başlıyoruz. Sarı kafalı adam biziz (Cloud). Zenciyle (Barret) konuşup koşarak ilerleyin. Çoğunlukla random olan savaş ekranlarından biri karşınızda. Sağdaki zaman göstergesi dolduğunda attack yapabilir yahut büyü kullanabilirsiniz. Aslında burada fazla seçeneğiniz, kontrolünüz ve etkiniz yok. Saldırı şeklini belirleyip hedefi seçip klikliyorsunuz. Çok kolay oldu. Soldan sapın. Sabotajcı arkadaşlarınızın yanına gidip Barret' e adınızı haykırın. İleri gidip sağdan dönün. Kapışmanın ardından soldan içeri giriyoruz. Sağ yukarı ayrılan yoldan girip tek tek adamlarla konuşarak kapıları açın. Asansöre ulaştığınızda switch' e enter ile dokunun. Aşağıdaki zorlu savaşı atlattıktan sonra merdivenlerden inip kapıdan giriyoruz. Aşağı dolanıp oradaki zımbırtının üstünde klavyeden tuşuna basarak " save "i seçiyoruz. Güneye yönlendiğimiz esnada kalleşçe arkadan saldırıyorlar. Ezip geçin onları. Yerdekini alıp patlayıcıyı reaktöre yerleştirin. Konuşma faslı sonrası dev yengecin tacizine muhattab oluyoruz. Burası beni zorladı. Yaratık zor ölüyor ve bize çok fazla hasar veriyor. Tam bitime yakın "İtem" seçeneğine girip potion'ları kullanın ve sonra duraksamaksızın saldırın. Kahretsin! Zaman azalıyor a buradan tüymem lazım. Aynı yollardan © geriye kaçmanız gerekiyor. Çıkan kavga sahnelerinde zaman azalmaya © devam ediyor. O açıdan hızlı olun. — Girişe dönüp yaralı kankinizide kapıp | kendinizi dışarı atın. Buluşma yerinin | belirlendiği demonun ardından şehire gidin. Çiçekçi kızla konuşup onu takip edin. Adamlada takılın biraz. Askerlerle kapışmanızı tavsiye etmem. "Later" deyin. Köprüye yaklaştığınızda Cloud trene zıplıyor. Endişeli bir bekleyiş içinde olan arkadaşlarınızın endişeleri boşa çıkar ve Cloud trenden içeri dalar. Herkesle muhabbet edin. En son haritanın başındaki kızla beraber haritaya göz atıp Ayı ve zenci karışımı Barret' le konuşun. Tren gara varmış. Kurtulmuşuzdur. Şimdilik. İstasyondan sola gidip evin önünde Barret'le bir kez daha konuşun. Yana çekildiğinde içeri girin. Oh ne ala. Aile saadeti. Bol bol edilen sıkıcı muhabbetler ve çalıp duran kulak tırmalayıcı müziklerden sonra Barret'le boğuşma seçeneğini atlayıp Tifa'ya çiçeği verin. Masada oturanlarla şööyle bir takılıp dışarı çıkın... Çıkmasına çıkın da ayı Barret izin vermez bu eyleme. Kendine yakışır biçimde içeri dalan Barret ayı yavrusunu sever gibi ük kızla oynamaya başlar. Milletin indiği yerden inip yine konuşun. Yukarı çıkın. Tifa yanınıza geldiğinde lanet olası vektör kahramanlarla dijital bir romantizm havası solumaya başlıyorsunuz. Nooldu yaa! Sıkı başladığımız macera kuşlar - böcekler hikayesine döndü. Tempo düştü. Meğer Cloud Tifa' ya ikken bir söz vermiş falan filan. Yerli film mantığı oyunlara da bulaştı vesselam. Neyse sonuçta para karşılığı kalmayı kabul ediyoruz... Sabah olur. Yukarı katta herkesle konuşan Cloud' a Barret " unu bunu bana öğret koçum ediğinde " tamam denir. Ve sıkı bir "tutorial" başlar. Zeka özürlülere anlatılan tarzda bir olay bu. Tamamına dayanabilirseniz (4) tuşuyla girdiğiniz menüler hakkında herşeyi öğrenebilirsiniz. Dışarı çıkın. Aşağıdaki kel dükkancıya derdinizi anlatın. Bol bol iksir alın, lightning alın. Paranız varsa alında alın işte. Hemen sağdaki dükkana girip e! bombası isteyin. Oradakilerle görüşüp üst kata çıkın. Buradaki işçi herşeyi biliyor yav. Sağdaki gösteride dövüş sanatları namına iyi bir örnek sanırım. İzleyin. "Save" edin. Yerdeki materyalide cebe indirin bu arada. Sandığı açın. Dışarı çıkıp tırmanmaya devam edin. İçerdeki çocukla konuşup parayı ödeyin. Rahatınıza bakın bir müddet. Aşağı inip sol üst köşedeki eve dalıp konuşun. Çocuklarada danışın bakalım. Sağdan devam edip tren garına uğrayın. Fazla oyalanmadan trene binin yoksa saldırıya uğruyorsunuz. Ayı Barret'in kondüktörü hastahanelik etmesinin ardından Tifa ile konuşuyorum. Hemen sonra sınırlı olan zamanımız dahilinde ön vagonlara doğru bir koşturmaca başlıyor. Tifa'la israr ve inat dahilinde yaptığımız istişare sonucu hep beraber trenden atlıyoruz. Yukarı koşar Cloud. Soldaki deliğe tıklar. Atlar aşağı. Savaş geliyorum dedi ama bunlar çerezdir A takımı için. Yalnız kız güçsüzdür, korumak lazım der Cloud. Ether' i alır. Düz gidip iki defa aşağı iner. Dövüşe dövüşe soldaki herifin yanına gelir. Merdivene tırmanır. Jessie ile konuşur. Soldan aşağı gider. Adamla konuşup sağdan oyunu save'leyip sol merdivenden çıkar. Kayarak indiği mekanda zorlu bir çarpışma yaşar. Sol açıklıktan devam eder. Borulardan zıplayıp aşağı iner. Save noktasına ulaşmıştır. Reaktörün orada baygınlık geçiren Cloudcuğum Reaktörü kurcalayıp kaçar. Merdivenlerden çıkıp odadaki üç düğmeye diğer iki kafadarla aynı anda, iyi bir zamanlamayla basar. Kapı açılınca girin. Üstten çıkıp köprüden kavşağa gelin. Salak Barret 'in kafasına uyup sola dönün. Hay ! Yakalandık sanırım. Başkan Shinra nassın ya ? Çekilde geçelim baba. Çüşş ! Devasa bir robot ha. Gel bakalım ufaklık. Pekde koftiymişsin be. Amansız bir saldırı işini bitiriverdi. Ama sonra... Sonra derinlikler ve karanlık. Çiçekçi kız ne işin var burada ? İyiyim iyiyim, 3 - 5 kaburgam kırık sadece. Kilise mi? Alakam olmaz bebek... Kıza onu tanıdığınızı belirtin. Uzun konuşmalara kara pardesülü adam müdahale eder. Kızla tekrar konuşup olay mahallinden hızla uzaklaşın. Bi rahat yok ki şurda iki dakka duygu takılalım. Yukarı çıkarız daha doğrusu kaçarız. Sakar Aeris aşağı yuvarlanır. İlk muhafızı devirin. Aeris' in yardım çağrısına karşılık verip ikinci muhafızın kafasına en dipteki varili yuvarlayın. Üçüncü mütecavizide bertaraf ettikten sonra cesur kız Aeris' le tavan arasına çıkıp soldaki kütükten dışarı atlayın. Aeris' le konuşunca bizi kovalayan kötü adamların Türk olduğunu öğreniyoruz. İsmimiz burada böyle geçiyor. Ne alaka demeyin. Öyle işte. Dam üstünden zıplaya zıplaya devam eden maceramız Aeris' in kıçını kaldıramaması yüzünden yavaşlar. Aşağıda sola gidip oyunu "save" leriz. Soldan devam edip yukarı çıkarız. İlk dükkandan bir iki büyü alırız. Yandakinden de iksir alırız. Öbür evdeki adamla konuşup haberleri izler sonrasında merdivenlerden yukarı çıkarız. Çocukla konuşup çekmecedeki gizli bölmeden parayı götürüveririz. Aşağı inerek dışarı konuşuruz. Işık saçan yerden içeri gireriz. Bir anda kendimizi cıvıl cıvıl bir muhitte bulur ve save'leriz. Aaah, evim evim tatlı evim! İçerde Aeris' le konuşun. Ne o kız kıskançlık mı? Ulan bütün hatunlarda bu Cloud denen bodura sulanıyor. Kahretsin, halbuki onu ben yönetiyorum yaaa. Anne sözü dinleyen Aeris tıpış tıpış odasına giderken bizde mama ile konuşuyoruz. Annecik bize kibarca defol git diyor. Ama biz yüzsüz adamız. Yukarı çıkıp kızla konuşup uykuya dalıyoruz... Gece yarısı ayaklanıp yerdeki eşyaları alıyoruz. Aeris' le konuşmadan trabzanların dibinden gürültü yapmadan evi terkediyoruz. Çiçeklerin arasından iki materyalide alıp save' liyoruz. Soldan pislik dolu, karanlık aleme — İlim | dalıp anne sözünden çıkıp peşimize Ru takılan Aeris' in yanına geliyoruz... Tamam millet, benden bu kadar. Çok fazla bir şey olmadığının farkındayım. Kötü işlerin adamı olmakta hoşuma gitmiyor ancak katlanacaksınız bana. Ben kendime uzun yıllardır katlanıyorum.