bigBEN

Başkan seçilmek üzere gelişmiş bir ülkeden bir meclis oluşturulsun. Mecliste bütün dünyadan milletvekilleri bulunsun. Ülke kavramı ortadan kalksın ve yerine gezegen kavramı gelsin. Bütün herkes dünya için çalışsın. Amerika veya Japonya gibi gelişmiş bir devlet başkent olsun. Zengin ülkeler, ilk önce fakirlerden başlayarak yatırımlar yapsın ve bütün dünya'yı aynı düzeye getirmeye çalışsın. Kimsenin dinine karışılmasın. Artık herkes dünya için çalışsın. Amerika, Avrupa diye bir şey kalmasın. Belli bir dil dünya dili seçilsin ve bütün okullarda bu dilin eğitimi verilsin. Ana dil Dünya dili olsun. Lüksemburg gibi bir ülke dünyaya göre bir şehir haline gelsin. Yatırımların çoğu uzay için yapılsın. Büyük projeler hazırlansın. Bu projelerden en büyüğü 2048 yılının 12 Ağustos'unda dünyaya çarpacak devasa göktaşının önceden parçalanması olsun. İkinci büyük proje ise bizden başka gezegenlerdeki hayatların araştırılması olsun. Bu projeden önce, dünya insanlarının konuya sıcak yaklaşmaları için uzaylı olayı yavaş yavaş empoze edilsin ki tırsmasınlar. Dünya'nın doğal kaynaklarına çok büyük önem verilsin, bütün herkes bilinçlendirilsin. En büyük ceza bu doğal kaynakları gereksizce tüketmek olsun. Az gelişmiş ülkelerin yani şehirlerin ekonomileri geliştirilsin ve kazanç bir yerde toplansın. Okullarda

Olayımı sevgili kardeşim Can Alper ile yaptığım bir anektod ile bitireyim. Can: Naaber aslan meşgul müsün? Ehh işte, bu işi yaaa.... En zor puzzle'ı çözer gibin valla... Mühendis kafası da bir yere kadar. Can: Abi şimdi o yeşil parça bence gözün kenarı onu oraya bi dene bide bende ortadan yapmaya başlamasaydın be aslan, kenarlar rullaz. Tim: Bruce Willis'in Mercury Rising diye bir filmine gittim burada. Otistik bir çocuk, 7 yaşında, FBI'ın milyon dolarlık güvenliğini bilgisayar ile kırıyor falan. Neyse bir sahnesinde çocuğu gösteriyor, herif ters olarak Amerika haritası puzzle'ını ortadan yapıp bitiriyor. Yani sadece kartonun arkası gözüküyor. Bende öyle olacam yakında. Can: İyi lan işte o zaman senle bi Las Vegas'a gidelim sen orda kağıtları aklında tutarsın. Ben oynarım voliyi koyarız daa ne istiyon. Tim: Olmaz olm, yanlış elde çok tehlikeli bir silaha dönüşebilirim o zaman, sonra bir ara bir karıya takılır gözüm, bir bakmışız ev araba gitmiş. Olmaz... Can: Tamam o zaman şöyle yapalım. Hmmm beyin fırtınası kabul et... Mesela sahneye çıkıyoz ikili bi şov olayı ben sana manyak sorular soruyom sen hepsini ezberden söylüyon nası tutabilir gibime geldi, bikaç da dansçı kız koyduk mu arkaya? Olm sen beni hiç dinlemiyon galiba. Dansçı kız var ise ben yokum. Ben de bu tip bir otistiğim. Abaza otistik. Can: hmmm evecet o zamaaaan şöyle yapıyoruuuz, hmmm bi saniye geliyoooooo... Aynalı bi dekor yapıyoz arkaya... Kız gibi ama yok oda olmaz kız gibi dedik, bi saniye şu mesajları bi kopi peyst... neeeydi... hah

Tim: Bak şimdi, olm bak ben otistiğim, unutmam bu yaptığını... Dededen toruna geçiririm, zindan ederim sana hayatı... Yapma böyle şeyler, hadi evladım. Unutmam. Can: Baba sen otistik olayını yanlış anlamışsın. Sen manasız şeyleri hatırlıyacan böyöle hissel patlama yaratacak olaylara yokmuş muamelesi yapacan yaani olayın özü o zaaten hayır işi sana öğretmek gibi olmasın ama dimi yani otis. Sen kimsin olm, tanışıyor muyuz... Neyi hatırlıcam... Ne hissi... Otis kim? Can: Yok baba bu da fazla oldu yaani hatırlıyosunda hatırlamıyor gibi yapıyon. Anlatabildim mi hayır çok afedersin gene işine karışmak gibi olacak ama olayın özü bu. Afi Tim: Baba ya, bu iş bana göre değil... Gel seninle kötü anılarımızı unutalım. Güzel günlerimizi ise hiç unutmayalım. Hayalimdeki OTİSTİK bu işte benim...