BigBEN

Ölüş bir yanaşımdır bir öbür kişiye / Birden iki kişiyi döndürür bir kişiye Anılarından kale yapıp sığınsa bile / Yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye... Ya işte böyle sevgili çocuklarım. İşte böyle... Bilinmezliğin içinde göz göre göre, sonumuzu hazırlıyoruz. Hiçbir güç bizi değiştiremiyor. İşte bu senin hayat çizgin şu zaman öleceksin bile dense, kimse takmıyor. İşte ben size söylüyorum. Bu sizin ikinci hayatınız. Siz daha önceki hayatınızda riyakarlıktan, yalancılıktan ve açgözlülüğünüzden dolayı çok kötü bir hayat geçirdiniz. Gelin şimdi bunları yapmayın desem kim inanır. İnsanlar illâ ki ağaçların konuşmasını, duvarların ağlamasını istiyor. Başka türlü akıllanmıyor. Aman bana ne be... Neyse ne. Ben mi kurtaracağım lan sizleri. Dağılın hadi, maymun mu var. Bizim hayat devam ediyor be. Daha pes etmedik fakat takip edenler anlamıştır, GameShow'dan koptuk biraz. Artık eski heyecanımız kalmadı. Biliyorum ki bu dergi bir yerlere gelmeyecek çünkü bu derginin bir yerlere gelmesi demek Kültürel Bir Devrim demektir. Bunun içinde herhalde yıllar gerekir. Ne yapalım. İsterseniz bekleyelim, fakat evi barkı satarsak ne yaparız onu bilemiyorum. Bu aylık yazımın boktan olduğunu söyleyebilirim. Ev ödevi mantığı ile hazırlanan her şey gibi bu da boktan oldu. Öbür aya telafi ederim. Bir gelenek haline gelen köşeme konuk alma olayını bu ay Emin ile sürdürüyorum: Evet, Emin söz sende. Nedir bu insanoğlunun kanındaki bozukluk? Nedir bizleri bu hale getiren etkenler? Hiç mi yok yaşanmış güzel anıların kıymeti? Hiç mi yok değeri hiçbir soyut şeyin? Nasıl olur da hayatınızın en güzel günlerini beraber geçirdiğiniz, beyninizin her boş kalışında kulağınıza ismini fısıldadığı ve o ismi her elinize kalem geçtiğinde bir yere yazdığınız sevgilinizi unutabiliyoruz? Ve nasıl olur da artık o isim bizim için hiçbir şey ifade etmiyor? Nasıl oluyor da birlikte sabahlara kadar muhabbet ettiğiniz, güldüğünüz, ağladığınız, en güzel anılarınızı paylaştığınız en yakın arkadaşlarımızı, ufacık bir sebep yüzünden hayatımızdan silip atabiliyoruz? Hiç mi yok yaşanmış güzel anıların kıymeti? Ya günün ilk ışıklarına kadar poşetlediğiniz, yazınızı yetiştirmek için gecenin bir vakti halanıza gidip yazı yazdığınız, geleceği hakkında sabahlara kadar muhabbet ettiğiniz, matbaadan gelmesini sabırsızlıkla beklediğiniz, reklamları yapmak için bilgisayarın başında uyuya kaldığınız dergi, artık sizin için nasıl hiçbir şey ifade etmez? Hiç mi yok yaşanmış güzel anıların kıymeti Timur, söylesene? Hiç merak etmiyor musun buralara kadar getirdiğin derginin satış sonuçlarını? Ya da artık seni hiç mi ilgilendirmiyor bu derginin battığı, çıktığı? Aslında söylenecek hiçbir şey yok. Bizleri bu hale getiren yaşadığımız şu dünya. Kendimizi anlık aldanışlara o kadar çok kaptırmışız ki. Karşımızdaki o şey her ne ise, artık ona ihtiyaç duymadığımızda beynimiz auto delete yapıyor o kadar. Bu durumda, aslında sizin yapmanız gereken tek şey, beyninizdeki 'auto-delete without prompting' seçeneğinin üzerine bir kere clicklemek. Clickleyin de üzerindeki 'tick' kalksın. Kalksın da insan olun.