BigBEN

Eylül 1996 saat 16:00'da ben Timur Çataklı nam-ı diğer “Bigben”, evleniyorum. Artık akşam evde beni bekleyen bir karım, sıcak bir tas çorbam olacak. Tabii ki bunlarla beraber ödemem gereken ev masrafları, çekmem gereken dertler ve yerine getirmem gereken ailevi görevler de olacak. Hep şu soruyu soruyorlar bana “Hazır mısın?”. Nasıl hazır olabilirim ki? Nasıl hazır olabilir ki. Hazır olmak ne demektir ki. Ben bir sabah kalkacağım ve “Evet, işte bugün hazırım...” mı diyeceğim? Hayır, öyle olmayacak. Nasıl olacak... Yıllar geçecek, benim yaş kemale erecek, etraftan insanlar laf etmeye başlayacak, siz çevrenizdeki kızlara ters bakmaya başlayacaksınız, evden işe koşarak gideceksiniz ve işte o zaman diyeceksiniz ki ben hazırım. Hazırsın tabii. Uçana, kaçana atarsan hazırsın tabii. Karaktersizsen, kendini ortaya koyamıyorsan, çevren seni yönetiyorsa hayda hayda hazırsın. Fakat benim hazır olmaktan anladığım duygu bunlar değil. Aslında anladığım bir şey de yok zaten... Saldım çayıra hesabı girdik bu işe. Sevmekse seviyorum, bana uygunluksa uyuyoruz. Geriye kalan detayları da açıkçası geçiyorum... Geçmek istiyorum. Bilmem kaç aydır şu köşede sizlere bir şeyler yazıyorum. Bir kaç mektup ve bir adet e-mail dışında bana yorumlarını ileten olmadığı için bu köşenin okunma oranı hakkında hiç bir fikrim yok. Beğenip, beğenmediğiniz hakkında da bir fikrim yok. 450 kelimeyi aşamayan bu köşeye uzaktan bakarsanız Türkiye haritasını görürsünüz (Geyik yaptım size...), devam ediyorum uzaktan bakarsanız bir ego köşesi gibi görürsünüz. Aslında yanlış da görmezsiniz hani. Fakat egodan çok, okuyucumuz olan genç arkadaşlara yani benden genç olanlara, bir şeyler anlatma, onları kendi deneyimlerimle düşündürme isteğim daha ön planda. Eyy, genç arkadaşlar, sözlerim sizlere işte! Akıllı davranın, başkalarının yaptığı hataları yapmayın... Akıllı olmak işte budur. Sıvılar elektriği geçirir, illa ki dilinizi kabloya değdirerek öğrenmeyin. Öyle kabul edin. Kendiniz olun... Ananız, babanız ne derse desin istediğiniz üniversiteyi yazın, kızlara fazla itibar etmeyin (aramızda kız yoktu değil mi? Bir tane ufak vardı galiba... O da bizi sattı. Orda burada ismini görüyoruz.) Kızlara yalakalık edip kendinizi maymuna çevirmeyin, hadi yalakalık ettiniz bari evlerine gidip ailesinin içine girmeyin, erkek muhabbeti gibisi yoktur unutmayın fakat şunu da unutmayın ki kızlarla muhabbet gibisi de yoktur (yani), kendinizi kontrol altında tutun, insanlarla problemleriniz varsa ilk önce kendinizde hatayı arayın, gözünüz yüksekte olmasın, insan ilişkilerine önem verin, bu ileride hem iş hayatınızı hem de ev hayatınızı etkiler, dürüst olun, nokta kadar şeye virgül kadar eğilmeyin, boğaz dokuz boğumdur, 9. boğumdakini 1. boğumda söylemeyin, yutkunun, Kendiniz olun, siz olun, biz olalım. Abi herif konuya nasıl başladı nasıl devam etti demeyin. Bütün bunlar bulmacanın bir parçası, parçaları koyacaksın yerine ve beni çözeceksin. Ben yukarıdakilerin hepsini tam yapamadım, Hep deneye yanıla öğrendim hayatı. Siz akıllıysanız benim gibi yapmazsınız. Bir problemle mi karşılaştınız? Atın bana bir e-mail çözeyim probleminizi. İşte kendimi aynen böyle görüyorum. Fakat her başımdan geçen olay bana aslında bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor. İşte böyle enerjik, saf ve tek derdi Quake'deki gizli leveli bulmak olan dostlar. İşte böyle. Gelecek aya ölmez de sağ kalırsam ve tabii ki hanım izin verirse aynı yerde buluşalım. Kampanyamı bitiriyorum çünkü artık oyun moyun oynayamıyorum. Bütün oyunlar istedikleri organlarına göre bitebilirler. KUSMUK: Kusacak kusmuğum da kalmadı artık. Polat şu bizim kart işi ne oldu diyeceğim sende bizi kart için arayıp soruyorsun diyeceksin. O yüzden utanıyorum, soramıyorum... Öptüm seni Polat. Seni severim bilirsin... Emin yazı biraz uzun oldu 6 punto yap ama hiç bir yeri kırpma olur mu? Bunu da kırpma. Bunu da kırpma. Bunu da kırpma. Bunu da kırpma. Bunu kırp.