Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 36
MENZOBERRANZAN
Siz de bir zamanlar diğer Elf'lerle dostluk, barış ve kardeşlik içinde yaşıyordunuz. Bunu inkar edemezsiniz. Ama aranızdaki, daha doğrusu içinizdeki düşmanı bir türlü fark edemediniz. İyiliğe ve dostluğa sırtınızı dönüp güç peşinde koştunuz. Diğer Elf'ler için beslediğiniz duygular sevgiden çok nefrete ve kine dönüştü. Güç her şeydi. Onun için öldürmeye başladınız. Öldürmek... Size bir zamanlar ne kadar yabancı gelen bir kavram. Ve sonra kendi aranızda savaşmaya başladınız. Lloth'un tahrik edici fısıltılarına kendinizi kaptırdınız. Ama karşınıza daha güçlü bir düşman vardı. Eski kardeşlerinizin inandığı Corellan Larethian. O olmasa belki bu savaşı kazanmıştınız ve yer altında yaşamaya mahkûm edilmemiş olurdunuz ama yenilmiş olmanız sizi asıl amacınızdan saptırmadı. Şimdi yer altındaki şehirlerinizde yaşıyor, her türlü kötü ve güçlü yaratıkla güçlerinizi birleştiriyor ve bir gün tekrar yeryüzüne çıkıp bütün Elfleri öldürmek ve diğer tüm ırkları da esir etme hayali ile yaşıyorsunuz. Ve bu hayalleriniz sizi sakin bir akşam ufak bir kasabaya saldırtı. Halkın çoğunu kaçırdınız. Onları ya zevkli işkencelerinizle öldürecek ya da deneylerinizde kobay olarak kullanacaktınız. Eğer dikkatleri dağıtmak için kasabanın erzak deposunu ateşe vermemiş olsaydınız sonuç farklı olabilirdi. Ama unuttuğunuz bir şey vardı. Biz de o sırada kasabadaydık ve arkadaşlarımızı kurtarmak için peşinizden geliyoruz. Drowlar... Menzoberranzan, Forgotten Realms'da Drowlar'ın en büyük yeraltı şehirlerinden biri. Oyunun da amacı Underdark'a girip bu şehre ulaşmak. Underdark denilen yer yerin kilometrelerce altına uzanan mağara kompleksleridir. Dünyanın bir ucundan bir ucuna uzanan mağaralar, yeraltı nehirleri ve denizlerinden oluşmuştur. Oyun için iki karaktere ihtiyacımız var. "Create Character" ile onları yaratıyoruz. Grubunuzu istediğiniz gibi kurun ama mutlaka bir Mage ve bir de Cleric'iniz bulunsun. Thiefler'in olmaması size belli bir dezavantaj vermiyor, keyfinize göre alabilirsiniz. Karakterinizin özellikler bölümünde zarların üzerine mouse ile tıklarsanız el kaldıran birkaç Drow'u oracıkta temizleyip onları sevgili tanrıçaları Lloth'un yanına gönderdikten sonra depodaki yangını söndürmeye çalıştık. Yangın söndüğünde neredeyse sabah olmuştu. İyi ama bir gariplik vardı. Etrafta tek bir insan yoktu. Kaptan Baldassar'ın yanına gidip neler olduğunu anlamaya çalıştık. Baldassar Drowlar'ın saldırısından dolayı şok olmuş durumdaydı. Kaptan, Drizzt'e o kadar güveniyormuş ki onun ırkından diğer insanların ne kadar kötü olduğunu unutmuş. Biz de Drizzt'i tanımadığımız için onun da bu saldırıda bir parmağı olduğunu düşündük. Ne de olsa o da bir Drow ve etrafta iyi Drowlar'ın bulunması uçan filler kadar az bulunan bir şey. Baldassar'a kasabada kalıp düzeni kurmasını istedikten sonra oradan hemen ayrıldık. Onu da yanımıza alabilirdik ama kasabanın ona bizden daha çok ihtiyacı vardı. Drowlar geri gelebilirlerdi. (Onu gruba almak isteyenler için Baldassar 4. seviye Fighter) Kasaba çıkışı tavernanın sahibi arkadaşımızdan oldukça hoş bir hediye aldık. Çok güzel bir Helm. Onu kafaya geçirdikten sonra kasabadan çıktık. Woods Outside The Village: Yerde güneye doğru giden bazı izler vardı. İz sürmedeki başarımız Rangerlar'ı aratmıyordu. Yaralı bir Drow olduğunu düşünüp izleri takip ettik. Tahminlerimizde yanılmamıştık. Karşımızda lanetli ırkın bir temsilcisi daha vardı. Yaralarından dolayı zaten ölecek olan Drow'la konuşmayı tercih ettik. Bize yeryüzüne asıl gelme sebeplerinin Drizzt'i ele geçirmek olduğunu söyledi. Onu ele geçirip Lloth'a kurban etmek istiyorlardı. Biz de ona halkı kurtarmak için Menzoberranzan'a geleceğimizi söyledik ve onun gitmesine izin verdik. Bu ormanlık alan Gnoll kaynıyordu. Büyük bir cesaretle karşımıza çıkanları acımadan kestik. Buralarda evi olan bir Druid'den bahsedildiğini duymuştuk. Onun iyi olup olmadığına bakmak için evine gittik. Tabi söylemeye gerek var mı bilmiyorum sanki hiçbir şey olmamış gibi oturmuş Kara Kule serisinin son kitabını okuyordu. Ona dünkü Drow saldırısından bahsettik. Druid Vermulean'ın söylediğine göre Drowlar ona da saldırmış ama onları birkaç büyü ile kaçırmayı başarmış. Ona Underdark'a girmek istediğimizi söyleyince bize oradaki radyasyondan korunmamız zorladı ama onu yenmeyi başardık. Keşke Strength'imiz 18/00 olaydı diye üzülürken yerde Vermulean'ın bahsettiği taşlardan ikisini bulduk ama bir tane daha lazımdı. Biz de başladık her yeri dolaşmaya. Keşfimiz sırasında mağara duvarlarından birinin üstünde bir oyuk gördük ve yine aynı mağarada bulduğumuz iksiri içerek oyuğun içinden atlayıp diğer tarafa geçtik. Orada bulduğumuz şey ise garip bir Helm'di. Hâlâ bulmamız gereken bir taş vardı. Geri dönüp onu aramaya başladık. Çok geçmeden karşımızda bir Leucrotta daha çıktı. Bu seferki bize buradan canlı çıkamayacağımızı söyledi ama postu deldiren de o oldu. Oradan da üçüncü taşımızı bulup hemen Vermulean'ın yanına döndük. Taşların üzerine büyüsünü yaptıktan sonra bize geri verdi. Ona getirdiğimiz 3 taştan birinin aslında “Stone of Winter” olduğunu da ekledi. O taşı kullanıp günde bir kere “cone of cold” atabilirmişiz. Neden olmasın? Bize masasının üzerindeki iki parşömeni alabileceğimizi söyledi ve biz de onu kıracağımıza kafamızı kırarız diyerek isteğini yerine getirdik. Şimdi yola devam etmeliydik. IceWind Dale, Areat'in hemen güneyinden aşağı indik. Burada karşımıza çıkan ve hafif zeka parıltıları gösteren Verbeeg'i belki toplumuna yararlı olur diye öldürmeyip konuştuk. Bu yoldan ilerlerken birden havada uçan bir tipin arkamızdan gelen devin üzerine atlayıp onu öldürdüğünü gördük. Ama bu adam... Olamaz... Bir Drow... Drizzt... Biz Drizzt'e pek de dostça olmayan bir şekilde yaklaştık ama nafile. Aramızda geçen ufak muhabbetten sonra onu gruba almaya karar verdik. Underdark'ı onun kadar iyi bilen biri yok. Ne de olsa önümüz tehlikelerle dolu ve güçlü birine her zaman ihtiyaç var. Dale Plains, Area 2: Underdark'a girişin buralarda bir yerde olduğunu biliyorduk. Onu ararken karşımıza hoplayıp zıplayan Troglodyteler ve Stirgeler çıktı. Hiçbir risk yaratmadılar ama bize boşuna vakit kaybettirdiler. Underdark'a girişi ararken yaralı bir Kenku ile karşılaştık. Kaçan Drowlar tarafından kanadı kırılmış ve intikam almak istiyordu. Düşmanımın düşmanı dostumdur diyerek onu da gruba aldık. (Fighter/Mage/Thief, 5/4/4)
yaratmayın demiyorum çünkü bende karakterimin karizmasını 17 yapmak için bu yolu seçtim. Bu ufak ama huzur dolu kasabasının tavernasında içkimizi yudumluyor yorgunluk atıyorduk. Buraya taa Heartlands'den gelmiştik. Oradaki Goblin kabileleri galeyana gelip karavanlara saldırmaya başlamışlardı ve yardımımızı istemişlerdi. Her neyse görevi de başarmıştık. Biz tavernada eğlenip Ontorn adlı barda “Weeps For The Maiden” şarkısını dinlerken birden dışarıdan kılıç ve patlama sesleri gelmeye başladı. Ne oluyordu? Hemen dışarı çıktık. Kasabanın güneydoğusundaki erzak deposu yanıyordu. Onu söndürmemiz lazımdı. Tavernanın önündeki boş kovaları alıp hemen kasabanın ortasındaki kuyuya koştuk. Mystra, yoksa gözlerim beni yanıltıyor muydu? Bu beyaz saçlı kara derili tipler... Hayır olamaz Drowlar... Bize için gerekli olan bazı büyülü taşlardan bahsetti. Tek istediği ona taşları getirmemizdi, büyüleri kendisi yapacaktı. Eh, o zaman bulalım şu taşları. Dale Plains, Area 1: Yolumuzda giderken bu sefer de karşımıza Verbeegler çıktı. Onları da hallettik. Burayı iyice dolaşırken kuzeydoğuda ufak bir mağara bulduk. Burası Drizzt'in normalde kaldığı mağara idi. Mağaranın kuzeydoğu duvarında gizli bir düğme bulduk ve mağaranın diğer bir kesimine girdik. Tek bulduğumuz bir not ve oha diye üzerine atladığımız ama sonradan normal çıkan bir Scimitar'dı. Drizzt'in silahlarından birini burada bırakacağını kim düşündü ki? Biz de dışarı çıktık. Bu sefer de doğugüneydoğu da bir mağara daha bulduk. Burası anladığımız kadarıyla Leucrotta yuvasıydı. Etrafta bir kaç iksir falan bulduk. Çok geçmeden yuvanın sahiplerinden biriyle karşılaştık. Bizi biraz üzdü ona verdik ve çok geçmeden güneydoğuda Underdark'a girişi bulduk. Hepimizde bir korku vardı. İlk defa yeraltına iniyorduk. Karşımıza neler çıkacağını bilmiyor, bir daha güneşin sıcaklığını, bahar rüzgarlarının serinliğini hissedip hissedemeyeceğimizi bilmiyorduk. Sadece Drizzt emin gözüküyordu. Ama o da yıllardan sonra ilk defa Menzoberranzan'a geri dönüyordu. Ve gözümüzü kapatıp aşağı inmeye başladık... Descent Into Underdark, Level 1: Yolculuğumuzun ilk durağına gelmiştik. Bir labirentler zinciri olan bu katı dolaşmak saatlerimizi aldı. Karşımıza direnişin ilk belirtileri olan Osaulipler, Gnollar, Drowlar ve bir Cloaker Lord çıktı. Karanlıkları Light büyümüzle yarıp ilerlerken bir kenara sinmiş bir adamla karşılaştık. Adının
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 37
Manarath olduğunu söyleyen bu savaşçı, Drowlar tarafından kazıklandıklarını ve adamlarını kaybettiğini anlattı. Ona Menzoya gittiğimizi söyleyince bize iyi niyet göstergesi bir harita verdi. (onu gruba almak isteyenler için, Manarath, 5. seviye Fighter) Onu da istesek gruba alırdık ama birbirimize ısınmıştık ve Manarath çok fazla bir süre yeraltında kalmıştı. Onun bizden daha çok güneşe ihtiyacı vardı. Bize yardımcı olması için bir Underdark haritası verdi. Biz de teşekkür edip yolumuza devam ettik ve en sonunda güneybatıda alt kata inen merdivenlerle karşılaştık. Descent Into Underdark, Level 2: Burası da bir üst kat gibi labirentlerle gibi bir yer. Gnollar ve Leucrottalar da burada cirit atıyorlar. Bizim yaptığımız ise onları haklayıp yolumuza devam etmek. Bu katta ilüzyon bir duvarla karşılaştık. Eğer yanından geçerken Elf arkadaşım bunu fark etmemiş olsaydı orada olduğunu, daha doğrusu orada olmadığını asla anlayamayacaktık. Pek de karışık olmayan bu katı keşfimiz bittiğinde yine merdivenlerle karşılaştık. Ama... Bunlar tekrar üst kata çıkıyordu. Descent Into Underdark, Level 1: Ve tekrar üst kattaydık. İlginçti doğrusu. Çıktığımız bölümün en alt sağ taraflarında bir tane daha ilüzyon duvarı keşfettik. Buradan geçip ilerlediğimiz zaman yine merdivenlerle karşılaştık. Tabi yine aşağı indik. Descent Into Underdark, Level 2: Artık bir yukarı bir aşağı gitmeye alışmıştık. Bu katın yeni bölümlerini dolaşırken Ochre Jeliylerle kötü bir karşılaşmamız oldu. Sass'ra yanlışlıkla ayağı kayıp da plöck diye yere düştüğü zaman bir şeyin yanlış gittiğini anlamıştık. Onu jöle yaratıktan zar zor kurtardık ama Sass'ra zehirlenmişti. Mystra'ya çok şükür panzehirimiz vardı. Son savaştan çıkıp biraz dinlendikten sonra dolaşmaya devam ettik. Bu sefer de karşımıza Drowlar çıktı. Bu sefer yanlarında bir Drow Priestess vardı. İlk önce onu hallettik. Drowlar zaten çok tehlikeliydiler ama Drow Priestesslar ise daha büyük bir tehlike teşkil ediyorlardı. Savaştan sonra bir nefes almak için duvara dayandığımızda burada da bir ilüzyon duvar olduğunu oldukça acı bir şekilde anlamış olduk. Bu katın kuzeybatı kısmında başka biri ile karşılaştık. Borenorak adında bir Dwarf. Onunla konuştuğumuzda birkaç tahtasının eksik olduğunu anladık. Bize alt katlardaki hazinelerden bahsediyordu (Borenorak, 4. seviye Cleric). Onun histeri çığlıkları Underdark'taki her yaratığa geldiğimizi haber vereceği için onu gruba almamaya karar verdik (tabi bu çığlıkların aslı yok, isterseniz gruba alın). Yine kuzeybatıda bir mağara ağzı gibi bir giriş bulduk ve onu takip ettiğimizde aynı katta ama haritanın biraz daha altında belirdik. Zaten birkaç dakika sonra da alt kata inişi bulduk. Dwarven Mines: En sonunda mağaralardan kurtulmuştuk. Bu sefer bulunduğumuz yerler mağradan çok oyulmuş koridorlara benziyordu. Duvarları biraz daha inceleyince bunların çok eskiden burada yaşayan Dwarflar tarafından yapıldığını anladık. Buraya hemen bir çırpıda dolaştık. Küçücük kare şeklinde bir yerdi burası. Ama bir şeyi göz ardı etmişiz. Duvarında bir yazı keşfettik. İpucu verir diye okumaya çalıştık. Meğerse aslında onun da ilüzyon olduğunu anladık ve içinden geçip yola devam ettik. Bu uzun zamandır ayak basılmayan yerlerdeki düşmanlarımız Hook Horrorlar ve Dwarflar gittikten sonra buraya yerleşen Derro Dwarflardı. Elf'ler için Drow neyse, Dwarflar içinde Derrolar öyleydi. Dwarflar'a iyilik olsun diye önümüze geleni öldürdük. Bu kıyağımızı unutmayın Dwarflar, yoksa yerim sizi. Karşımıza çıkan kapıları da civardaki duvarlarda bulunan zincirleri veya düğmeleri ile açıp yola devam ettik. Biraz dinlenmeyi kendimize uygun bulup mışıl mışıl uyuduk. Bu arada bazılarımızın hit pointinin artmasına bir anlam verememiştik. Bir alt kata inmemiz de uzun sürmedi.
Temple Of Dumathoin, Level 1: Vayy... Bu yeni geldiğimiz mekan Dwarflar'ın Dumathoin için yaptıkları tapınaktı. Oldukça ama oldukça büyük bir yerdi burası. Birçok oda vardı. Belliki Dwarflar burayı inşa ederken bizi hiç düşünmemişlerdi. Bazılarımız burada eğilerek yürümek zorunda kaldı da. Odalardan birine girdiğimizde yerde duran bir anahtar gözümüze ilişti. Bir Silver Moon Key. Anahtarı alırken Jared bize bir ses duyduğunu söyledi. Sese doğru yaklaştığımızda yan odada konuşan bir Derro ve bir Drow Priestess gördük. Oblodra ailesinden olduğunu söyleyen Priestess Derrolar'dan hemen kendi düşmanları olan Barrison ailesine saldırmasını istiyordu. Dediğine göre buralardaki Dwarflar'ı yenmek için Derrolara yardım etmişlerdi ve şimdi sıra onlardaydı. Derro da alt katlardaki bir çeşmeden bahsedip duruyordu. Konuşmaları bitince odadan sessizce çıktık. Bu arada karşımıza Derro Dwarflar ve Derro Dwarf Savantlar çıktı. Arada bir de Night Hunterlar çıkıyordu ama bize pek bir zarar veremiyorlardı. Bu katın kuzeydoğusundaki koridorun sonundaki bölümün güney duvarında kapıyı Silver Moon Key ile açtık ve içeriye girdiğimizde bizi Derrolar karşıladı. Az önce konuşmayı yapan Derro Savant da buradaydı. O ölünce üzerinden Silver Star Key'i bulduk. Sonra bu odadan geri çıktık. Silver Star Key ile açılan kapı da kuzeydoğuda idi. Oradan tapınağın bir alt katına inmeye başladık. Bu arada Sass'ra büyü yapma gücünün arttığından bahsedip kafa ütülüyordu. Temple Of Dumathoin, Level 2: Bu kata iner inmez bizi Derro ve Derro Savantlar karşılamaya başladı. Bu iyice sinirimizi bozmaya başlamıştı. Bu katta ilginç ve mide bulandırıcı bir şeyle karşılaştık. Bazı koridorlarda yürürken birden bire bir güç bizi tam tersi istikamete döndürüyordu. Bunu anlamamız uzun sürmedi. Bundan kurtulmamız da öyle. Önce, adım adım yürümeye başladık. Güç bizi ters çevirince biz de olduğumuz yerde yüz seksen derece dönüp yola devam ettik. Uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştik. Odalardan birinde hasta ve zincirlenmiş bir Gnome ile karşılaştık. (Vlakverdling, 6. seviye Thief) Onu hemen zincirlerinden kurtardık ama hastalığından kurtaracak güce sahip değildik. Bize buralarda çok sayıda Drow ve Derro gördüğünden bahsetti. Aynı zamanda hastalığına çare olan şeyin de alt katlarda olduğunu söyledi. Ona yardım etmek isterdik ama başka işimiz vardı. Acaba geri dönüp onu alsak mı dedik ama sonra vazgeçtik. Onu almak için gruptan kimseyi atamazdık. Kuzeydoğudaki odalardan birinde Silver Circle Key'i bulduk. Acaba bunun kapısı hangisiydi? Kuzeydoğudaki bir odaya girdiğimizde burada bir teleporter bulduk. Maceracı ruhumu dinleyip hobarey içine atladık. Başka bir koridorda belirmiştik. Hayatında Kamikazeye bile bir kere binmemiş olan Sass'ranın midesi ağzına gelmişti. Biraz daha dolaştığımızda birden bire karşımıza bir Umber Hulk çıktı. Şaşırmış ve paniklemiştik. Bundan yararlanan yaratık bizi parçalamaya çalışırken toparlanıp onu da yok ettik. Bu şu ana kadar karşılaştığımız en güçlü yaratıktı. Umber Hulk'la dövüştüğümüz yerde duvarlardan birinin üzerinde dikdörtgen şeklinde bir düğme bulduk. Sass'ra merakını yenemeyip ona bastı. Bu düğme bir şeyleri harekete geçirmişti. Biz de onu öylece bırakıp yolumuza devam ettik. Az ilerde yerde Dwarven Horn denen Dwarflar için önemi büyük olan aleti bulduk. Bu, bulduğumuz Dwarf kitaplarında bahsi geçen Horndu. Her yeri dolaştığımızda güneybatıdaki bir odanın daha keşfedilmediğini gördük. Kapısını bir türlü açamadık. Etrafı incelemeye karar verdik. Hemen o koridorun güney duvarında duvardaki Hammer işaretinin ortasında bir düğme bulduk ve ona bastığımızda kapı açıldı. Odaya girdiğimizde dikkatimizi elinde Chalice tutan bir Dwarf heykeli çekti. Kitapta yazılanları uyguladık ve Dwarven Horn'u heykelin önünde çalınca heykel elindeki Chalice'yi düşürdü. Onu alıp hemen yolumuza devam ettik. Uzunca bir koridoru aşıp karşımıza çıkan merdivenlerden aşağı indik. Temple Of Dumathoin, Level 3: Bu tapınak kaç kattı acaba. Hesaplara göre şu an 3. katında olmalıydık. Başladık yine etrafı incelemeye. Rahatını bozduğumuz Spitting Crawler ve Hook Horrorlar dışında pek bir sorunumuz olmadı. Girdiğimiz bazı odalarda duvardaki dağ kabartmalarının üzerinde değerli taşlar gördük. İşimize yarar diye onları ile kanırtıp aldık. Bu katın araştırması bittiğinde elimizde Iron Circle Key ve Silver Axe Key de vardı. Bunları da karşımıza çıkan diğer kapılarda kullandık ve son kapıyı da açmamızla birlikte kendimizi şu kitapta bahsi geçen ve Derro Savantın da bahsettiği Fountain'in önünde bulduk. Kitapta dediğine göre ona bir Gem Stone vermemiz gerekiyordu. Acaba bu ne için diye düşünürken Fountain'in içindeki ruhla, ufak bir karşılaşmamız oldu. Çeşmedeki su sesi sinirlerimizi yatıştırırken ruhtan da buranın hikayesini dinledik. Bu kadar şeyi yaşamak bizi biraz yormuştu. Dinlenip yola öyle çıkmaya karar verdik. Bu sefer yolumuz bizi tekrar yukarı çıkardı. Önce tekrar tapınağın birinci katına sonra da Dwarven Mines'a çıktık. Üst kata çıkar çıkmaz daha ne oldu demeden sekiz kollu korkunç bir yaratık çıktı karşımıza. Bu da neydi? Bir Roper? Bu sefer gafil avlanmadık. Buraya dinlenip de gelmiş olmamız bir avantajdı bizim için. Onu da halledip Hit Pointimizi biraz daha arttırdıktan sonra yola devam ettik. Ama bu karanlık... Ne oluyor?...
Drowlar... Bizi Darkness büyüsü ile