FRP
Retro bilgisayarFANTASY ROLE PLAYING
vücudum spazm geçirmeye başlamıştı. Ciğerlerim kumu solumaya çalışıyordu. Kendimi öksürmekten alıkoyamıyordum. İçimdeki büyü enerjisi organlarıma yayılıp kendini yok etmiş ama beni de mahvetmişti. Sanırım kısa bir süre için büyüye dayanıklı iç organlarım olacaktı! Mystra... Umarım benim için Nirvana'da bir yer hazırlamışsındır... Gözlerim kararmaya başlamıştı. Artık öksürmüyordum veya öksürdüğümü dahi anlayamayacak kadar kendimi kaybetmiştim. Daha öncelerden onlarca kez tattığım uyku verici bir uyuşukluk tüm vücudumu sarmaya başladığı zaman sinirlerime hakim olup ölüme kollarımı açtım. Bu sefer tek fark beni kurtaracak arkadaşlarımın olmayışıydı ve bekledim... bekledim... "Seni bulduğum anda öldüreceğimi mi sanıyordun, Nierdre?." Bir anda irkilip gözlerimi açtım. Karanlık, her yer karanlıktı. Hareket etmeye dahi çalışmadım. Üzerimde, onlarca ejderha oturmuş gibi bir ağırlık vardı. Sesin geldiği tarafa kafamı çevirdim. “Kaç yıldır bu anın planlarını yaptığımı biliyormusun? Gorge of Gauros'ta beni yendiğinizden beri seni ve o mide bulandırıcı arkadaşlarını arıyorum." Hayır, olamaz!!! Nevron mu? Zulkir of Conjuration! Ama onu kaçarken görmüştük. Bu kadar kısa sürede bu kadar güçlenmiş olamaz! Gerçekten oysa, Ritual of Da'Shakkul'ı neden yapamadığıma şaşmamalı. "Evet beni kaçarken görmüştünüz, Nierdre. Kaçarken yakınımda sen olsaydın, ışıldayan Paladininiz yerine emin ol ki tek kelime ile-seni öldürürdüm." "Eğer Larloch'un yardımları olmasaydı hala yaralarımı yalıyor olacaktım, Nierdre." "Senin ve arkadaşlarınızın açtığı derin yaraları." Mystra..: Bu deli adama karşı ne yapabilirim tek başıma. Simbul'un bile onlarca yıldır yok etmeye çalıştığı bu adam. Ben daha doğmadan önce Zulkir olmuş bu adam... "Senin için birkaç planım var küçük büyücü. Eminim bundan sende hoşlanacaksın." "Planımın baş kahramanı sensin. Ama önce üzerinde bazı değişiklikler yapmamız lazım. Ooooh! Korkuyormuyuz yoksa?... Kork Nierdre kork! Sana yapacağım şeyi Szass Tam bile kıskanırdı." "Birkaç dakika sonra öleceksin Nierdre. Tam bir dolunay sonra da emrimde bir undead olarak kalkacaksın. Şu anki bilincin yerinde olacak ve büyülerini ezberleyip yapma gücün hala seninle olacak. Tabi priest büyüleri dışında. Sakın bir an için bile bunları bana karşı kullanabileceğini düşünme. Haberim olmadan nefes bile alamayacaksın Nierdre. Bir nefes bile...Hah hah hah!" "Senin en az bir yüzyıl boyunca daha öğrenemeyeceğin bu büyüyü öğrenmek için ne kadar fedakarlıkta bulunduğumu tahmin bile edemezsin." Mystra... Birgün elbet öleceğimi biliyordum ama, ama bu kadar erken olabileceğini düşünmemiştim. Bu işler bittikten sonra oğlumla Evermeet'e gitmek istiyordum. Şimdi Nevron'un zombie kölesi olmak üzereyim. Hayır, hayır! "Bana itaat edeceksin ve benim emrimle düşmanım olan tüm dostlarını yavaş yavaş öldürmeye başlıyacaksın: Deepingdale'den Azargathe ilk kurbanın olacak. Bunu engellemek için hiçbir şey yapamayacaksın, genç Nierdre. Onları kendi ellerinle öldürdüğün zaman duyacağın vicdan azabı sana verebileceğim en büyük acı olacak." "Konuşma zamanı bitti, Nierdre...". "Artık iş zamanı...". "Korkma canını çok yakmayacağım". Nevron'un isterik kahkahaları etrafta eko yapmaya başlarken sadece gözlerimi kapadım. Artık yeni bir hayata! başlamak üzereydim. Hurraaahh! Ve en sonunda yaz tatili... Bütün senenin yorgunluğunu atmak için uçsuz bucaksız, tam tamına üç ay var. Gerçi doksan gün hiçbir şeye yetmez ama çaktırmayın. Altı ay okul ve toplam üç aylık sınavlar döneminden çıkınca tatil tatildir diyorsun. ÖYS'ye girmiş olan tanıdığım ve tanımadığım herkese geçmiş olsun diyorum. Ben kendim iki kez bu merete girdiğim için sizi çok iyi anlıyorum. İlk ÖYS'ye gireceğim gün o kadar heyecanlanmıştım ki az daha kusacaktım. O gün ilk defa, bir sınav stresinin beni taa derinden, midemden etkileyebileceğine şahit olmuştum. Bu ayda yeni bir seriye başlıyoruz. Bu sefer TSR'nin geçen sene kapattığı DarkSun dünyasına bir dalış yapıyoruz. Dünyanın geçmişi nasıldı? Gerçekten ormanlar Athas'ın yüzeyini kaplıyor muydu? Şu an nesilleri tükendiği söylenen Troller, Ogreler, Orclar, Gnomelar, Pixiler ve diğer ırklar gerçekten var olmuşlar mıydı? Bütün bu soruların cevapları Athas'ın kumları altında ve bu köşede saklı... Büyü Öncesi Çağ: Athas'ın neredeyse tamamıyla okyanuslarla kaplı olduğu, büyünün ve psionic güçlerin olmadığı bu döneme Mavi Çağ denirdi. O çağda yaşayan tek akıllı ırk Halflingler'di ve onlar da çağın efendileri sayılırlardı. Gök mavisi güneşin altında, dalgalar üzerinde ki şehirlerinde yaşarlardı. Doğanın kendisini manipüle edecek bilgi ve yeteneğe sahiptiler. Uçsuz bucaksız okyanusun belli yerlerinde suyun erişemeyeceği yükseklikteki topraklarda istedikleri ve ihtiyaçları olan her şeyi yetiştiriyorlardı. Belli bir süre sonra denizden aldıkları verimi iki katına çıkarmak istediler. Bu amaçla çabalarken verimi artırmak yerine onu yavaş yavaş yok eden bir felakete istemeden de olsa davetiye çıkardılar. Bazı Nature Masterlar (istedikleri şeyleri doğayı kullanarak elde edebilme gücüne kavuşmuş olanlar) dünyayı bu felaketten kurtarmak için Pristine kulesinde toplandılar. Felaketi engelleyecek bir çare bulmuşlardı ama bunu gerçekleştirebilmek için korkunç miktarda güce ihtiyaçları vardı. Bu gücün tek kaynağı da safir renkteki güneşleriydi ama bu enerjiyi kullanamıyorlardı. Nature Masterlar didinip uğraştılar ve en sonunda kendi güneşlerini değiştirip enerjisini Pristine kulesi vasıtasıyla kullanmaya başladılar. Bu enerjiyle denizlerini tehdit eden asıl felaketi engellemişler ama daha daha büyük bir sorun yaratmışlardı. Güneş üzerinde yaptıkları oynamalar onu gök mavisi renginden parlak sarı bir renge sokmuş ve güneşin dünya üzerindeki etkisini de değiştirmişti. Denizler buharlaşmaya başlamış ortaya geniş ve çorak topraklar çıkmaya başlamıştı. Dünya eskisinden daha değişik bir hale gelmişti ama denizlerin hepsi yok olmamıştı. Bundan sonraki döneme Rebirth (Yeniden Doğuş) dönemi denir. Bu dönem bir bakıma kendi kendine oluşum dönemiydi. Denizler çekiliyor, ortaya çıkan topraklar sürekli değişiyor ve yeni canlı türleri ortaya çıkıyordu. Bu yeni yaratıklardan bazıları hayatta kalmayı başarmış, geri kalanı da ölmüştü. Bu dönemde Halflinglerin çoğu medeniyeti terk etmiş ve eski ilkel yöntemlere geri dönmeye başlamıştı. Pristine kulesinde az sayıda medeni! halfling kalmıştı. Sayıları azdı ama korkunç güç ve bilgileri vardı. Bu yeni cenneti popüle etmek için kendi istekleri ile kendilerini yeni ırklara dönüştürdüler - Humans, Demihumans ve Humanoidler. En son kalan Nature Master'da yok olduğu zaman Athas'ta yepyeni bir çağ başlamıştı. Rebirth'den sonra Yeşil Çağ başladı. Bu çağda dev ormanlar ve yeşil alanlar yeryüzünü kaplamaya başlamıştı. Yine bu dönemde yeni yaratılmış olan ırklar dev şehirlerini kurmuş, onları birbirine bağlamak için yollar inşa etmişlerdi. İlk Elemental clericler de ortaya çıkmaya başlamıştı ama çağın asıl gücü Psionic gücüydü. Bu güç Rebirth çağında ortaya çıkmış ve Yeşil Çağın ilerlemesiyle gelişmiştir. Büyünün Doğuşu: Rebirth çağında gizemli bir ırk ortaya çıkmıştı. Bu ırk diğer tüm yeni ırkların özelliklerini taşıyor ve insan, elf ve dwarflardan çok üstün olan güçler sergiliyorlardı. Pyreen denen bu ırk ölümsüzdü ve onları dünyanın yeni efendileri yapacak güçlere sahiptiler. Fakat onlar diğer ırklardan saklanıp kendi yollarında gitmeyi tercih ettiler. Bu yollardan biri de büyüye giden yoldu. Pyreenlerin arasında Rajaat denen biri vardı. Rajaat diğer pyreenlerin aksine fiziksel ve ruhsal olarak deforme olmuş biriydi. Bu kusurlarının aksine çok zekiydi ve psionic olarak büyük bir potansiyele sahipti. Rajaat, Yeşil Çağ'ın ilk zamanlarında pyreenlerden ayrılarak bilgi peşinde, dünyayı dolaşmaya başladı. Bu arayışının sebebi kendisini rahatsız eden birçok sorunun cevabını bulmaktı. Dünya neden değişmişti? Nature Masterlar niye başarısız olmuşlardı? Ben niye diğer Pyreenler'den farklıyım? Rajaat hayatın anlamını ve bu soruların cevabını ararken kendisinin bir hata, bir kaza olduğunu anladı ve bu hatayı düzeltmek için yemin etti. Rajaat'ın araştırmaları ona wizard büyüsünü keşfettirdi. Eski Nature Masterlar'ın yaşam şekillendiren tekniklerini araştırırken, Rajaat ilk yaptı. Yaşayan her varlığın içindeki enerjinin kaynağı olduğunu keşfetti. Bu keşifle kendi deformasyonlarını yok etmek için kullanmak istedi. Sonuca yakın olduğunu bilmesine rağmen, yeni bulduğu hiçbir yöntem istediği sonucu vermiyordu. Rajaat bu kadar çabayla belki istediği sonuca ulaşamamıştı ama büyünün sırlarını çözüp ilk büyücü olmuştu... (Birinci bölümün sonu) Gözlerini kısıp tepenin üstünden ufka baktı. Eli farkında olmadan sırtındaki ağır baltasına gitti. Daha toy bir warrior iken bir Orcish chief'ten kibarca(!) almıştı. Gözlerini kapatıp düşünmeye koyuldu. Daha bir hafta önce bu güzel ormana on kişilik bir grupla gelmişlerdi. Fakat yarısı daha yolun başında korkup kaçmıştı. Gülümsedi- topu topu bir Green Dragon'u uçarken gördüler -dedi. Sonra aniden gözlerinde, o çelik bakışlı ifadede bir değişme oldu, bir yaş damlası süzülüp yere düştü. Kaybettiği üç genç fighter'ı hatırladı. Gitmeyin demiştim onlara. O mağaralar tekin değil diye - Kimbilir girmediği o mağaralara minotaurus...düşünmek bile istemedi. Ve sonra son yol arkadaşını, son dostunu hatırladı. Yıllar sonra karşılaştığı elf dostu Kaar. Dişlerini sıktı. Kahrolası Ogreler. Aniden bir çıtırtı duydu. Keskin gözlerini sesin yere çevirdi. Bir grup Ogre tepenin yanından geçmekteydi ve en elinde dostunun çok sevdiği yayı gördü. O an hiç bir şey düşünmedi ve sırtından aldığı baltayı en öndeki Ogre'ye doğru fırlattı. Havayı yararak ilerleyen parıltı ilk Ogre'nin beyninde yerini aldığında, o çoktan tüm ağırlıklarını atmış elini +3'lük Long Sword'una atmıştı. Ogreler baltanın geldiği yere baktıklarında bir human silüeti gördüler. Yavaşça kılıcını çeken ve üzerlerine gelmeye hazırlanan bir human. O son kez tanrısına dua etti, kılıcını havada bir kez salladı ve... Selam Nierdre. Ben Onur. Umarım küçük hikayemi beğenirsin. Ben Afyon'dan (Sanırım bu Afyon'dan ilk mektup) yazıyorum. Seni ve GameShow'u ilk okuduğumdan beri gerçekten belli bir samimiyet, sevgi ve ilgi ile takip ediyorum. Neyse(m ney) burada (Afyon'da) değil masaüstü, masaaltı FRP (kötü kelime oyunu) oynamak bile mümkün değil. Bende hiç oynamadım. Ama senden öğrendiklerim, duyduklarım ile bu ilginç dünyaları merak etmeye, giderek daha büyük bir ilgi ile takip etmeye başladım. Eee... Gelelim sorulara: 1- Sirian şövalyeleri kimdir baba ya? 2- Abi ben Dragonlara hastayım. Bana (bize, hepimize) biraz bunlardan bahsetsene (HOMM-II'deki o pembe şirin şeylerden değil ama). 3- Senin bildiğin veya kitaplarda yazan en büyük artifact nedir? 4- Sen hiç avatar öldüren oyuncu biliyor musun? (Gülme be) 5- Şu Beholderları bir anlatsana. (Avatar, Beholder, Dragon ne iş lan?) 6- Senin bildiğin en yüksek seviyeli ve tanrı olmaya kalkışmamış Warrior (fighter) kim? (Gene uçtuk) Neyse beğenirsen bi daha (bi daha) yazarım. Beğenmezsen ağlarım. (Yalan Engin Abla kadar yüzsüzümdür (Laf atma var)). Hepinize mutlu v.b. günler dilerim. Onur -The Maniac of Dragon- Yalçın, Afyon (Özel İdare İşhanı, Kat:2, No:36, 03100, Afyon) NİERDRE: Selam Onur. Sizin oralarda bayağı hareketliymiş yani, Green Dragon felan. Sen kılıcını sallıya dur ben ekibi toplayıp hemen yardımına geliyorum. Bu satırları yazarken final dönemime girmek üzereyim ve sen bu satırları okurken de bütünleme dönemim başlamış olacak. Yani biraz geç kalırsam kusura bakma. Unutmadan, Afyon'dan ilk mektup şerefi sana ait. 1- Sirrian, Dragonlance dünyasındaki Neutral tanrılardan biri. Doğal güç, kuvvet ve ateş'in tanrısı. Benim bildiğim kadarıyla Sirrian'ın hiçbir zaman şövalyeleri olmadı sadece az sayıda priest'i var. Oyun sistemi içinde Sirrian şövalyeleri olmasa da DM isterse bir kaç tane oyununa koyabilir. 2- Hmmm... Zor soru şimdi bu. Neresinden gireyim neresinden çıkayım ben şimdi bunun. En başta bütün Dragonlar yaratıldığı zaman Black, White, Green, Red ve Blue Evil olarak; Copper, Silver, Gold, Bronze ve Brass da Good olarak yaratıldı. O zamanlar, FRP dünyalarında kısa bir süre önce çıkmaya başlayan, Yellow, Mist, Fang gibi dragonların olup olmadığı bir muamma. Dragonların 12 yaş kategorisi var. 1. yaş kategorisindekiler yumurtadan yeni çıkmış, 12. kategoride olanlarda şööle bir bin yaşında falan oluyor. Yaşlandıkça büyüdükleri gibi, büyü yapma yeteneği kazanıyorlar. Kimi ejderhalar çok az büyü yapabilirken bazıları hem clerical hem de wizard büyüsü yapabilecek gücü kazanıyor. Bunlara Dragon Magic deniyor ve Dragonlar sadece düşünerek bunları yapıyorlar. Hepsi belli bir yaştan sonra bazı özellikler kullanmaya başlıyor. Aynı zamanda hepsinin belli bir Breath saldırısı vardır. Mesela Blue dragonlar ağızlarında yıldırım çıkarırken Gold dragonlar ateş veya chlorin gazı çıkarırlar. Good dragonların iki, evilların bir adet breath saldırı şekli var, az önceki cümlede görülebileceği gibi. Yaşlandıkça Breath'lerinin verdiği zarar ve kapladığı alanda artıyor. Good dragonlar insanlarla arada bir de olsa iletişim kurarlar. Evil olanlarsa daha çok kendilerine dev bir Hoard kurmayı hayal ettikleri için değerli eşyalarla yüklü karavanları veya gemileri dahi kaçırabilirler. -End of transmission- 3- En büyük artifact derken en devasa ölçülerdekini mi kast ediyorsun bilmiyorum ama benim şu ana kadar okuduğum en abartı artifact bir tüy kalem, parşömen ve mürekkep takımı. İlginç değil mi? Özelliği ise bu tüy kalemle parşömene yazılan her şeyin gerçekleşmesi. Yani bu kalemle ne yazarsan, o yazdığın şeyin olması için bir Wish büyüsü yapılmış gibi kabul ediliyor. Bugün çiçek ekmek için bahçeyi kazarken çok değerli bir kılıç buldum dersen şak diye çok değerli bir kılıcım oluyor ama bir Wish büyüsü yapmış gibi olduğu için bunun penaltıları da kaçınılmaz. Bu değerli kılıç bilmem hangi boyuttaki Demonlardan birinin kılıcı olabilir ve o da senin peşinden gelebilir. Yanlış hatırlamıyorsam üç şey yazdıktan sonra bütün takım kayboluyordu ama bu konuda yanılmış olma ihtimalim yüksek. Bilmem beğendin mi? 4- Niye güleyim canım. Şu ana kadar tanıdığım hiçbir oyuncu mantık çerçeveleri içinde bir avatar öldüremedi. Mantık çerçeveleri diyorum çünkü bir ara kulağıma gelen söylentilerde bir oyuncunun evil bir Rangerla bir tanrının ayı formundaki avatarını öldürüp 500.000 exp. aldığını duymuştum. Ne kadarı doğru bilmiyorum. 5- Beholderlar yeraltında topluluklar halinde yaşarlar. Hepsini yöneten muhtar gibi ayrı bir Beholder, esirlerle ilgilenen ayrı bir Beholder ve büyü işleri ile ilgilenen ayrı bir Beholder vardır ve hepsinin de ışın atan gözleri dışında farklı özellikleri vardır. Tek olarak yeryüzüne çıkıp kendisine bir Thief's Guild kuran veya evil tiplerle ortak olan Beholderlar da vardır. Bundan sonrası en az bin kelime süreceği için burada noktayı koyuyorum. Koydum.
6- Şu ana kadar gördüğüm en yüksek seviyeli Fighter 21. level. Kendisi Iron Lord Thydrim Yvarrg Bearkiller ve Rashemen'deki Lordlardan biri. Bir tane de 23. level Fighter vardı ama nerede olduğunu hatırlamıyorum. Bildiğim hiçbir Fighter tanrı olmaya kalkışmadı henüz. Çoğu zaman evil Wizard ve Clericler kafalarından bunu geçirirler ve tanrı olmanın mümkün olabileceğini de sadece onlar bilirler zaten. Bi daha yaz mektubunu bekliyorum. Bak bak, Engin ablasına laf atıyor. Dıt. Merhaba Muhammed, Mektup yazmayalı uzun bir zaman oldu. Ama bunun bir nedeni vardı. Artık ben iyice ümidi kesmiştim. Öyle ki kitapları bile sattım. Emme gel gör ki sattıktan 2 gün sonra şansım döndü ve bir arkadaşım hadi grup kuruyoruz gel dedi ve artık bende bir FRP oyuncusuyum. Bu mektubu da sana ilk seansın akşamı yazıyorum. 1- Abi bizim grup şööle. Silvanus veya onun gibi bi tanrıya tapan Ranger abi var. Bir Alchemist'imiz var, bi Mage, bi Mage/Fighter veya Mage/Thief'imiz (tam bilmiyom) bi de Paragon olarak ben varım. Sence nasıl bir grup? 2- Abi bu Alchemist ne işe yarar? 3- Abi ben ne işe yararım? Yani biliyorum ama bir de senin ağzından dinleyeyim. Eksik bir şeyler var gibi geliyor (DM alınmasın kendi açımdan konuşuyorum). 4- Abi sen benim yerimde olsan hangi kitapları alırdın? Bende PHB ve Faiths&Avatars var. 5- Abi şimdi benim kafama takıldı. Ben Torm'a tapıyorum. Şimdi sen birkaç sayı önce tanrı olma kuralları yayınlamıştın. Diyelim ki ben tanrı olmaya karar verdim (fazla ileri görüşlüyümdür). Tanrıma bağlı biri olarak tanrım bana yardım eder mi yoksa benim bağlılığımdan dolayı bööle bi şey istemem bile hata mı? 6- Avatar olunabilir mi? Olunabiliyorsa kurallarını şimdi veya daha sonra ayrı bir şekilde anlatabilir misin? 7- Son olarak Simbul Mystra'nın avatarı mı? 8- Bi sorum daha var. Tarrasque mı döver Borys mi? (Harbiden soruyorum). Bülent Kayran, Ankara NIERDRE: Uzun bir aradan sonra sana da merhaba Bülent. İnan senin için çok sevindim. Şu ilk seans oyununu iyi hatırlamaya çalış çünkü 3-4 yıl sonra onu büyük bir özlemle hatırlayacaksın. Özlem, dikkatini çekerim. Herkes şahit şuraya yazıyorum. Bu acı gerçek / tüm FRP oyuncuları için gerçek maalesef.
Grubun savaşma gücü çok iyi. Büyücülerde maşallah dört tane ama tek eksik bir cleric gibi gözüküyor. Dediğim gibi sadece -gözüküyor-. Bence grupta clericlerin eksik olması oyuna ayrı bir hava katıyor. Artık gücü olmayan grup haşır huşur devamlı savaş yapacağına ondan kaçacak yol aramaya başlıyor. Temple'ların değerini öğrenmeleri de cabası. Bunların hepsi DM gruba NPC bir Cleric katmadığı sürece geçerli. Diğer soruya geçmeden grup hakkında bir şey soracağım. Mage/Thief'iniz evil ve grupta spellbook konusunda kavgalar çıkıyor mu? Eğer cevabın evet ise kulübe hoş geldin. Ben daha kulübe üye olmadım çok şükür. 2- Alchemist daha çok evcimen bir player karakter. Nedeni de sürekli deney yaptıkları için laboratuvarlarından ayrı kalamamaları. Bir de specialist wizardlar gibi her leveldan bir fazla büyü ezberleyebiliyorlar ama laboratuvarlarından ayrı kaldıkları zaman bu bonus büyüyü ezberleyemiyorlar ve hatta yeni buldukları büyüleri büyü kitaplarına geçiremiyorlar. Oyun açısından avantajları ise normal büyülerden daha düşük seviyede iksir araştırmaları yapmaya başlayabilmeleri. Yani Alchemist sınıfı maceraya çıkacak bir tip değil pek. 3- Torm'un paragonları hayatlarını çok büyük amaçları gerçekleştirmeye adamışlardır. En başta tanrıları Torm'un yüceltecek ölümcül görevlere çıkarlar. İnsanlara yön verip gerektiği zaman onları kutsal görevler için yönlendirebilirler. Paragon'un oyun istatistiklerini bildiğini varsayıp es geçiyorum. 4- Grupta Silvanus'un Ranger'ı varsa Forgotten Realms'da oynuyorsunuz demektir. O zaman Wizards&Rogues of the Realms fena olmaz. İçinde Realms'ın değişik bölgelerine ait Wizard ve Rogue kitleri var. Onun dışında Elminster's Ecologies Vol. 1&2'yi de alabilirsin. 5- Eğer Torm'un gözüne girmişsen Torm sana sponsorluk yapabilir ama bunun için harbi harbi birçok quest'e çıkıp Torm kilisesi adına tonlarca şey yapmış olman lazım. 6- Avatar zaten tanrıların dünyaya geldikleri zaman veya birine görünmek için aldıkları form. Bu durumda tanrı olmadan sadece avatar olmak mümkün değil. 7- Simbul Mystra'nın avatarı değil ama Chosen'ı ve bir bakıma kızı sayılır. Mystra, Simbul'ın annesinin içine girmişti ve çocukları doğurtmuştu. 8- Bu sorunun cevabı; Borys, Tarrasque'yi yer. Nedeni de Borys'in 10. seviye büyüler yapabiliyor olması, korkunç psionic güçlere sahip olması ve sırf defiling magic yaparak Tarrasque'ye zarar verme lüksüne sahip olması. Sevgili Nierdre, Türkiye'nin tarih kokan şehri Sivas'tan merhaba. Evet ben Anadolu'nun bağrından fırlamış 17 yaşında genç bir FRP'ciyim. Tahmin edebileceğin gibi etrafımda FRP'den anlayan birileri yok bende bu yüzden sorularımı sana yolluyorum. Bilgisayarda oynadığım Menzo, Daggerfall, Ultima 8 (Pagan)'dan sonra, bende masaüstü FRP'si oynamak için bir istek uyandı. Hele bir de köşende ballandıra ballandıra anlattığın bu oyunun malzemelerini almak için hazırlıklara başladım. Şimdi sorular: 1- FRP'de dünyaları sadece TSR mi yapar yoksa bende uğraşıp bir dünya yapabilir miyim? 2- Hydra, Medusa, Centaurian, Gargoyle, gibi Yunan mitlerinde bulunan bu yaratıklara bazı FRP olguları içeren oyunlarda rastlıyorum (Heroes 2). Acaba bu yaratıklar FRP dünyalarında da mevcut mu? 3- FRP'nin çıkış tarihi ve nasıl ortaya çıktığını biliyor musun? 4- Sen FRP ile ne zaman ve nasıl tanıştın?
Son olarak Sivas'ta FRP ile ilgilenenler için telefonum, 226 20 28. Tekrar yazacağım. Hoşça kal. Feyzullah Ekrem Çonkar, Sivas NIERDRE: Hoş geldin Ekrem! Sivas'tan ilk mektubu da sen yazmış oluyorsun. Bu ay iki tane -ilk- mektubu yayınlamış olduk. Sana bir tavsiyem Sivas'ta GameShow okuyanları bulman. En azından FRP oynayan birini bulma şansını artırmış olursun. 1- İstersen sende kendi dünyanı yapabilirsin Ekrem. TSR'nin farkı bu dünyaları yaparken onlarca adamla birkaç yıl uğraşıp en ince ayrıntısına kadar haritalar, şehirler, efsaneler ve ırklar yapması. Çevremde kendi dünyasını yapmış birkaç arkadaşım var ve inan bazıları bu konuda yıllardır uğraşıyor. Eğer sana yardım edebilecek birini bulursan yükün bayağı hafiflemiş olur. 2- Bu mitlerde olan yaratıkların çoğu tüm TSR dünyalarında var. Tabi istisnalar yok değil. Bu saydıklarının hepsi Forgotten Realms'da olmasına rağmen biri bile DarkSun'da yok. 3- FRP 70'li yılların sonunda Ed Greenwood'un (Forgotten Realms dünyasının yaratıcısı) hala basılan Dragon dergisindeki makaleleri ile ortaya çıktı. Ed bu köşede FR denen bir fantezi dünyası kurmuş ve burada olan olaylardan bahsetmeye başlamıştı. Bunun sonucunda kısa sürede birçok insan buna ilgi duymaya başladı. Bu ilgiyi sağlayan en büyük etkenlerden biri de Tolkien'in yazdığı "Lord Of The Rings" romanı oldu. Bu romanın yazılmasından önce piyasada aşk ve polisiye romanlar iş yapıyordu. Tolkien'in bu muhteşem eserinden sonra herkes hafiften fantaziye kaymaya başladı ve bu romanın yazılmasından yıllar sonra Ed ortaya çıkınca FRP'de resmen ortaya çıktı. TSR'nin o zaman ilk çıkardığı oyunlar tam bir monopoly tarzı olan FRP oyunlarıydı. Hatta Mattel oyuncak firması 1980 yılında 9 voltluk pillerle çalışan bir FRP oyunu bile yapmıştı. 4- Bilgisayar FRP'si ile Haziran 1991, masaüstü FRP'si ile de 1993'te tanıştım. Masaüstü FRP'sine geçişimi sağlayan kimse o zamanlar çıkan Amiga dergisinde FRP köşesini yazan Emre Tuncer'di. Ona çok şey borçluyum. Ona şu an telefon açtım. Üç haftadır buradaymış ama Amerikaya geri dönmüş. En iyisi adresini alayım. Görüşmek üzere... Eh artık yavaş yavaş sonuç bölümüne geçebiliriz. E-mail ile FRP oynamak isteyenler mı orada? Eğer varsa DM olmak isteyenler ve player olmak isteyenler bana subject'inin bir köşesinde "PBEM" yazan bir email atsınlar. Yalnız bunda bir sorun çıkacağını hissediyorum. Herkes player olmak isteyecek ve DMsizlikten oyun oynanamayacak... Yüzüklerin efendisini okuyup Tolkien hayranı olan herkes... Lütfen Murat'ın Tolkien sayfasına (www.konsept.com.tr/tolkien) bir göz atın gerçekten özenerek yapılmış. Baran Güç... Haziran ayındaki notumu okumuşsundur umarım. Beni Mersin'den arayan Fırat... Telefon numaran lazım. Armageddon... Magic kartlarının Guest bilmemnesi dediğin şeyi anlamadım. FRP oynamak isteyenler 311 17 07'den Mustafa ile görüşsünler. Tolga Ulusoy... Sana o konuda yardımcı olamayacağım. İzmir'dekilerle görüşmeni tavsiye ederim. Berk Tatlıses... FRP nasıl oynanır sorunun cevabını dergideki buluşmalara gelip bulabilirsin. ALF... Nasılsın? Askerde olduğunu bilmiyordum. Tezkere almana bir ay kaldı sanırım. Güney Soykan... Mektuplarınızı gelecek ay yayınlayacağım. Üstelik sizi bir de sürpriz bekliyor, hazırlıklı olun! Turhan... ÖYS geride kaldığına göre artık karakterini yap.
düşlerinin gerçekleşebileceği bir dünyada bulmaya hazırlan. 11 Temmuz Cumartesi dergide buluşmak üzere. Uuta Nua'oT Raan!"
"Nierdre" Dabiri