Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 20
Bu fani dünyada kaç yıllık ömrümüz var ki? Hayatımızın en güzel günlerini madem ki bilgisayar başında geçiriyoruz, bari iyi bir oyun oynayalım da boşa geçmiş olmasın, değil mi? Ne var ki iyi oyun bulmak, resmen samanlıkta iğne aramak gibi bir şey. Elini bir oyuna atıyorsun, aman Yarabbi! Aman ne de güzel grafikleri varmış, aaa ses efektleri müthiş... Tabii ki ilk andaki heyecanınızla oyunu oynamaya başlıyorsunuz. İlk 15 dakikanın sonunda gerçekten sıkılmadıysanız, oyunu beğendiniz demek. Ya o 15 dakika geçmek bilmezse? Ya oyuna harcadığınız para? Ya sizin moraliniz? Kısacası her şey alt üst oluyor. İçiniz sıkılıyor, disketleri veya CD'yi fırlatıp atmak hatta daha da ileri gidip parçalamak bile istiyorsunuz. Kabul edin ki oyunu size satana da birkaç küfür ya da argo kelime grubu savuruyorsunuz (sizi ikaz edebilirdi). Sonra da hemen eski fakat sevdiğiniz bir oyunu oynamaya başlıyorsunuz. Bu kadar lafın üstüne benden pek iyi şeyler duymayı beklemeyen arkadaşlar yanılıyor, çünkü Descent 2, benim gibi 3D oyunlar için yaratılmış insanlara biçilmiş kaftan. Zaten id Software'deki lavuklar yaklaşık 1,5 yıl önce Quake diye bir oyunu müjdelediler ve oyunun yalnızca birkaç grafiğini göstermekle yetindiler (ben geçen kıştan beri bekliyorum). Ne iştir anlamadım. Bu adamlar bize oyun çıkaracaklar da verecekler, biz de oyunu yazıp sevineceğiz diye beklerken daha 1-2 ay evvel duyurduğumuz Descent 2, şanıyla şöhretiyle, full render grafikleriyle ve elbette ki hi-res desteğiyle karşımızda. Ben de hiç durmadım ve gittim oyunu aldım (sağ ol MEG). Koşa koşa eve geldim ve başladım oyunu yüklemeye. Gerçi biraz uzun sürdü ama buna değdi. Oyun gerçekten kaliteli bir DooM gibi örneği. Birincisini oynayanlar hatırlayacaktır, oyun tam anlamıyla 360 derece üç boyut özelliğine sahip. Eski versiyonu ile arasındaki farklar ise özellikle oyunun grafik ve seslerini değerlendirince ortaya çıkıyor. Grafikler kusursuz desem yeridir. Müzik ise hafif teknolojik rock sevenler için birebir. Oyunun atmosferinde en önemli etken müziği desem yalan olmaz. Ses efektleri gerçekten stereo (olmasa şaşardım). Sağdan soldan uçuşan roketlerin sesini duydukça oyunun iyice havasına giriyorsunuz. Tam bir CD oyunundan beklenilen şeyler. Ara demolar da oldukça kaliteli. Hatta modaya uygun olarak 3D render demolar oyunumuzda da mevcut. Oyunun grafik kalitesi de kendini özellikle 640*400 veya 640*480 gösteriyor. Ama bu şekilde oyunu bir 486'da oynamak ahmaklığın ta kendisidir. Detayları ne kadar kısarsanız kısın, istediğiniz hızı
DESCENT alamıyorsunuz (Bu aralar da kafayı Pentium'la bozdum, bir gün benim de olacak). Normal VGA çözünürlükte de yeterince hızlı çalıştırmak istiyorsanız bol RAM hiç de fena olmaz. Oyunun hızını bu kadar eleştirmek yeter. Zaten hangi bilgisayar bir oyunu maksimum performansla çalıştırabilir ki? Teknolojiye yetişmek yerine onu en ekonomik şekilde kullanmak sanırım en iyisi. Tekrar oyunumuza dönüyoruz. Oyunda amaç, bulabilirseniz rehinleri kurtarıp, ana reaktörü patlatıp çıkışa ulaşmak. Bu arada bulacağınız silahlar, vs. oldukça fazla ve bunları anlatmaya kalkmak gereksiz. Çünkü bir silah bulduğunuzda o silahı kullanıp ne işe yaradığını falan çok rahat anlayabilirsiniz. Ne diyeyim, biraz da üşeniyorum. Ama lazer tipi silahları kullandıkça enerjinizin azaldığını bilmenizi isterim, ona göre. Bulduğunuz sarı ışıldayan nesneler enerjinizi, mavi toplar ise kalkanınızı arttıracaktır. Her ikisi de maksimum 200 olabiliyor ve kokpitin ortasından rahatlıkla görebiliyorsunuz. Oyunun bir iki yeni ve oldukça güzel özelliğine de değinmeden edemeyeceğim. Bir kere size pek de güzel bir robot yardımcı vermişler. Bu lavuk sizin için bir nevi Osmanlı ordusunun akıncıları görevini görüyor. Şimdi bu da ne demek demeyin okumaya devam edin. Bu robot sizin verdiğiniz emir doğrultusunda önden gidip size yolu aydınlatıyor, anahtarları buluyor, hatta daha da ileri gidip size kurtarılacak mahkum ve savaş esirlerinin yanına kadar da eşlik ediyor. Yani sizin en büyük yardımcınız (şanstan sonra). Yalnız bu lavuğun size yardım etmesi için öncelikle onun bulunduğu yeri bulup, oradan kurtarmanız lazım. Her ne hikmetse her yeni level'da tekrar tekrar bulmanız gerekiyor. Güzel olan yanı ise istediğiniz emri verebiliyor olmanız. Bu isterseniz sizden uzaklaşmasını bile isteyebileceğiniz anlamına geliyor (tabii isterseniz). Tek kötü yanı ise düşmana zarar verememesi. Sadık hizmetkarımızın özellikleri bu kadar. İsterseniz kullanmayın. Bir yenilik daha: Artık geminize far takabiliyorsunuz. Bunu açıp kapamak size bağlı. Bence buna oldukça fazla ihtiyacınız olacak çünkü oyundaki aydınlatma ve obje sistemi geliştirilmiş ve düşmanlara ateş açıyorum derken birkaç lambayı patlatıp karanlıkta kalabilirsiniz. Ben internette Descent 2'nin sayfasına baktım da adamların oyun için kullandığı slogan ise “Are you afraid of dark?” yani karanlıktan korkar mısın? Ne demek istediğimi tahmin edin. Bir oyundaki atmosferi sağlamanın ne kadar zor olduğunu, yıllardır çıkan oyunlarla az da olsa ilgilenenler bilir. Bu oyunun en büyük avantajı, olayı size yaşıyormuşsunuz gibi hissettirmesi. Ne diyeyim, oynamanız gerek diye düşünüyorum. Üff, amma taktım oyuna. Neyse, geçtik. Yeniliklerden bir de enerji kullanarak kalkanlarınızı arttırmanız. Bunun için aynı farlar ve yardımcı robotta olduğu gibi bir aygıt bulmanız lazım. Bulursanız lehinize olacaktır. Bu arada size hiç de iyi olmayan bir sürprizim var. Bir düşman robot var ki sizi resmen çileden çıkarıyor. Nasıl diyeyim, bu robotun çok kötü bir huyu var, o da çalmak. Neyi olacak, tabii ki sizin zar zor ve büyük emekler sarf ederek bulup aldığınız upgrade'ler (far, roket, silah, vs.). Bunları çalmasını istemiyorsanız durmadan hareket halinde olun ve eğer o robotu görürseniz hemen peşine düşün ve patlatın. İleride başınıza bela olmasını ancak onu moleküllerine ayırarak engelleyebilirsiniz. Önceki oyundaki gibi bunda da o pahalı VR gözlüklerine destek var. Bunlar ülkemizde orta halli bir bilgisayar fiyatına satıldığı için pek ilginizi çekmeyebilir. Yahut çekse de çekmemesini sağlamak zorunda kalabilirsiniz. Zenginin VR Helmet'ı, Pentium isteyen yazarın çenesini yorarmış. En iyisi sanırım VR Helmet olayını şimdilik sadece fantastik rüyalarımıza saklayalım. Amma da çok şey varmış diyeceksiniz ama ne yazık ki bu kadarla kalıyor. Oyunu oynarken birkaç şey dikkatimi çekti. Bunları bir şeylerin üstüne yazmıştım ama şimdi bulamadım. Fakat gene de şanslı sayılırsınız. Çünkü bende öğrendiğini ya da öğretileni unutmama gibi bir huy var ve bu notlara sonradan ihtiyacımın olmadığını fark ettim. İşte birkaçı: * Baş belası hırsız bir robot var ya, ona demin dediğimden daha fazla dikkat edin. * Eğer puan için oynuyorsanız bolca mahkum kurtarın. Böylece puan ve ekstra hak kazanabilirsiniz. * İyi bir harita okuyucusu olun. Bu sayede gözden kaçan pek çok şeyi görebilirsiniz. Bol bol ateş edin. Bu sayede gizli geçitleri bulabilirsiniz. Buralar sizin cephane ve yeni silah bulmanıza yardımcı olur. * Kaçacağınız zaman afterburner kullanın (şayet bulduysanız). İyi oluyor. * Geri döneceğinizi düşünerek önünüze çıkabilecek tüm yaratıkları vurun. Sonradan tatsız sürprizlerle karşılaşmak istemezsiniz herhalde. * Ne yapın edin, doğru kontrol etmeyi öğrenin. Şimdi bu ne demek demeyin. Descent 2'de her şey 3 boyutlu olarak düşünülmüş ve eğer bela istemiyorsanız düşmanların her yerden çıkabileceğini düşünün. * Kaymayı öğrenin. Çok zor olmadığından emin olabilirsiniz. Yeter ki isteyin. * Bu oyunu alın. * Bilgisayarınızı upgrade ettirin. * Mutlu olun. * Daha mutlu olun. Bahar geldi, gelecek (hala bekliyorum). * Oyunun karanlık ortamını daha da karanlık yapabilmek için karanlık bir odada kaliteli kulaklıklarla oynayın. Faydasını göreceksiniz. * Kendinizi klozet ya da pisuvar gibi hissetmeyin. Karamsar olmayın. * Mutlu olun demiş miydim (sanırım demiştim)? Bu kadar lafın üstüne eğer imkanınız varsa ve bilgisayarınıza güveniyorsanız (çok güvenmeseniz de olur) bu oyunu alın diyeceğim, başka bir şey demeyeceğim. Çok sevgili arkadaşım Hayvan Ç.'ya bir notum olacak. Game-Show'u baltalamaya senin değil, o sevgili başkanın Ali Şen'in bile gücü yetmez. Kupada ve ligde başarılar. Son şahsi notum ise nisan ayının başında çok kötü bir kazayı güç bela atlatan arkadaşım Altuğ'a acil şifalar diliyorum. Bu ay ilk ve son (belki son olmayabilir) kez sayfayı şahsi mesajlarımla doldurdum. Rahatsız olanlardan şimdiden özür dilerim. El Burak “Bahar Adamı” Bayburtlu
HIRSIZ: Nefret ediyorum ondan. Zorla bulduğunuz silahları gelip yürütüyor. Hırsız 18 GAME-SHOW
INT: Cin Ali. Kendi silahları olduğundan gidip öbür robotlara haber veriyor. İspiyoncu.
PEST: Eski bir taşıma robotu. Fazla bir zararı yok, etrafınızda dolanıp sizi sinir ediyor. Sivrisinek.
PIG: Azrail misali bekle enerjiniz azaldığında canınızı çıkarıyor (görmesi zor). Domuz.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 21
SMELTER: Robotların en belalısı. Kocaman silahlarıyla size saldırıyor. Ondan da nefret ediyorum. Katil.