MACBETH

sen uyu, ben çekerim günahlarını. Uyu bakalım her şey yolundaymış gibi, sen uyu ben yorarım kafamı. Kapat mantığını, zaten yan gözle gördüğün yanlışları sil kafandan, umursamazlığını çek üstüne, sıcacık bir yorgan gibi, sen uyu, ben devam ederim iğrençliği seyretmeye. Kopar bağlarını gerçekle, kandır kendini, sen uyu, ben yürürüm bıçağın sırtında. Yorgunsundur da sen şimdi, çok bir şey yapmışsın gibi sen uyu, ben yenerim korkuları. Tıka kulaklarını, rahatsız etmesin seni gerçeğin sesi, sen uyu ben dinlerim çığlıkları. Dal kirli rüyalarına, ders al onlardan, daha kötü olabilmek için, sen uyu, ben ederim duaları. Kopar sen bağları, olur ya vicdanın seni rahatsız eder diye, sen uyu, ben yürürüm bitmez tükenmez yolları. Kapat gözlerini, mahvettiklerin manzaranı bozmasın, sen uyu ben beklerim tanrıları. Rahatla sen, yormasın seni uzanan eller, sen uyu ben onarırım hayalleri. Dinlen sen, iç sana sunulan kanı, sen uyu, ben anarım giden gençliği. Keyfine bak sen, sivrilt kazıkları, sen uyu ben yamarım ruhları. Yat sen, kur planlarını, sen uyu ben iyileştiririm yaraları. Uzan şuraya, koy saçma kuralları, sen uyu, ben ararım cevapları. Boş ver sen, katlet sen aptalları, sen uyu, ben toplarım parçaları. Geç sen öbür tarafa, sen uyu, ben ağlarım... Güçlü olman lazım, kalleşlik kolay değil, aman sen uyu nasıl olsa yarın da yeneceksin beni, - MAC Bey, evet Intel Inside şu anda hastanemizde, komşular bahçenizden gelen feryatları duymuşlar da, polis çağırmışlar, onlar da Intel'i yaralı, gömülmüş bulmuşlar, main board'ına da birileri bir tornavida saplamışlar, çok ağır durumdaydı hemen ameliyata aldık... - Yaşamaz mı Doktor Bey? Yani şey dicem, yaşar mı inşallah Doktor Bey, çok merak ettim ne geldi başına diye. Polisler hala orda mı? Tornavida da parmak izi bulunmuş mu falan Allah göstermesin? - Komiser de sizle görüşmek istiyordu bu konuda zaten, sizi sonra arayacakmış, ben başka bir şey soracaktım, Intel Inside çok kan kaybetmiş, işlemcisini kurtaramadık, organ nakli gerekiyor, biraz masraflı olacak.... - Yok benim param, gebersin! Yani ödeyecek durumda değilim ne yazık ki, ölecek mecburen, kusura bakmayın... Siz de para olmadığını biliyoruz zaten, Emin Bey'i aradık, ne lazımsa yapın, ben öderim dedi, biz de

Uyu bakalım kendi yarattığın yalanların ortasında,

Serkan'ın yaktığı board'lardan birinin Pentium 100'ünü çıkardık, Intel Inside'a takacaz. - Pentium 100 mü, Alllaaaah, takın takın. Aslında Intel'e takıp ziyan etmesek de başka, akıllı uslu bir bilgisayara taksak, hani bir işe yarasa. - Üzgünüm, hastanın ölmesine izin veremeyiz, ben şimdi ameliyata giriyorum, sizi sonra. İşte böyle beyler, Intel Inside'dan kurtulamadım, ama Emin'in yardımlarıyla sonunda benim de bir Pentium'um oldu, yolda yürüyüşüm değişti, görenler 'Pentium'mu aldın yoksa' diyorlar (Almanca tabi) ben de 'nasıl' diyorum. Artık hayata değişik açılardan bakıyorum, gıcığına bütün detail level'ları maksimuma getiriyorum, gerçi Intel Inside hala aynı salak, ama artık en azından hızlı bir salak. Pentium'un siftahını da Daggerfall'la yaptım. Uzun zamandır, derin yabancı dergi dolduruşları sayesinde bekliyordum, sonunda geldi, netekim adamlar haklılarmış. Aylardır herkese Arena tavsiye ediyordum ya, işte bu onun (az buçuk) devamı, artık Daggerfall tavsiye edicem ona göre. Eğer (aslında benim gibi) oyuncunun şöyle biraz yönlendirildiği oyunları seviyorsanız Daggerfall'da kaybolacaksınız (benim gibi). Yani ortada bir hikaye var ama onun dışında takılıp takip edebileceğiniz o kadar çok şey oluyor ki, bir süre sonra kimin adına, hangi görevi yapıyorsunuz siz de karıştırmaya başlıyorsunuz. Gerçi sağolsunlar bir logbook eklemişler, o anda aldığınız işleri görebiliyorsunuz ama yine de etraftaki görevlerin ve guild'lerin genelde ana senaryoyla (ve oyunu bitirmekle) hiçbir alakası olmadığından bir sürü iş başarıp yine de oyunda arpa kadar ilerlememek mümkün. Arpa dedim de, bir de oyunda ata binme, cart alıp eşya taşıtma gibi değişik transport sistemleri var. Tabi bir şehrin (mesela ana şehir Daggerfall) bir ucundan öbür ucuna gitmek yarım saat (valla) sürdüğünden kısa zamanda taksitle maksitle bir at almakta yarar var. Görevler genelde şunu öldür ya da bunu bul tipinden ama oyundaki insanlar size danışmadan yer değiştirdiklerinden birilerini bulmak Frankfurt'ta adres sormak kadar zor (belki adventure hissi olsun diye yapmışlardır ama ben salakça ve zaman kaybettirici buldum), mesela bir şehre (yine örneğin Daggerfall) geldiğinizde haritada dükkanlar ve tavernalar başka renk görünüyor ama hangi dükkanın nerede olduğunu ancak birine sorarak (tabi bilen biri olması gerekiyor) bulabiliyorsunuz. Bir de meşhur bug'lar var, mesela biri size bir görev teklif ediyor, kabul ediyorsunuz (etmiceksek niye oynuyoruz) sonra o görev bug'lı çıkıyor, söylenen yerde bir şey çıkmıyor, ya da buluşacağınız adam gelmiyor, hayır tamam başka görev alırız da, başarısız görevler için bizim karakter puan kaybediyor (ya da ben öyle düşünüyorum). Bir keresinde hancının teki bana 'benim için bir düelloda dövüşür müsün?' dedi ben de kabul ettim, sonra oyun adam bana 'benim adım Copperhead, bu akşam Copperhead'le düello edeceksin, Copperhead'i öldürünce geri gelip paranı ben Copperhead'den alacaksın' dedi. Kaldı tabi o görev. Bir de polygon'lara sıkışma bug'ları falan var ama bunlara alıştık zaten. Bol save ettiğiniz sürece (mesela her görevden önce) pek fazla sorun çıkmıyor (sinir bozukluğundan başka), şimdilik çok ilerlemiş değilim (Emin'e dergiyi bitirmeden oynamıcam diye söz verdim), gelecek aya açıklıcaz zaten, ama siz bu arada alın. Unutmadan partinin tek kişilik olduğunu da söylüm (mage olmak zor yani), ona göre alın. - İnteee.. - Buyrun ef'em! - Ne çabuk geldin böyle kız, eskiden yarım saat sürerdi gelmen. - Pentium 100 bu ef'em, insan uçuyor, hatta artık o kadar akıllıy.. - Tamam kes, görecez bakalım, sen mektupları getir... - Getirdim bile ef'em, burdalar işte. - Tamam o zaman, şimdi aynı hızla kaybol bakalım. WENN ICH MICH IN EINEN SPIEGEL SEHE Sevgili Murat, Aradan uzun bir zaman geçti ve okullar yine açıldı. Yine aynı saçma kurallar ve yine aynı saçma kalıplara sıkıştırılmaya çalışılan öğrenciler. Şu anda ders boş, o yüzden vakit de bol. (Yazıcaz aklımıza ne gelirse) 1) Compex'e gittik. MEG, Timur ve Engin Abla'yı gördük. (Valla hepsi okumuş çocuklar) 15 tane de dergi aldık. 2) Diablo, Dungeon Keeper'ı gördün mü? (Biz tanıtımlarını gördük kafayı yedik) Fikrin nedir? CD'leri alınır mı? 3) Ecstatica 2 ne zaman çıkıyor? 4) Sid Meier (haydin secdeye) Magic the Gathering'i PC'ye uyarlıyormuş. Nasıl olacağı konusunda bilgin var mı? 5) Terso'nun gerçek ismi nedir? Ayrıca Terso'nun bahsettiği olayı nedir? 6) Bir text adventure yapmaya karar verdik, fakat konu bulma sıkıntısı çekiyoruz. Orjinal fikirlerin var mı? 7) Amiga 500 sorusu: Amiga öldü mü?/ Oyun filan kaldı mı?/ PC öcün aldı mı?/ Şimdi Pentium alınır...(mı?) 8) Seni hala Hitnet'e bekliyoruz. (Böyle mektupla sorular iki ayda cevaplanıyor) Alper 'Genius' Türktaş, Ulaş 'Mosguito' Gökçek Çağdaş 'Golden One' Eşsiz, Levent Lİ) MAC: Boş derslerde test çözüyor olmanız lazım beyler, fırsat bu fırsat,