PRIMAL RAGE

Geçtiğimiz yıllarda ortaya çıkan 'Doom gibi oyun yap, nasıl olsa kuralına bir de 'bir iki tane karakter digitize et, kırmızı boyayı bol kullan, her tarafı kana bula, bu kekler her türlü dövüş oyununu alırlar' kuralı eklendiğinden beri, biri diğerinden beter yüzbin tane yeni oyunla karşılaştım ama Primal Rage'in benim için önemi büyük. Bir kere büyük ve paralı bir şirket tarafından yapılmış, yani arkasında iyi kötü bir bütçe var. Sonra aylarca dergilerde nasıl dinozor maketleri yapıp onları digitize ettiklerini anlatan yazılar çıktı, yani bayağı bir emek de harcanmış bu oyuna. Hatta ilk geldiğinde (ki ben ve Intel o zaman 4 MB için debeleniyorduk) 8 MB gibi dövüş oyunları için pek duyulmamış bir ricada (daha ziyade emir) bulunuyordu. Biz de civardaki tek 8'lik aletle (Kamer'in şimdi tarih olan 486'sı) bir kere oynayalım demiştik. Ooo güzel demo, naftalinli konu (insanlar birbirlerini yok edince dünya tekrar dinozorlara (Jurassic Park zamanları, içinde dinozor olan (et olarak değil canıım) her şey satıyordu) kalıyor, onlar da kendi aralarında savaşmaya karar veriyorlar (dünyanın hakimi saplantısı onlarda da varmış meğersem), siz de bir dinozor seçiyorsunuz, öbürleriyle sırayla dövüşmeye başlıyorsunuz.

Her bir şeyi yaptım sanıp, en başa dönüyorsunuz. 8 MB ya, maketlerle yapılmış ya, biz de süper bir şeyler bekliyoruz Kamer ailesi olarak. Dövüş ekranları gelince şoka uğradık. Oyunu silelim mi yoksa ibret olsun diye tutalım mı karar vermedik. Bir piksel çorbası, ekranda bir karmaşa, kim kime ne koyuyor, kim kime vuruyor belli değil. Seçmece'den geleceğin programlarına ders olsun, garip grup hareketleri falan dizayn ettim, bu oyun satar hissine kapılmayın. Dövüş oyunu hastaları o kadar akıllı olmasalar bile (başıma bela açacak bu laf biliyorum, ama Macerayı, Marlboro ben) karşılarına çıkacak her oyunu alacak kadar da salak değiller.

kem