Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 12
Akın şimdi baştan anlaşalım bi kere: Şimdi yazacağım oyun türü taaa Pascal'ın ilk hesap makinesini yapmasından bu yana sürekli ısrar ve inatla üretilmeye devam edilen bir oyun türü: Fighting. Yani ben bu oyunu yazarken yok "sağa dön adamı patakla" veya "son bölümdeki yarma çok güçlü ona göre strateji yapmalısınız" gibi didaktik teyizler vermeyeceğim. Bunun yerine yine oyundan örnekler vererek Fighting game'lerin arkeolojisini (ne demekse artık) ve bedava bilgi sahibi olacak hem de oyunu anlamış olacaksınız. Şimdi aşağıdaki iki şıktan birisini seçin: 1- Evet. Yukarıda yazılanları kabul ediyor ve ne olursa olsun yazıyı sonuna kadar takip edeceğime dair namus ve şeref sözü veriyorum. İmza: 2- Hayır canım. Böyle saçma şey mi olurmuş? Hiçbir şekilde kabul etmiyor ve kendimden tiksinerek sayfayı anında terk etmek için elimden geleni ardıma koymuyorum. İmza gerekmez. Birinci şıkkı seçenler için başlayalım bakalım. Bu oyunlar aslında oynayana sanal bir şiddet vadederek içimizde sürekli bulunan yıkım içgüdüsünü dürtükler ve normal hayatta asla yapamayacağımız el, kol, bacak hareketleriyle sahte de olsa bir süre özdeşleşmemizi sağlar. Yani amaç, şiddete yapılan software desteğiyle beraber cepleri doldurmaktır. Daha önce yüzlercesine şahit olduğumuz bu tip oyunlar hedef kitlesinin bam teline basmış, gösterilen yoğun ilgi de göz önüne alınarak insanların şiddete ve vahşete olan açgözlülüklerinde katkısıyla istatistiksel olarak kanıtlanmıştır. Ne var? Sıkıldınız mı? O zaman ikinci şıkkı seçseydiniz abicim. Hayret bişey... Neyse ben de sıkıldım. Kısaca Fighting Force, daha önce (yani 1000 yıl önce) 1000'lercesine şahit olduğumuz, normal hayatta görüp psikopat damgası basmakta gecikmeyeceğimiz ama nedense oyunda en sevdiğimiz kahramanların yer aldığı (Mortal Kombat'tan Sub-Zero'yu hatırlayın) yakala-tut-kafasını kır-sonra da leşine tükür cinsinden ve ancak 1000. sırada yer alabilecek bir Fighting oyunu (amma da kısaymış). Genelde bu tip oyunlarda sonsuz kötülüğü temsil eden, yeraltı veya yerüstünde yuvalanmış şer güçleriyle başa çıkabilecek temiz, yakışıklı, omuzları geniş, kalçaları dar (ne oluyor bana!!), yani herkesin olmak isteyip de hiçbir zaman olamayacağı sonsuz iyiliği temsil eden ama beyniyle kaslarının tamamen ters orantıda gelişmesinden dolayı dengeyi gözüpek ve güçlülük imajlarıyla sağlayan bir cümle bitmiyor?), "corç" gibi Pavlov maruz kalıp, "iyiler hep kazanır, kazanmalıdır, yoksa ne olurdu halimiz" düsturunu da yanına alarak, başıma geleceklerden habersiz zorba, katil, hırsız,
sosyopsikolojisini açıklayacağım. Böylece hemi gibi çevreye terör saçan şahsiyetlere bir araba dolusu dayak atar ve evet, bildiniz mutlu son yazısı ekranda beyaz yüzüyle belirir (oh be!). Böylece bana da insanlık tarihi kadar eski olan iyilik-kötülük diyalektiğinin galibinin sürekli destekliyor değilim ama bu oyunlardaki hep kötüdür, vicdansız alçağın tekidir, ölmeli" mesajlarıyla iyiliği yüceltmek, şimdiki yaşadığımız dünya ile taban tabana (ne uyuz bi laf bu) zıt kaçmıyor mu? Ne? Heee. Neyse oyun gayet sıradan bir açılış ekranıyla başlıyor ve sıra pek ve bittabii ki muhteşem kahramanı seçmeye kalıyor. Tomb Raider oyunuyla bu dünyadaki tek kötülük yok edicilerinin erkek olmadığını ispat eden Core Design, silik ve korkak kadınlar devrinin kapandığını ima eder gibi bu oyuna da kadın kahraman koymuş, hem de iki tane. Eh ne yapalım onlarla da olmuyor, onlarsız da (ki bu başka bir konu). En yarma olanı, en hasar verici olanıdır gibi mantıksız bir mantıkla bir tane seçip oyuna başlayın. Eeee ben şimdi ne diyeceğim size. Yani bu oyunun konusunu öğrenmek için meraktan çatlamadığınıza göre size başka açıklamalar yapmam gerekiyor di mi? Neyse oyuna girdiğinizi farz ediyorum ve devam ediyorum: Bi kere daha başlar başlamaz, bismillah, rastlantı bu ya olay yerinde it kopuk takımının içinde buluyorsunuz kendinizi. "ya abi bunun tuşları ne ki?", "aaa bak, bak nasıl da geliyor ötüler çıkıyor ve utanmadan size yumruk sallamaya çalışıyorlar. Neyse, bunların hepsini pataklayarak Level geçip, oyunu bitirmeniz tuşlara olan hakimiyetinizle, koordinasyonunun hızlılığıyla, 450.000 tane hırsız uğursuzu yollayacak sabrı göstermenizle ve sonra parmaklarınızda meydana gelebilecek eklem kanseri ihtimaline de "eeehhhf oyun oynuyoruz be" diyecek doğru orantılı deyip geçiyorum. tekdüzeliğini biraz azaltmak için hareket kombinasyonundan başka hasar verme, her türlü silahı kullanabilme yeteneği, düşmanların Level arttıkça
kesitli olması, mekanların fiyakalı ve bol olması, karakterlerin hareketinin yumuşaklığı gibi özellikler katmışlar. Ama bunlara katlanma sınırınız da hiçbir işinizin olmayıp, "aslında hiçbir sebep yok ama ben yine de kavga edip 450.000 adam döveyim" düşüncesiyle doğru orantılı. Katlanamayanlar için de çok şahane bir Cheat var: CTRL-ALT-DELETE tuşlarına aynı anda basın. İşte bu kadar. Bunlardan başka Level'ların yükselmesiyle oluşan it kopuk oranındaki artış, bu it kopukların 3'lü ve 5'li sürü halinde "Allah ne verdiyse" size tekme tokat dalmaları, Level sonlarında diğerlerine oranla "daha kaslı ve daha iyi dövüşen" başka bir kopukla karşı karşıya gelip level geçme biletini almanız, size bahşedilen Special hareketlerle rakibi perişan etmeniz, çevrenizde bulunan her nesneye zarar verip bunlardan bonus puan almanız (kola makinasıyla kavga ediyorsunuz ve makinayı kırıp döktüğünüzde puan alıyorsunuz), rakibinizin silahını veya orda burda bulduğunuz silahları kullanabilmeniz (mesela araba bagajlarını darmadağan edip normalde bulunmayan bazuka veya pompalı gibi ağır hasar veren silahlar bulabiliyorsunuz), aynı silahların işi bittikten sonra rakibin kafasına fırlatıp zarar verebilmeniz gibi gayet esaslı özellikler mevcut. Pekiii oyun teknik olarak nasıl? sorusunu sorsanıza. Siz sormadan ben açıklayayım: Bi kere karakterlerin animasyonları çok güzel. Biraz abartılı olmasına rağmen şiddetin estetiği göz önüne alınarak iyi bir not verilebilir. Ses efektleri de bol bol "ah, oh, dıkşiyaa, "oool, yu get" (yok bu mortal çirkindir, çinkiriştir" genetiğinin talihsiz ve az sonra ölmekte olacak "rezil" örnekleri size sağlı sollu geçirmeye başlıyorlar. Malesef sırf siz dövüp egonuzu cilalayasınız diye, yapay zekanın en "alık" örnekleri olan bu kopuklar size vurmaya bile korkup "lök" gibi salaklıkları ortaya çıkmasın diye "gard" alarak "gelse de ağzıma iki tane çaksa, ben de ölsem" der gibi oldukları yerde bekliyorlar. Bazıları daha cesur kombattaydı), smack' sesleri olmasına rağmen idare eder. Background grafikleri göz alıcı ve tüm dövüş sahneleri 3D bir ortamda geçiyor. Yani 3D Fighting. Çeşitli kamera açıları da kavgaya hakim olma açısından artı puan. Oyunun tek kötü tarafı 3D hızlandırıcı kart istemesi. İşte bu gayet sinir bir durum. Yani zaten pek de derinliği olmayan bir oyun yapıyorsun ve 3D kartla oynama zorunluluğu getiriyorsun. Yani ne desem boş. Böyle bir lüksü olanlar yaşadı (mı acaba?). Yapay zeka ise malesef berbat. Bu konuda ki düşüncelerimi yukarıda bir yerde söyledim. Başka? Eeee.... Son olarak Fighting Force'u Tomb Raider gibi başarılı bir oyuna imza atmış Core Design'a yakıştıramadım. Piyasada Fighting kıtlığı olsa neyse de, sırf "abi yapalım biz bunun hayranları var, satar, biz de para kazanırız" mantığıyla çıkarıldığı bariz belli oluyor. Ama bir yandan da haklılar. Yüzeysellik bir yana gerçekten bu tip oyunların hayranlarına hitap edecek biçimde yapılmış Fighting Force. Ben bu oyunun talihsiz bir yazarı olarak subjektif açıklama yapmak zorundaydım. Aslında "süper bir kavga oyunu sakın kaçırmayın" da diyebilirdim ama bu da yazarlık ilkelerime ters düşer, hem kendimi hem de sizi kandırmış olurdum. Bence bu yazıyı okuyup da oyunu almamazlık etmeyin. Çünkü dövüş oyunlarına hayransanız zaten benim gözlemlerimin yanlı olması sizi yıldırmayacaktır. Siz yine de yakın, yıkın, dövün, tekmeleyin, tokatlayın. Kötülerin kökünü kurutana kadar devam edin... Bu iyilik dolu dünyada bıraktığınız izler, attığınız yumrukların izlerinden daha derin olsun (mesaj verelim dedik). Çataklı
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 13
GHTING FORCE