UNITED NATIONS BUFFER ZONE
Retro bilgisayarNATİONS ZÖ
—— 17 Ocak Cuma günü o kadar ilginç oldu ki anlatamam. Hakikaten anlatamam. Aslında o günün yani 17 Ocak 1997 gününün, eskiden hiç düşünmeden, bonkörce, değerini bilmeden harcadığım 1996 17 Ocak'ından hiç ama hiç bir farkı yok gibi gözüküyordu. Yine bir saatte buluşacak,
yine bir kafe'ye gidecek, yine Kızılkaya'larda hamburger yiyecek, sinemaya mı gidelim tartışmasından sonra kıraathaneye giderek gece 3'lere kadar okey oynayacak ve daha sonra ise Kemancı'nın önündeki insanları seyrederek yorumlar yapacaktık. Bu insanların 96'nın kızları olması ise olayın ilerleyen boyutu olacaktı. Madem bu kadar sıradan ve tekrar ve monoton bir gün olacaktı da, ben niye daha Pazartesi'den heyecanlanmaya başlamıştım. Neden o gecenin peşinden gidiyordum. Neden yaaa!! Nedeni basit. Cebimden harcar iken, etrafa dağıtır iken hiç kıymetini bilmemiştim ki ben. O, elden ele geçen bir emekli maaşından farkı kalmamıştı o Cuma'ların. Birazı kira, birazı mutfak masrafı derken fani bir Cuma gününden başka bir şey değildi artık. 3 ayda bir yaşanacak tek bir hakkınız var ise çok güzel geçmesini istersiniz, fakat hayat bunu hiç bilmez. Aslında öyle bir bilir ki... Fakat sizi hiç ama hiç umursamaz ki, kimi umursamış ki zaten. Hem beni umursasa, diğerleri ne olacak. Hayat işte herkesi umursayamayacağını düşünerek umursamaz sizi. Aslında amacı sizi üzmek değildir hayatın. Sizle ve sizler gibilerine bir hayat dersi vermektir. Ben o gün dersimi aldım. Bana hayat çok güzel bir ders verdi. Teşekkürlerimi bir borç bilirim. Üniversitede okulu kırıp kırıp gittiğimiz Şampiyon'lar, sinemalar ve geyik muhabbetleri zamanında bana, bir Cuma gününün benim için bu kadar çok değerli olacağını söyleselerdi gülerdim. Gülerdim, gülerdim. 'Artık yeter' diye bağırmak bile, halini, gününü yaşamak bana yorucu geliyor. Zayıflıklarımdan iğrenmek, kendimi aşağılamak bile yorucu geliyor. İyisiyle kabul etmek. Ben böyleyim arkadaş. Ben böyleyim. Senin derdini, bir başkasının derdini düşünemem ben artık. Üzerimde herkesin hesabını ben mi tutacağım. Hayır yaa, ben tutamam. Buna ne gücüm ne de sağlığım yeter. Ve ben, ben olunca etrafımda hala bir insan var ise ne mutlu. Değer verdiğim insanları üzmemek için bir çok şey söyledim. Ama onlar zaten kaldıramamaları çok doğal. Herkesin bir hali var. Kimi herkese kardeşim nasıl yaaa??? Nasıl yani? Nasıl olacak o zaman! İçinde birini öldürmüş bir idam mahkumuna sormuşlar, 'söyleyeceğin son bir söz var mı?' diye. 'Siz benim çocukluğumun ne kadar acılar içinde geçtiğini biliyor musunuz?' demiş. Ahhh, evet bay sapık, hakikaten yawww, bunu hiç düşünmemiştik. O zaman salalım seni git... Herkesin bir hayatı ve gerçekleri var. Bu kümeler yığınından çakışanlar var ise ne mutlu. Aksi taktirde söylenemeyen gerçekler ile yaşamaya mahkumuz. Mert'in eski çıktığı kız (???), benim şu anda karım olan Ebru'dan nefret ediyormuş. Mert ise ona yakın düşünerek, Ebru'yu bir şahsiyet olarak bile görmüyormuş. Bakın arkadaşlar bakın. İçine battığımız bok çukuruna bakın. Gerçekler acı değil aksine çok zevklidir. Ben bunu o kadar mutlu oldum ki bilemezsiniz. Gerçekler kadar hoş ve saf bir şey olabilir mi? Herkesin ama herkesin biraz olsun oturarak kendi gerçeklerini düşünmesini ve maskelerini çıkartmasını istiyorum. Bir insanı şahsiyetsizlikle suçlayarak, onun yüzüne gülen insan, o insandan ne kadar şahsiyetli olabilir ki. Artık maskeleri beee!!! Yeter artık... Don't see'ya next time, we don't love'ya, bad night, not thank you (çünkü benim gerçeklerim var ve ben onlarım). Hayat artık daha kolay. Sayın Timur Güneysulu. Kamer'deki aksaklıklardan dolayı mail içerisinde isen bana yine yaz. Gerçek ismim ise Timur... Adaş olayı. Sana yazamayışımın sebebi unutkanlık olayı. USMUK3: Sayın Nilüfer Şenduran, yılbaşı kartını aldım. Bence çok anlamlı, içten bir yazıydı. Okuyucumun olması ise daha bir anlamlı. Sağol...