BIG BEN
Retro bilgisayarNeden, neden, neden, nedeeesen. Neden be neden hayatı bu kadar zorlaştırıyoruz kendimize. Çözemiyorum, çözebilir gibi oluyorum ama yine de çözemiyorum. Ahh, ulan yaşım 30'a yaklaşıyor hala birçok şey oturmamış. Dışarıdaki insanlara bakıyorum onların herhangi bir şeyi oturmuş mu diye, onlar daha bu olayı bile fark edememişler. Onlar daha ben kimim veya olsam olsam kim olabilirim sorusunu bile sormamışlar kendilerine. Yazık, hem bana hem onlara yazık. İçi beni dışı 2) etrafımdakileri yakar. Bu köşe ile ilk defa tanışanlar olabilir bu yüzden onlara bu ego köşesi hakkında ufak bir kuple geçeyim. Arkadaşım, bu köşe benim egomu tatmin ettiğim derginin içeriği ile bazen alakalı olan (o da benim kontrolüm dışında olursa olur) çoğunlukla alakalı olmayan ufak bir ego köşesidir. Eğer sen de bana destek olmak istiyorsan açarsın dergiye bir telefon patrona yani Emin'e “Abi derginizi yeni aldım ve BIG-BEN'e bayıldım. Arkadaşlarım da benle aynı fikirde, 12 milyon kişi imza topladık BIG-BEN'i Nobel'e, Oscar'a, Prenses Adaları Banana Festivali'ne ve Diyarbakır Karpuz Ürün Şenliği'ne aday göstereceğiz..." dersin. Yani kısacası bu köşe boktan bir köşe. Benim bu aylık söyleyeceklerim çok fazla fakat bu kusmuk kovası olan köşeye bende daha çok ve yoğun kusacak biri var o da Mert Topçu. Uzatalım mikrofonu ona ve dinleyelim bakalım Pavlov'un köpeği ne havlayacak ay pardon kusacak. Espri yaptım sana, bana, herkese. “İçimdeki şeytanı çıkartıyorum. İşte karşımda. Şeytanım, büyük gövdesine rağmen başımın çevresinde pis pis sırıtarak hızla dönüyor. Midem bulanıyor, vücudum ve beynim bulanıyor. Başım dönüyor. Kendime bakıyorum, gözlerimi içime çeviriyorum. Anlamsızlık. Bir ışık var. Sönmek üzere. İçimin çürümemesini sağlayan, kalbimi ısıtan, beynime yaşam pompalayan ışık. Silahımı görebiliyorum. Parıldayan kılıcımın oldukça ağır olduğunu ancak şimdi fark ediyorum. Kaldırmaya çalışıyorum, kılıçla beraber savruluyorum. Kılıcımı, şeytana karşı tek silahımı bile kendimi kontrol edemediğim kadar çok kontrol edemiyorum. Savrulan kılıç, savaş alanındakileri yaralıyor. Timur kanlar içinde. Yaralananları görebiliyorum, kaçanları ve şaşkınlıktan çaresizlik içinde kalanları da. Ayaklarımın üzerinde durmaya çalışıyorum. Yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk gibi. Anlam verememeler. Hepsi savaş alanımın anlamsızlıkları sanki. Kanlar üzerime sıçrıyor. Kanları, kanım. Kaçamam. Çünkü savaşım kaçışım ve kurtuluşum. Bulantım ve kendim. Savaşımı kazanmadan özgürlük ve anlam olmayacak. Çünkü savaşım hayatım, hayatım anlamım.” Teşekkürler Big Ben. LA KAMPANYA DÖ BİG-BEN #2: BÜTÜN OYUNLAR AYNI TUŞLA BİTSİN