ENGİN Abla

size de olur mu ? Hani aksilikler B insanın peşini bir türlü bırakmaz. Tam 4 herşeyi yoluna koydum derken başka birşey çıkıp o ana kadar yaptıklarınızı da mahveder.Bir ses duyar gibi olursunuz, 'Kendini on yerinden yırtsan da sana rahat huzur yok' der sanki. “Abi kurtuldum şu lanet olası hastalıktan sağlık gibisi var mı?' derken başına geleceklerden tabii ki haberin yoktur. Ev tutarsın, bi boyayayım dersin. Fırçayı sürerken duvarlar yıkılır, bir duvar da koca boya biter, üstelik istediğin rengi asla tutturamazsın. Tam işin bitince yıllardır kesilmeyen sular kesilir, boyalı boyalı yatarsın. Cep telefonu alırsın, elalemin pili 30 saat gider, seninkisi alo deyince biter. Can dostun, derginin neşe kaynağı Özgür, alır başını gider (O şimdi asker). Yazını zamanında yetiştiremedin diye fırça yersin. Cüzdanını kaybedersin, kimliğin de gider. Yenisini alayım dersin, alamazsın. Gece çıkıp eğleneyim, stres atayım dersin kimliğin yok, çıkamazsın. Bari TV seyredeyim dersin, aaa... televizyon bozuk, seyredemezsin. Bütün bunlar yetmezmiş gibi gününün büyük bir bölümünü Not Enough Serkan ile beraber geçirmek zorunda kalırsın. Bilmem size de olur mu ama bana sık sık olur. Yaa dostlar, işte böyle. Bir de mektuplarınız olmasa herhalde MAC'in geçen ayki tavsiyesine bile Uyabilirdim ama dergiye geldiğimde moralim yerine geldi. Mektuplarınızı büyük bir zevkle okudum. Sorunlarınızın çözümlerini buldum, sıkı durun, şimdi de yazıyorum... dergimizin bilinen tek bayan okuyucusu İpek Atam'ın bir kaç sorunu var. Öncelikle 'Day Of The Tentacle' gibi zevkli ve eğlenceli bir oyun tavsiye etmemi istemiş. Bu işler her ne kadar MAC denen zalimin işleri de olsa, nacizane bendeniz size bir kaç tavsiyede bulunmaya Örneğin, 'Monkey Island 2', 'Sam & Max' ve 'Gabriel Night' bu türün klasiklerindendir. Bir de 'Action Soccer'ın sende çalışmadığından bahsetmişsin. Ben, bizim elimizdeki versiyonu denedim. Herhangi bir sorun çıkartmıyor. İstersen bizden temin edebilirsin. Şimdi de diğer mektuplar... Sevgideğer Engin Abla, Adım Ural. 17 yaşındayım ve Bursa'dan yazıyorum. Deneyimleriniz, bilginiz ve tecrübenize güvenerek size bir kaç sorum olacak. 1- Ben bir-iki ay içerisinde bir “Home Pack 4X' alacaktım. Ancak geçen gün 6X CD-ROM'lu bir pakete rastladım. Aradaki fiyat farkı da önemsiz. Sizce hangisini alayım? 2- Duyduğum kadarıyla 486 DX4-100 ile Pentium-75 aynı hızda çalışıyormuş. Fakat 6X CD-ROM'lar gerçek performansını bir Pentium ile veriyormuş. Acaba 6X CD-ROM'dan 486 DX4-100 ile tam performans alabilir miyim? 3- 486'lar için PCI ana kartlar var mı? 486 DX4- 100 için PCI mı, VESA mı alınmalı? Teşekkürler eder, yayın hayatınızda başarılar dilerim. Minik kuşum Ural, Öncelikle sevgili ve saygıdeğer hitaplarından yarattığın sevgideğer miksi için sana ekstra tebrikler. Ama ne demek olduğunu tam olarak anlayamadım. Bir dahaki mektubunda bunun tam açılmını da göndermeni rica ediyorum. Gelelim cevaplara... 1- Eğer aradaki fiyat farkı senin için önemsizse kesinlikle 6X CD-ROM, AWE 32 Ses kartını tavsiye ederim. 2- Bunu kimden duyduysan seni kandırmış, çünkü P75, DX4-100'den -programına göre- 1950-90 daha hızlı çalışıyor. Ayrıca 6X CD-ROM'dan tam performans almak istiyorsan SCSI arabirim kullanan bir CD-ROM drive almalısın. 3- 486'lar için PCI ana kartlar var. Fakat 486 CPU'nun mimarisi max. VESA (32-bit) arabirimi destekleyebildiği için PCI kartlardan ancak VESA performansı alabilirsin. PCI mı, VESA mı sorusuna gelince, eğer PCI kart alırsan bilgisayarını Pentium'a upgrade ederken kartlarını değiştirmek zorunda kalmazsın. Posta kutusunu karıştırken geçen ayki tek mektubu gönderen Serdar'ın yeni mektubunu gördüm, açtım, okudum. Serdar, mektubunu yayınladığım için teşekkür etmiş. Bişili diil (zaten tek mektubu sen yazmışken başka şansım da yoktu). Ve daha ikinci mektubunda Engin Ablasına muhalefete başlamış. Win *95, DX2-66'da çok yavaşmış ve 'Aaaah Amiga ah' demiş. Yavrum hız problemin varsa alacaksın bir P-120, 16 Mb Ram, kurtulacaksın bu dertten (A500 ile A4000, arasındaki hız farkını ve multitasking dahil herşeyin A4000'de defalarca hızlı olduğunu inkar edemezsin herhalde). Serdarcığım eğer bilgisayarın 'EMS' diye yalvarıyorsa CEMM 386 ile uğraşma Çünkü Memmaker (Dos 6.0 ve üstü için) kullanılması inanılmaz kolay bir program... İşte cins bir mektup... Efe “Turtle” Mumoğlu... Yavrum, s&n genç bir bayana böyle uygunsuz tekliflerle dolu bir mektup yazmaya utanmıyor musun? Utanmıyorsan, niye utanmıyorsun? Utanıyorsan niye yazıyorsun? Yoksa ne mi?... Dokuz sayfa mektupta yemek tariflerinden anlamsız logo çiziktirilerine dek herbişiiy vardı. Hele o 'Dune 2, Warcraft'dan iyidir” kelime topluluğunu her paragrafın başına, ortasına, sonuna, kısacası herbiyere yazman beni hiç sinirlendirmedi. Yalnızca gerçeklerden haberdar olmadığın için sana acıdım, çünkü WARCRAFT, Dune 2'den çok daha iyi bir oyun. Bu arada bir kamuoyu yoklaması yapmanın vakti geldi kanaatindeyim. Lütfen bu oyunları oynayan varsa, bana mektup yazdığı zaman kendi fikirlerini iletsin, ortak bir karara varalım. Mektuplar yine bitti. Sıra sizlere geçen aydan söz verdiğim röportaja geldi (Geçen ayki Engin Abla'yı okumayanlar için not: Timur ile, halay çekmenin incelikleri konusunda bir röportaj yapma sözü vermiştim). Zaten Timur da sabırsızlanmaya başlamıştı. Tamam Timurcuğum, geliyorum. Kolay değil tabii. Dünyanın en çok okunan köşesine konuk olacaksın. Biraz heyecanlanman gayet doğal, ama şu titremeyi lütfen bırak... Hah, şöyle... Engin Abla- Nedir bu halay? Timur- Elektrinkler kesikti, çalışamadım hörtmenim... Pardon, soruyu baştan alabilir miyim? E.A.- Halay nasıl bişiiydir yani? T.- Halay, günümüzde, folklor kimliğinden çıkıp, Türk halkının sevinçli günlerinde elele tutuşup, kolkola girip icra ettikleri bir etkinlik olagelmiştir. E.A.- Nasıl çekilir bu halay? T.- Bakın işte, şööyle... Hah, ayaklar da bööyle... Bir de ele mendil.... Hobareyyyyy... E.A.- Aa, ne kadar kolaymış... Hımm, çok da zevkli... Neyse, konudan uzaklaşmayalım. Nerelerde çekilir bu halay? T.- Her koşulda, her yerde. E.A.- Yani, özel bir yeri ve zamanı yok mu? T.- Aslında var... E.A.- Peki ne zaman ve nerelerde? T.- Genelde sabaha karşı 4 gibi. Kemancı'nın kapısında... E.A.- Aaa... Peki zor olmuyor mu? Yani halay çekecek adam bulmak falan... Yokbe abla. Yoldan geçenleri çevirip 'Haydi halay çekiyoruz. Hopaaa...' diyorum. E.A.- Hımm, enteresan. T.- Evet, enteresan ve bir o kadar da egzantrik. E.A.- Neyse, biraz da şu gözünün altındaki morluktan bahsetsek... T.- Hayır, hayır kimse vurmadı bana.... E.A.- Tamam Timurcuğum, inanıyoruz sana. T.- — Hayır, halay çekmek için zorla koluna girmek istediğim adam vurmadı gözüme, merdivenden düştüm, sabuna bastım. E.A.- Dur vallaaa inandık. T. Hayır, hayır, hayınııır........ Aaaaa.. Gitti, röportaj da burada bitti. Bir bakalım. Mektuplar tamam, “Turtle” Efe'ye ağzının payını verdik, içimizi döktük, Timur'u kaçırdık. Herşey tamam o zaman. Ocak sayısında (süpriz yılbaşı hediyeleri var) görüşmek üzere baaaaayy..... . ÖZEL TEŞEKKÜR: Yazımı yazmama yardımlarından dolayı Ahometo'ya, MAC'ı ve O'nun lanetini benden uzak tuttuğu için Wolfy'e (şirin bir köpektir), yazımı yazarken dergiye uğramayan hatta telefonbile etmeyip mutlu olmamı sağlatan Not Enough Serkan'a (Allahım bu günleri de mi görecektim?..), Ferhan Şensoy'a (neden teşekkür ettiğimi bilmiyorum ama kimse bu konuda baskı yapmadı) çok teşekkür ederim. ENGİN “THE GÜZEL” ABLA (Modaya da uyarım)