OKUYUCU HİKAYESİ
Retro bilgisayarHer yer karanlık. Öyle bir karanlık ki bu, kendini kaybediyorsun. Seni içine çekiyor; geçirmeye çalışıyor, onun ağırlığını gittikçe daha fazla hissediyorsun. Bu baskının altında eziliyor, hareket edemiyorsun. Ne kadar süredir? Bilmiyorsun... Bildiğin tek şey var, savaşıyorsun. Hep savaştın. Doğduğun gün başlamıştı. Karın bağını kesip seni hayatla baş başa bıraktıklarında, ciğerlerine dolan hava seni yaktığında. Sonra anladın ki ona bağımlısın, ondan tarafsın. Ondan taraf olmak zorundasın. Hayata atılan ilk adım, yediğin ilk kazık. Ama son olmadı değil mi? "Asla son olmaz." Sen yılmadın ve devam ettin. O zayıf bacaklarının üzerinde ayakta durabilmek için savaştın. Ayakta durdun, koşmak istedin. Koştun da. Bu kez senden hızlılar oldu, onları geçmek için uğraştın. Hiç bitmedi bu savaş. Sevdin elde etmek için, kızdın yok etmek için savaştın. Hırslısın, hiçbir şey seni yıldıramadı, kazanmak için her şeyi yaptın. Arkanda bıraktıklarına dönüp bakmadın bile. Acıyı hissettin, ikiyüzlülüğü gördün ve aynı şekilde cevap vermekten kaçınmadın. Yalancılığın, kalleşliğin, kokuşmuşluğun ortasında vücudunu pislikle yıkarken bir saniye olsun düşünmedin. Vazgeçmeyi, şeytana dur demeyi aklının ucundan bile geçirmedin. Son insansın. Yaratılışının gereğini yaptın, savaşmaya devam ettin... Şunu kabul et hiçbiri bunun kadar kötü değildi. Hiç bu kadar zor olmamıştı. Bu kez tek başınasın. Karanlığın ortasında yalnızlıkla beraber. Kara bulutların arasında sadece siz. Karşında. Onunla yüz yüzesin. Hiç bu kadar yakın olmamıştın. Onu görebileceğini hiç düşünmemiştin. Böyle olması gerçekleri değiştirmiyor. Sana bakıyor ve gülümsüyor işte. Ama seni rahatlatan bir gülüş değil bu. Sinsice bir sırıtış. Arkasından da "sen benimsin" kahkahası. Ürperdiğini hissediyorsun, tüylerin diken diken oluyor ve korkuyorsun. Herkes bilir ki korku insanı ateşler, direncini arttırır. Doğru kullanılırsa tabii. Peki sen, doğru kullanabilecek misin? Vücudunun her tarafı uyuşmuş gibi geliyor. Bir tek lifini bile hissetmiyorsun. Yıllardır her isteğini koşulsuz bir şekilde yerine getiren kolların artık senin değil. Kemiklerinin üstünü kaplayan deri parça parça dökülüyor, hücrelerin birer birer ölüyor sanki. İlk defa karanlık hoşuna gidiyor. En azından göremiyorsun. Ya hepsi gerçekse?... Bağırmak istiyorsun, sesini birilerine duyurmak umuduyla. Seni bu kâbustan çıkaracak birilerini arıyorsun. Ama çığlığın boğazına düğümleniyor. O kadar çabanın sonunda bir tıs bile çıkmıyor. Mağlup olma, hayattaki en önemli savaşı kaybetme düşüncesi bütün benliğine yayılıyor. Bu savaşı hâlâ sürdürmenin tek bir sebebi var; içinde hissettiğin yoğun enerji. En bitkin anında bile seni ayakta tutan o olmuştu. Şimdi de sana vazgeçmemeni fısıldıyor. Ona güveniyorsun. Uzun zamandır birine ya da bir şeye güvenmemiştin. Bu güven belki de senin kurtuluşun olacak. Hayatla ölüm arasında kopma noktasına gelen ipin üzerine sarabileceğin tek şey belki. Bütün benliğini saran çürümüşlüğü temizleyecek, sana hayatını hilesiz, dürüstçe ve çarpılmış düzenin içinde, yok ettiğin değerleri onararak yaşama fırsatı verecek. Soğukkanlı olmalısın, yolun sonuna geldin. Son kez oyunu kuralına göre oynayacaksın. Bilirsin, çoğu insan "poker kolay bir oyun" der. Bunu diyenler ne kadar yanıldıklarının farkında değildirler. Poker çok ince bir oyundur aslında. Ben bu işi biliyorum diyen birinin, şansının üzerine gitme zamanını çok iyi kestirmesi gerekir. Rakibini sıkıştırdığı anda vurmayı bilmeli, sırasında bir o kadar hızlı kaçmalıdır. Pokerci rakiplerinin hiçbir hareketini kaçırmaz. Yakalanan en ufak mimik oyunun kaderine direkt etkir. Şartlar ne olursa olsun sinirlenmeyen, kesinlikle umutsuzluğa kapılmayan ve kimseye güvenmeyenlerin oyunudur. En önemlisi bir usta asla bir çaylakla aynı masaya oturmaz. Çünkü bir çaylak kadar tehlikelisi yoktur. İşte senin en büyük avantajın. Onunla aynı masadasın ve onun usta olduğu kesin. Kartlar dağıtıldı. Elindeki küçük kağıt parçaları, onlarda senin geleceğin yazıyor. İstediklerini hâlâ yerine getiren, hükmedebildiğin tek organın, beynin durmadan ve hiç olmadığı kadar süratli çalışıyor. Karanlığın ortasında hayal ediyorsun. Onunla aynı masadasın, en az senin kadar gergin ve bunu saklamıyor. Numara mı? Olabilir. "Tek kart istedi." Yani eli iyi, ya da blöf yapıyor. "Kartını aldı." Yüzünden bir şey anlamak mümkün değil. Acaba istediği kart mı? Belki de gelmedi... Elin iyi. İçindeki ses "rest çek" diyor. Doğru zaman olduğundan emin değilsin. Köşeye sıkışmaktan çok seninle oynuyor gibi. Enerji tekrar ediyor, bir daha bu fırsat eline geçmeyebilir, "rest çek" her şeyini koy ortaya. Beynin işlemeye devam ediyor. Buraya kadar onun sayesinde geldin, köşenin ardına ulaşıp karanlıktan da onun sayesinde çıkacaksın. Rest diyorsun. Restini görüyor, kağıtlar açılıyor.
Gözlerini açıyorsun, uzun zamandır ışığı görmemiştin. Etrafta bir kargaşa var. Herkes yerde yatan birinin başına toplanmış. Işıkların, siren seslerinin ve haykırışların arasından çıkıp sana ulaşan sesler beyninde birbiri ardına patlıyor. "Kalbi durdu... Bir iki üç haydi... Nabzı atmıyor... Bir iki üç tekrar... Değişiklik yok... Bir iki... O öldü..." ÖLDÜ. Kalabalık dağılıyor. Yerde yatanı görüyorsun. O SENSİN! Enerji seni terk ediyor. Ruhun seni satıyor. Kaybettin. Hayattan yediğin son kazık. "Asla son olmaz" belki! .......
Altuğ CANITEZ Bu ayki oyun ödülünün sahibi