MEAT PUPPET
Retro bilgisayarER: Beşiktaş'ın kenar mahalleleri (derginin karargahı). Neredeyse sabah olmak üzeredir ama dergi elemanları için bu fark etmiyordur artık. Çünkü General MacArthur'un CD savaşlarında ölmesinin ardından dergi elemanları hayvan gibi çalışmaya başlamış ve artık buna alışmışlardır. Derginin cheatçi başısı olan Yarbay Mert yine sabaha kadar sayfa yapmış ve bitkin düşüp uyumuştur. Ama bir sorun vardır dergide hala yazılacak bir oyun eksiktir ve acilen bir oyunun bulunması gerekmektedir. Görevin zorluğunu ve aciliyetini gören General McGayver hemen bir yazar çağırır ve ona görevin ne kadar hassas ve acil olduğunu anlatır. Yazar gereğinin hemen yapılacağını söyleyerek dergiden ayrılır ve dolaşmaya çıkar. Gazete bayinin önünden geçerken okuyucularına CD hediye eden dergilere takılır gözü. Evet fiyatları kendi dergisiyle neredeyse aynıdır belki ama içeriklerinin kendilerininki kadar zengin olmadığını adı gibi bilmektedir. Okuyucularına sadece DERGİ verdiklerini bildiği için kendisine verilen görevi gerçekleştirmek, yönetilen karakterin kadın !? olması ve üzere yoluna devam eder. Bir süre sonra aradığını bulur ve dergi karargahına elinde bir CD ile geri döner. Bulduğu CD'ye şöyle bir bakar. Oyunun ismi Meat Puppet, yani Türkçe manası ile et kukladır. Bu ismin oyunda argo dilinde ise bayanlara “ET” denmesi ile ne kadar alakalı olduğunu düşünmeyip bunu okuyucuların yorumuna bırakmaya karar verir ve oyunu yazmak için bilgisayarının başına oturur. Zamanı kısıtlıdır ama yazılacak 3 sayfalık bu oyun onu beklemektedir: Yazıyı yazmaya başlar ama bir yere kadar yazıp tıkanır ve yazıyı yarım bırakır. Nasılsa yarın pazar beni hayatta da bulamazlar der ve gider. Ertesi gün güzel güzel chat ederken IRC'de yakalanır ve yazıyı ertesi sabaha yetiştirmesi söylenir. Nerden geldim ben bu IRC'ye çıkıp sinemaya gitseydim bari duyguları içinde 'Napçaz şimdi' diye kara kara düşünürken birden yüce General MacArthur'un ruhu höt! diye beliriverir önünde. Ve der ki “Eyy ölümlü sen ki bugüne bugün koskocaman bir dergide (Game Show oluyor bu dergi) bir yazarsın ne düşünürsün kara kara yazsana hade yazını !”. Ve yazar hem hayaletin dürtmesiyle hem de verilen gazın etkisiyle oyunu yazmaya koyulur. Evet dostlar, oyunda yönettiğimiz karakter bir kukla (yada robot gibi bir şey). İsmi ise Lotos (oyun yapımcıların ne kadar yaratıcı olduğu zaten bu isimden de belli oluyor) ve oyun boyunca bize ne yapmamız gerektiğini söyleyip yardım eden kellenin ismi ise Dumaine (böğk!). Öncelikle oyunun Diablo ve Crusader'a oynanış bakımından çok benzediğini söyleyebilirim. Tıpkı bu oyunlarda olduğu gibi karakteri mouse ile
PUPPET
yönlendiriyorsunuz. Bu sefer amacınız garip bir boyutta acayip yaratıklara (!) karşı size verilen ucubik görevleri bitirmek. Şimdi kontrolleri öğrenelim isterseniz. Oyun izometrik bir ortamda geçiyor. Lotos'u yönetmek için daha önce de söylediğim gibi mouse'u kullanıyorsunuz. Sol mouse tuşu ateş etmeye sağ mouse tuşu ise ilerlemeye yarıyor. Ayrıca sağa sola kursör tuşları ile yuvarlanmak, ileri geri takla atmak gibi artistik hareketler de mevcut. Yüksek bir yerlere atlamak için ise mouse'un sağ tuşuna arka arkaya çift tıklamanız gerek. Bu hareketleri default olarak kursör tuşları ile yapabileceğiniz gibi, kendi tanımlayacağınız tuşlara da atayabilirsiniz. Bunlardan başka ise CTRL tuşu koşmaya yarıyor. Diğer tuşlar F2-F3 tuşları ekran çözünürlüğünü değiştirmeye (yavaş makinesi olanlar için tavsiye edilir), Page Up-Page Down tuşları grafiklerin koyuluk-açıklık oranını artırıp azaltmaya yarıyorlar. Oyuna başladığınızda ilk başta kontroller size biraz garip zamanla alışıyorsunuz. İlk bölümde görev yarı insan yarı robot bir herifi bulup gebertmek (ay bu sert oldu, öldürmek diyelim). Zaten ne yapmanız gerektiğini ekran geçtikçe Dumaine denen yardımcımız size söylüyor. Bu herif bu bölümde bulunan, fabrikaya benzeyen binanın içerisinde bir yerlerde. Sizinde göreceğiniz gibi oyun alanı çok geniş ve kaybolmak olası bir durum. Normalde haritanız yok ama bölüm içindeki bazı konsollardan nerede olduğunuzu anlayabilirsiniz. Bu arada default silahımız ise bir çeşit makinalı tabanca. Ama değişik silahlarınız da var. Bunlar roketatar, alev tabancası gibi değişik silahlar. Özellikle bu iki silahla adamları vurup yakmak gerçekten zevkli oluyor. Adamların yanma animasyonları güzel yapılmış çünkü. Yalnız bunları kullanabilmek için mermilerini bulmanız lazım (ben trainer modda oynadığım için aramadım ama herhalde bulunuyordur bir yerlerden). Daha önce de söylediğim gibi oyun alanı gerçekten çok büyük olduğundan sık sık save etmenizi tavsiye ederim (save menüsü için ESC tuşuna basın). İlerlerken sağda solda göreceğiniz değişik objeler health'inizi ve silahınızı doldurmaya yarar. Yalnız health ve energy olaylarına dikkat edin derim ben. Oyunda energy'niz bitince değil de, health'iniz bitince ölüyorsunuz. Health'i yenilemek için biraz dinlenmek veya enerji objelerinden almanız gerekiyor. Mermi olayı da çok kötü yapılmış bence zart diye bitiveriyor ve ortalıkta mermi olmuyor bazen çok zor durumda kalabiliyorsunuz. O yüzden mermilerinizi boşa harcamamanızı tavsiye ederim. Bölüm içinde bazı kapıları, vantilatörleri falan açmak veya kapamak için bir takım düğmeleri açmak veya kapatmak durumundasınız.
Fabrikanın içinde sağda solda göreceğiniz dolapları ve kutuları açtığınızda içlerinden işinize yarayacak değişik objeler çıkıyor (enerji veya mermi gibi.) Düşmanlarımızdan ilki ellerinde acayip silahları olan bir takım adamlar, bunlar genelde her yerden çıkabiliyor. Öldürmek için uzaktan ateş etmenizi tavsiye ederim çünkü yanlarına gelince acayip silahlarının içinden bir şey çıkıyor ve enerjinizi
OLUR azaltıyor. Eğer uzaktan onların menziline girmeden vurabilirseniz daha iyi olur. Sütunların üzerinde uslu uslu dururken aniden size doğru uçarak gelen ve çarpmak suretiyle enerjinizi azaltan acayip robotlardan kurtulmak için onları daha sütunların üzerindeyken vurmalı veya havalandıkları anda bir yerlere kaçmalısınız. Bunlar bazen işe de yarıyor çünkü bir defa havalandıktan sonra yön değiştirmeden direkt o an durduğunuz yere çarpıyorlar. İyi bir ayarlama ile düşmanlarınıza da çarptırabilirsiniz. Bir de duvarda sabit olup siz geçerken ateş eden silahlar var bunları da uzaktan ateş ederek patlatmanızı tavsiye ederim. En sinir şeyler ise yerden çıkıp size dokunarak enerjinizi azaltan ipler. Bunları yok edemiyorsunuz kurtulmak için yanlarından koşarak hızlıca geçebilirsiniz. Ha bu arada unutmadan işte benim gibi işin kolayına kaçmak isteyenler için oyunun cheat kodları. Bu kodları oyun ekranında girin ama hepsinin başlarına “-” işaretini (İngilizce klavyede tab'in üstündeki tuş, Türkçe klavyede ise Alt-Ü tuşu) koymayı unutmayın sakın. ingest : health'inizi arttırmaya, ingesta ve ingetste : tüm silahlar, ingetste : energy arttırmaya, dansmartbomb ise bütün düşmanları öldürmeye yarıyor. Oyun grafikleri yüksek çözünürlükte gayet güzel hazırlanmış bana HR.Giger abimizin çizdiği grafikleri anımsattı. Ama makineniz yavaş ise düşük çözünürlükte oynamanız sizin için daha iyi olur. Çünkü oyun Pentium 75'de çözünürlüğü düşürseniz bile oynanamayacak kadar yavaş oluyor. Makineniz Pentium 100'den
LDI
dir model ise bu oyuna yaklaşmayın derim ben. Müzikler bir süre sonra sıkıyor ama kapatabiliyorsunuz zaten oyun CD'sinde müzik olarak bulunuyorlar. Özellikle Diablo ve Crusader'ı sevdiyseniz sanıyorum bu da hoşunuza gidecek. Çünkü oynanış tarzı bu iki oyun ile hemen hemen aynı YER: Beşiktaş'ta bir yerler (yazarın evi). Artık sabah olmuştur. Yazar yazısını bitirmiş ve bir diskete kayıt etmiş olarak derginin yolunu tutar. Yola giderken inşallah yazının kısa olması bir aksiliğe yol açmaz diye düşünmektedir. Dergiye varır ve içerideki Guard'ı uyandırmak için defalarca zile basar. Guard en nihayet kalkar ve dev bronz kapıyı yazara açar. Yazar içeri girip yazıyı General McGayver'ın masasına koyar. Ama
— yazarın korktuğu başına gelmiş, yazı istenildiğinden çok çok çok kısa olmuştur. Yarbay Mert'in grafikleri büyütüp yer kazanma stratejisi de işe yaramayınca tek çare yazıyı uzatmak olmuştur. Ayrıca Yazar, böyle bir oyun için 2.5 sayfa yer ayıran zihniyet hakkında da iyi şeyler düşünmemektedir. Yarbay Mert'in sonunda kafayı çizip internet'ten Sinclair oyunu çekip oynaması ve guard'ın elindeki sopa ile kendisine pis pis bakmasından tırsan yazar, gerçekten de yazıyı uzatmasının iyi olacağını düşünür. Düşünür düşünür nerden yazar olduk diye düşünür başka meslek mi yoktu diye düşünür. Derginin fotokopiden nasıl A4 ve renkli olduğunu düşünür. Kelaynakların neden nesillerinin tükendiğini düşünür. Ne zaman yemek yiyeceğini düşünür.
IRC'den dolayı yüklüce gelecek olan telefon faturasını düşünür. Yeni açılan e-mail adresine kimlerin mail atacağını düşünür (oz@gsmnet.com). Ve en sonunda yazısına en son noktayı koyar ve teslim eder. O artık yazısını teslim etmiş mutlu ve huzurlu bir yazardır. Pencereyi açıp yukarı gökyüzüne doğru şöyle bir bakar ve General MacArthur'un kendisine gülümseyen yüzünü görür....... KlÖzgür “Yazar” GÜLTEKİN