Macbeth
Retro bilgisayarEn grilerden biri olmayacağım diye tutturmuştum ta yolun başında. Gri ve sıradan, gri ve sıkıcı, gri ve silik. Asla, asla, asla diye karar vermiştim. Ben istemedikçe, izin vermedikçe olmaz nasıl olsa diye düşünmüştüm. Kendi ellerimle başladım hayatımı boyamaya. Önce beyazla başladım hem de, nedense, galiba sırf öyle inandırılmış olduğum için. Klasik temiz başlangıç gibisinden, sanki öyle isteyince olurmuş gibi. Sonra maviyi kattım, bolca, anlaşılmazın, ulaşılmazın rengini, belki de öyle olmak istediğimden. Bir gökyüzü ya da okyanus yaratayım istedim hayatımdan, sanki mümkünmüş gibi. Mavi beyazı kapladı, beyaz da maviyi yumuşattı, ama tartışmadılar, sürtüşmediler. Sarıya uzandı elim sonradan, çünkü sıkıcı olmaktan ödüm koptu, sarı bağırsın istedim, hem de avazı çıktığı kadar, fark ettirir beni diye düşündüm, işaretim olur diye. Sarı sevmedi arkadaşlarını, o kendi başına olmak istedi, renklerime ilk sorun da karışmış oldu böylece. Ben de kırmızıyı ekledim hırsla. Çünkü kin iyiydi, güzeldi. Hem diğerlerini susturdu, hem beni besledi, bir adım daha yukarı ulaştırdı. Kırmızının koyuluğunu içtim yavaş yavaş, kini tattım, sevdim, aşık oldum ona. Kendi kanımla karıştırdım, daha da bir sarhoş edici oldu, dayanılmaz oldu. Hemen yeşili koydum yanına. Çürüyen kalbime yer açmak, onu da katmak için. Sonra birden siyaha gitti gözüm. İstemeden, aniden, bir anda. Siyah! Huzur... Sessizlik... Kendinle birlik... Aahhh siyah. Her şeyi kaplayan siyah. Asıl temiz olan siyah. Asıl iyi olan siyah. Asıl ulaşılmaz olan siyah. Kaplayan, kavrayan siyah. Sanki bunu bekliyormuş gibi sevindim. Boyadım siyaha kendimi, içimi, hayatımı, ruhumu, dünyamı, başka hiçbir renk kalmayana kadar. Işığı yuttuk beraber, ısıyı, soğuğu, doğruyu, yalanı, gerçeği, her şeyi. Huzuru buldum siyahta. Sonra açtım gözlerimi, kendimi köşeye boyadığımı gördüm, çıkış yolu kalmadığını fark ettim. Bir an sonsuza kadar karanlığımın tadını mı çıkarayım, yoksa köşemde kalmaktan huzursuz mu olayım karar veremedim... Hayal kırıklıklarıyla dolu bir ay oldu bu ay. Sıradan kısaca sayayım isterseniz. Mesela Outlaws. Ben neler beklerken, sıradan bir Doom-gibi çıktı karşıma. Hadi ara ekranları ve senaryo güzel ama koskoca LucasArts bile şu brass key, iron key işinden bir adım bile öteye gidemediyse ben neyleyim ya. Sonracıma X-Wing vs Tie-Fighter. Geçen ay news'da single player işinin zayıf olmasından korktuğumu yazmıştım, korktuğum da başıma geldi ne yazık ki. İnsan hatır için, benim için, bari olmadı Allah için, BİR tane single player campaign koyar koskoca 2 CD'lik oyuna. Nerdeeee. Bir de diyorlar ki belki yıl sonuna mission CD çıkarırlarmış, ona koyarlarmış. Çok üzüldüm, kızdım, kırıldım, şu durumda eski Tie Fighter'ı oynamak çok daha eğlenceli. Need for Speed 2 desen, ne diyeyim bilemiyorum. Ara ekranları tanrısal hale getirene kadar oyuna biraz oynanabilirlik mi ekleselermiş acaba? Gerçi bu konuda kesin konuşmak da istemiyorum, benim becerememiş olmam da muhtemel, belki başkaları (yok yalnızım da) süper turlar atıp oyunun tadını çıkarıyor olabilirler. Bi de Theme Hospital. Aslında nispeten iyi bir oyun, ama bazı gıcık detaylar yüzünden oynaması o kadar zevkli değil. Mesela durmadan makinalara bakım yapma zorunluluğu, ya da ne diye bu kadar çok koyduklarını anlamadığım salgın hastalıklar. Güzelim strateji oyunu bunlar yüzünden ilerki levellarda stratejik eziyet haline dönüşüyor. Theme Mehter Takımı bir nevi, grafik olarak Theme Park'tan bir adım ileri, ama oynanış olarak iki adım geri. Ha bi de RAMA, kinimi kusmadan edemeyeceğim, koskoca sonsuz RAMA efsanesinden yapa yapa sayılar ve şekiller puzzle'larıyla dolu bir adventure mı yapabilmişler. Sıfır karakter interaction, sıfır yaratıcı puzzle çözümleri, sıfır o, sıfır bu. Oynadım, çözdüm çözmesine de, bir nevi mazoşist acaba düzelir mi ilerde umuduyla oynadım. Uhu ya. Öleceğim. Neyse Interstate 76'yı çok beğendim, hem de çok çok beğendim, gerçi onu tam ğının gücü yetmedi ama olduğu ikte falan sonuna kadar oynadım
(dergi ben oyun oynadım diye geç çıktı sanmayın sakın ha, ehe). Levellar biraz daha insaflı olsaymış daha iyi olacakmış ama senaryo, ara demo, görev design'ı, Allah ne verdiyse iyi yapmışlar. Zaten (oynayamasanız bile) grafikleri 1024 çözünürlükte bir görünce hayran oluyorsunuz. Gelecek ay (daha süper bir şeyler çıkmazsa) daha derinden inceleriz çünkü şimdi yeni müdürü kızdırmadan mektup cevaplamam lazım. Intel, olm sen de üstüne çeki düzen ver, belki Hulusi teftişe gelir, getir mektupları, kenarlarını buruşturmadan. HEAR MY CALLING Naber Mac (samimiyeti severim de), Valla evde canım sıkkın oturuyorken sana bir mektup yazayım dedim (sana olan sevgimden). Nasıl olsa 64'lerden beri senin yazılarını okuyordum (hatta bir de mektup bile yazdık; samanlı kağıda iğrenç bir el yazısı ile). Lafı kısa kesip sorularıma geliyorum. Bu arada dergide yayınlamasan bile sorulara bi şekilde cevap veriver lütfen hakikaten acil (aciliyet sırasına göre). 1) Discworld 2'de magneti bahçede nerede kullanacağız? 2) Discworld 2'de dilencilerin botlarını bottle ile kullanın demişsiniz nasıl olacak o bulamadım yardım bi zahmet. 3) Daggerfall'da (bu arada frp acemisiyim) dungeon bastığımda bulduğum büyülü eşyaları nereye satacağım (gülmeyin acemiyim). 4) Daggerfall'da katillerin Guild'ine katılmak istiyorum; her yerde katliam çıkarıyorum ama tık yok acaba beni mi sevmediler? 5) Yine Daggerfall yine soru; devamı gelecek mi? (bitiremedim ama hoşuma gitti) 6) Monkey Island 3 çıkacak mı? Bizi mi kafalıyorlar? 7) Anvil Of Dawn diye bir frp varmış benim gibi bir acemiye gider mi? 8) Poster fantezimiz ne zaman gerçek olacak? 9) Dergi satışını artırmak için promosyon yapsanıza (4 kupon getiren herkese verin mesela). Sevgi, saygı, hürmetlerimle SÜHA “DEADRA” CURA MAC: Noossun bea gülüm, iyilik be abe, hep aynı be dostum (samimiyet de canımı ye). 64'ler zamanında yazdığın mektuba halen sahibim. Henüz ne yazdığını çözemediğimden cevap vermedim (Berlin Üniversitesi'ndeki uzmanlara devrettim) ama aradan geçen zaman içinde, ben de bir ilerleme olmasa bile, senin el yazının gelişmiş olması beni çok sevindirdi. Başarılarının devamını dilerim. 1 ve de 2) Birinci ve ikinci sorunun cevapları konusunda gayet aciz olduğumdan sevgi dolu, canayakın yazarımız Şahin Bey'e mail'ledim. O da senin samimiyetinden etkilenmiş olacak ki, aynen duygu dolu, içten cevabı verdi: “ Bu yeni oynayanların hepsi (BEEEP) be. En sağ da ekran da yukarıda duran bi (BEEP) var. Onu ayakkabılarını almak için kullanacak öbürünü de bulsun artık (BEEEP). kliklemeyi de biz mi öğreteceğiz yaz (BEEP) (BEP) (BEEP) yaz.” Umarım bu sevgi sözleri sorununa çare olur. Fazla samimi olduğu yerleri Beep'leyerek sansürlemek zorunda kaldım. 3) Üyesi olduğun guild'e satabilirsin. Holy tomes'ları galiba sadece Pawn shop'lara satabiliyorsun. Zaten bu Pawn Shop'lar her bir şeyi alıyorlar. Bir de şöyle bir şey var, az gelişmiş bölgelerdeki (mesela çöl olan güney eyaletler) dükkanlar aynı mala, Daggerfall gibi yerlerdekilerden daha çok para veriyorlar. Bazı durumlarda karın neredeyse iki katı oluyor. 4) Normalde Dark Brotherhood'a katılmak için tek yapman gereken 5 tane masum (nerden bilecen masum olduklarını, kapalı kapılar ardında neler dönüyor) ya da 15 tane guard öldürmen lazım