Gameshow sayı 38, sayfa 62

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 62

Bir kez daha buluştuk işte sizinle. Ben zaman yokluğundan dolayı şikayet etme konusundan bitirme tezi hazırlamaya başlamaya hazırlanmışken bir de böyle bir olaya girmiş bulundum. Aslında her şeyin bir tesadüf olması gibi bir durum var, ama olsun. İşte bir kez daha ben bilgisayarımın başında uykusuzlukla mücadele ederken (yooo, alışılanın aksine gece yarısı yazılmış bir yazı değil. Aslında saat öğleden sonra dört. Ayrıca yazımı beş günlük bir gecikme ile yazıyorum. Yani dergi geç çıkarsa suç tamamen bana ait. Aslında biraz da MEG'e ait benim kafama çıkıp zorla yazıyı yazdırmadığı için. Neyse, pararitoz! | BiP daha Yazı | çok mutluyum, olay. Yani diyeyim ki, bir strateji köşesi açmayı bir süredir düşünüyor ama bana pek güvenemiyorduk. Sonunda bodoslama bir şekilde bana dört sayfa verdiler al yaz deyi. Ben de hayır demedim (pasif zihniyet), diyemedim netekim. İşte şu anda okuduğunuz ve adını bile bilmekten aciz olduğum için utandığım köşe benim tarafımdan yazılıyor. Aslında içeriği konusunda da değişik tartışmalar var ama ben nasıl istersem ve siz beni nasıl yönlendirirseniz öyle bir olaya gireceğim. Aslında ben ilk önce kafama göre takılayım dedim, MEG beni Kamer'deki güzide camdan aşağı atmakla tehdit etti. Ben de okuyucudan aldığımız tepkilere göre yön vereceğimiz bir köşe olsun dedim, tamam dedi popülist zihniyetli patron. Ben de zaten eski acı tecrübelerden dolayı kimsenin bana yazıp da, kaale alıp da, şöyle ya da böyle yapsan iyi olur demeyeceğini bildiğimden (sallanmamak acı veriyor), bu şekilde patronu kandırdım. Bu ay biraz yeni gelen oyunlardan bahsetmek ister deli gönül ama acı itiraf, müthiş abuk sabuk nedenlerden dolayı hemen hemen hiç oyun oynamadım. Ama yine de sermayeden yiyip biraz benim hoşuma giden ve tercihen henüz dergide açıklanmamış, yeni gelmiş, ya da iyi bilinmeyen oyunlardan bir demet yapayım size. Bir kere, bu ay STARCRAFT geldi. Ben açıkçası oyunun çıkacağından bihaberdim, ama Blizzard'ın taklit etme konusundaki gereksiz yeteneğimi bildiğimden "İyi Bir Çerez, Panzer General'de Yenilince Moral Düzeltme Oyunu" olarak tahmin ettiğim bu oyun güzel çıktı. Bir kere konu güzel. Hele biraz ilerleyince taş gibi oluyor. İyi bir tasarı. Ayrıca grafikler ve atmosfer hoş. Ses efektleri şık. Müzikleri dinlemedim. Oyunu üç ırk olarak oynayabiliyorsunuz. Ama diğer oyunlara fark olaraktan burada bu birbirinden çok farklı. Benzeri oyunlarda bir kaç özel birim dışında bütün üniteler aynıdır, ya da çok benziyorlardır. Oysa STARCRAFT'ta üç ırk hemen her açıdan birbirinden farklı. Üniteleri, ünitelerin oluşturulma biçimleri, binalar, binaların kurulması... Her ırk ayrı bir oyun gibi. Örneğin Zerg'de üreme çok hızlı ve değişik olurken Protoss'da bir çeşit zırh var. Zerg'ün colony'si ve askerleri çooook değişik. Bu bir devasa artı. Ayrıca oyun (galiba) toplamda otuz bölüm. Gayet uzun. Bu bir artı. Ayrıca oyun Human ve Zerg için çok zor değil. Protoss'u azıcık oynadım (çok zevk aldım), ama şunu söyleyeyim, oyunda diğer real-time'larda beni çooook sıkan "huzursuzluk" yok. Gönül bazen ister ki kaynaklarımı toplayayım, asker yapayım, saldırayım, iyi olan kazansın. İşte bu genel huzur hali bu oyunda çok iyi sağlanmış. Aşırı saldırıya uğradığınız bölümlerde bile sığınaklar yapıp içine adam koyup kendinizi bir miktar savunabiliyorsunuz. Bu müthiş bir şey. Ayrıca, ya Nasıl desem, oyun güzel. Bütün real-time sevenlerin alıp oynamasının iyi olacağına kanaat getirmişliğim var. Ayrıca çok eskilerden bir oyun var diyeceğim, CENTURION. Belki oyunu Amiga'da oynamışlar olabilir ama çoğunluğun haberdar olmadığını düşündüğüm bir oyun. Bu bir HD'lik bir strateji. Roma İmparatorluğu'nun başındasınız. Genel olarak Turn-Based olan bu oyun savaş ekranlarında real-time'a geçiyor. Çok basit, ama gerçekten insana zevk veren bir oyun olan Centurion'u strateji seven, demo, müzik, ayrıntı nedir sallamadan saf olaraktan strateji seven herkese tavsiye ediyorum, haberiniz olsun. Bu da güzel bir oyun, oynamadıysanız oynayın. Bir de NETSTORM diye bir oyun var, Aslında bu oyun çok eski değil. Bir kaç ay önce bana açıklayayım diye vermişlerdi, sonra hem İnternet üzerinden oynanmak üzere tasarlanmış bir oyun olduğu, hem de oynanışı zor olduğu için bırakmıştık. İş şu: oyun Internet üzerinden oynanınca müthiş bir oyun oluyor. Oynanmayıp da bilgisayara karşı oynanınca güzel bir oyun Hem deli gibi strateji yeteneği gerektiriyor, hem de pratik zeka gerektiriyor. Aslında bu ikinci şey yüzünden oyun bazen abuk sabuk zeka oyunlarına taş çıkartacak derecede sıkıcı olmuş ama olsun. Oyun bir real-time strateji. Ama biraz, hatta çok farklı. Bir kere oyunda asker mantığı yok. Bina mantığı var. Yani bir bina yapıyorsunuz. Onun bir özelliği var. Daha sonra onu oradan kaldıramıyorsunuz. Örneğin bir çeşit top atan bina yaptınız diyelim. Siz bunu yaparken nereye atabileceği gözüküyor. Sonra oradaki en yakın hedeften başlayıp onu yok edene kadar atmaya devam ediyor. Eğer ölmüyorsa sonsuza kadar ediyor (örneğin tamir ediliyorsa). Bazı birimler sadece bir yöne ateş edebiliyor. Eğer arkalarına geçerseniz hiç bir şey yapamıyorlar... falan. Bu kısma kadar saf 24 ayar strateji olan oyun bir sonraki hamlede yere düşüyor. Adalardan oluşan haritada kurulan köprüler zeka oyunu gibi kuruluyor. Sol üst köşede dört çeşit köprü çıkıyor. Ama isteme şansınız yok. Daha sonra bunları rastgele yerleştirip uygun formasyonlar yaratarak diğer adalara ulaşmaya çalışıyorsunuz. İğrenç bir sistem. Bir de, oyundaki her bölümdeki amaç rakip Priest'i yakalayıp onu Altar'ınızda öldürmek. Uçuk kaçık bir oyun. Harika demiyorum ama, aynı tip oyunlarla dolu bu aylarda alınıp bakılacak, sıkılana kadar büyük zevk ve merakla oynanılacak iyi ve kaliteli bir oyun. Real-time takımına tavsiye etmiyorum. Ama real-time takımına DARK REIGN'in yeni çıkacak (belki de çıkmış) datasını şiddetle tavsiye ediyorum. Bence Dark Reign şu güne kadar yapılmış en güzel real-time. Ve onun datasını kaçırmanızı tavsiye etmem, edemem. Fazla bir sükse yaratmadan gelmiş ve gitmiş bir oyun olarak CAPITALISM PLUS'tan bahsetmeden edemeyeceğim. Söyleyeceğim şu ki, gayet başarılı, çok opsiyonlu, güzel, bir seferi diğerine benzemeyen çok iyi bir oyun diyeceğim. Aslında oynanılışı zor ama iyi bir Tutorial'i ve Game-Show'da yapılmış iyi bir açıklaması var. Gerçekten iyi bir oyun. Özellikle uzun süreli oyunlar oynarsanız daha çok zevk alıyorsunuz. Karışık, uğraştırıcı, zevkli, hoş, kaliteli bir oyun Capitalism Plus'ı alın bence. WORMS 2 derler bir oyun var. Çıkalı çok zaman oldu ama yeterli beğeniyi göremedi gibi geliyor bana. Aslında çok zevkli, çok eğlenceli, çok sıradışı(ne), çok irdeleyici (ha), çok sorgulayıcı(hü), çok düşündürücü(hı) bir oyun. Arkadaşlarınızla tek bilgisayarda oynanılacak en iyi oyun diyor, Caner'e(arkadaşım) bazukayı importarıt kafasına nasıl soktuğumu hatırlatıyorum. Oyunu oynamasanız bile demolarını kesin en az bir kere seyredin. Biz gülmekten geberdik. Tebrik ederim. Son olarak size bu yılın en önemli oyununu tavsiye edeceğim. Işığı kapatın (karanlıktaki ses karizması), yaklaşın (fısıldayan ses karizması), kulağınıza pamuk doldurun (derinden gelen ses karizması). Oyun, o ulu oyun THREE DIRTY DWARVES. Geçen ay Gelmiş Geçmiş En Çok Sevilen Yazar Serkan Uybaş tarafından gerçekleştirilen oyun açıklamasının yankıları sürüyor. Edebiyat çevreleri harıl harıl Serkan'ın yazısında kullandığı dilin nece olduğunu ya da kullandığı söz sanatlarının hangi edebiyata ait olduğunu araştırıyorlar. Gizli haber alma teşkilatları dünyanın dört bir yanındaki casuslarına Serkan'ı tutup konuşturma emri verdi, Filozoflar kendi aralarında geçen uzuuuun tartışmalardan sonuç çıkmayınca ruh çağırma ayinleri ile Sokrat'ın ruhuna ulaşmaya çalışıyorlar (onlar da tırlattı). Yeryüzünde bundan etkilenmeyen tek “varlıklar Kamer'de yaşayan ve durmadan yemek yiyip, uyuşuk uyuşuk oturup, düzensiz uyuyup da nasıl olup da hayatta kaldıkları veterinerlerce araştırılmakta olan bir canlı türü oldu. MEG isimli bir kabile reisine delicesine bağlılık gösteren bu ırk doğa yasalarına karşı savaş veriyor. İşte böyle. Bu ay aslında çok iyi işler yapmayı planlamış olan ben beklenmeyen ve üzerimden geçen bir olaylar silsilesi tarafından durdurulunca eski oyunlardan bahsetmek zorunda kaldım. Bir dahaki aya daha iyi bir çalışma ile karşınıza çıkmak istiyorum. Ama şimdi boş verin bunları. Gerekli gördüğüm bir konuya açıklık getirmek istiyorum. AYIN YORUMU (SUBJEKTİF): Real-time stratejiler aldı yürüdü. Artık Doom Gibinler ne kadar oynandıysa Dune Gibinler de oynandı. İşin aslı bir ara elini salladığın yere bir fare sığarsa kesin iki real-time CD'si vardır mantığı baş gösterdi. Şimdi biraz azalmış olsalar da yine de real-times rules, Bir yandan da muhafazakarlıktan ödün vermeyen ben ve benim gibiler var. Turn-based stratejileri stratejinin aslı kabul edip real-time'ı arcade gibi görenler. İşte şimdi Turn-Based stratejileri dayanak noktası alıp real-time'ları masaya yatıracağım, ve elimden geldiğince eşit davranmaya çalışıp bu işi bir real-time açısından ele alacağım. İşte elimden gelenler: Real-Time'ların real-time oluşu İnsana gerçekten ve o anı yaşıyormuş hissi verişi. Olaylar anında gelişiyor ve iyi bir oyunda insan kendisini gerçekten orada hissediyor. Yeterli şartlar sağlandığında kendinizi bir yerlerde bir şeyler için savaşıyor hissetmeniz olası. #Dezavantaj: İnsan denen ırk aynı anda tek kolunu, olmadı iki kolunu oynatabildiği için aynı zaman dilimi içinde bilgisayara karşı ezilmesi. Zaten ne olursa olsun aynı anda bir çok şeyle ilgilenebilen bir bilgisayara ve neyin menzilinin nereye yeteceğini, neyin neye ne kadar zarar vereceğini otomatik olarak tahmin eden bir şeye karşı bazen oyunun mouse'unu hızlı sallayanın yüzüne gülmesi. Ayrıca oyundaki genel kaos ve huzursuzluk hali. Orduda doktorlar varken yeterince hızlı mouse sallayamamaktan dolayı askerlerin iyileştirilemeden son kez nefes vermeleri. Zaten hayatını zamana karşı yarışarak geçiren insanın hayal gücü ile yarattığı bir alette bile bu savaşımı sürdürmesi. Arabirimler: Gruplama, numara verme, waypoint, dur, advanced orders falan gibi seçenekler ile adamlarınızı yönetme şansınızın neredeyse kusursuza yaklaşması. Ayrıca bir generalin her askerine tek tek emir vermesinin imkansızlığından dolayı bir kaç şeyin istenen gibi gitmemesinin gerçekçiliğe katkıda bulunması. #Dezavantaj: Her ne kadar aşmış arabirimler yapılsa bile yine de bir asker birliğine bir yerden bir yere gitme emri verildiğinde ortaya çiçek gibi açılmaları. Askerlerin oraya buraya abuk sabuk ateş ederek planlanmış saldırıları berbat etmeleri opsiyonu. Hiçbir Waypoint sisteminin bir askere ateş edebildiğin en uzak yerden ateş et, ya da en yakından, ya da tam yandaki savunma kulesinin menzilinin dışından emrini vermenizi sağlayamaması. Konu: Oyun içinde herhangi bir iş başarıldığında anında objektifin değiştirilebilmesi. #Dezavantaj: Evrenin ele geçilişinden beri ilginç konuların mumla aranır hale gelişi(aslında bu turn-based'ların da ortak sorunu). Yapay zeka: Oyunun real-time olması sebebi ile bilgisayarın zaman hesaplama konusunda oyuncuya on dört takıp en az on dört kat daha fazla zamanı olması. Hemen hemen bilgisayarı oyuncunun on dörtte biri kadar akıllı yapılmasının oyunun dengesinin korunması için yeterli olması. #Dezavantaj: Oyuncunun on dörtte biri kadar bile akıllı bir oyunun yapılamaması. Ünite Bolluğu: # Avantaj: Seçim şansının çok olması sebebi ile oyuncunun kendisini özgür hissetmesi. #Dezavantaj: En gelişmiş ünitenin tek başına kullanılarak oyunu kazanmaya yetmesi. Ünitelerin nicelik olarak çok sayıda olması ama nitelik olarak farklı olmaması. Eşeğin yavrusuna sıpa denmesi ama kangurunun yavrusuna kanguru denmesi(ciddiyetten sıkıldım). Harvester Klişesi Sürekli olarak üretme ve ürettiğini istediğin şekilde yönlendirme imkanı. Gelişmeye açık psikolojiler için cennet görevi yapma imkanı. #Dezavantaj: Oyunlardaki zorluk derecesinin hep harvest edilebilen parayla sınırlı olması. Genel zorluk anlayışının sadece üretimin zorluğuna bağlı oluşu. VEDA: Bu ay gerçekten benim için zor bir aydı ve planladığım özveriyi engelleyemediğim sebeplerden Özür dilemek yerine sizi düşüncelerimle tanıştırayım, siz yorum yapıp cezama karar verin. Şimdi bir "B1" var. O sorumluluklarının bilincinde, hayatını sürdürmesi gerektiğini bilen, ama duygusuz. Bir de "B2" var (B'ye bir iki (bana üç oluyor)). O ise Game-Show'da yazmayı, elinden geleni yapmayı çok seviyor. Ama o da mantıksız. İşte onlar kafamın içinde şu anda konuşuyorlar. Gelin kulak verelim: B1: Abi ne kasıyon yaaa! Bırak bu işleri güzelim. Gel bak yatak sana ne güzel bakıyo. Bir uyursun ki şimdi. Üç gündür uyumadın zaten. Ateşin de kırkı vurmuş. Boş ver ya, neymiş bu işler. Gel, bırak senin yazılarını beğeniyorum, diyenleri. Bırak Kamer'de geçen FRP buluşmalarının zevkini. Yat uyu abi sapık mısın? B2: A-a-a-aaaa, çok ayıp. Hayatında bir şeyi de nedensiz yap. Ne olacak? Ben de istemez miydim uyumak? Ama ya sana Dark Reign'de verdiğin taktikler için teşekkür edenlerin içine doldurduğu mutluluğu unuttun mu? Kamer'de seni görüp "Ah, sen Burçak mısın?" diye konuya giren, daha önce hiç görmediğin halde dakikalarca birbirinizi çok iyi tanırmışsınız gibi konuştuğun, sen hiç birini görmeden seni seven, sevmeyen ama seni tanıyan insanları unuttun mu? Birlikte güldüğünüz, üzüldüğünüz, kızdığınız yazımdaki hataları mı? Hadi canım sen de! Arkadaşlıksa en büyüğü bu. Sevgiyse en komiği. Dostluksa en çabuğu. B1: Bak abuk sabuk konuşuyon, çakıcam ağzına. Ülen herifin yarına sınavı var, hemcinsleri kafalarını kitaplara gömmüşler, bu manyak oturmuş ne yapıyo. Sana bir kafa atarım aklın durur. B2: Zaten benim misyonum akılsızlık salak. Yönetmen o rolü uygun gördü. Kötü adam rolünü de sen kaptın. Neyse, uzatma, daha Panzer General 2 yazısı yazacağız. B1: Hadiili. İstersen bir de alnımıza salak yazalım. Lan düdük, hani yemek yiyecek zamanın yok, bari biraz uyu. Yok sen uyumam, ben salağım diyorsan başkaaaaa. Ben seni son uykuna yatırırım. B2: Dağ ayısı, orman adamı. Terbiyesiz. B1: Sus. Şimdi MEG'i ara, yazıyı yazmıyorum, bilgisayarım bozuldu

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.