Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 38
Ying ve Yang. Ay ve güneş. Çiğ ve pişmiş. Batıl ve Hak. Kaos ve kozmos. Kadın ve erkek. Bütün geleneksel kültürlerde bu tür ikili karşıtlıkların ne kadar merkezi bir yer tuttuklarına hiç dikkat ettiniz mi? Sanırım bunun insanların tamamiyle ehlileştiremedikleri bir dünyada yaşamak zorunda olmalarıyla bir ilgisi var. Sözgelimi tarımı düşünün. Ekili biçili, işlenmiş topraklarla onun ötesi arasında ayrım hiçbir şehirlinin kavrayamayacağı kadar mutlaktır: Kozmos ile kaosun, düzen ile yabanın ayrımını temsil eder. (Ama belki de eski şehirlerde de surların böyle bir işlevi vardı.) Sanırım bugün bile, bu geleneksel çağrışımlarından ötürü gündüz ile gece arasındaki ayrım, hayatımızdaki diğer ayrımlara kıyasla daha “ilkel” ve ürpertici olma niteliğini çoğumuz için koruyor: Gecenin dehşetli çekiciliği hâlâ kadın olmasından, çiğ olmasından, yaban olmasından ileri geliyor. Ama tabii bu ikili karşıtlıklar hep yanyana durur. Örneğin burçlar çemberinde de ayın kontrol ettiği (dişi) yengeç burcuyla, güneşin kontrol ettiği (erkek) aslan burcu ardarda gelir. (Temmuz'un yabanlığı yalnız buradan mı ileri geliyor? O aynı zamanda ölüp ölüp dirilen Tanrı Tammuz'un ayıdır; ama bu başka bir yazının konusu.)
Yaşasın Güneşin Düzeni
Ama artık kirli, neredeyse müstehcen bir kelime haline geldiğinden, bu, çoğumuza, bir müjde gibi gelmeyebilir. Ama bir an için, yaşamaya mahküm olduğumuzu unutup, geleneksel kültürlerde ““düzen”''- in ne anlama geldiğini hatırlayabilirsek, belki aslan burcu insanlarının o karşı konulmaz çekiciliğini daha iyi değerlendirebiliriz. Doğru; tarih boyunca insanlar hep eşitsiz ve sömürüye dayalı düzenlerde yaşadılar. Ama geleneksel kültürlerde daima, çalışan insanların birarada, kendi irade ve çabalarıyla yarattıkları, mülk edindikleri, dar da olsa, bir hayat alanı vardı - ya bir köy ya da bir işlik. Tabif bu dar alandaki düzenin yaratılması yalnız kendi çabalarıyla olmuyordu; niteliğini pek iyi kavrayamadıkları tabiat güçlerinin - güneşin sıcağının, yağmurun bereketinin, işledikleri toprağın, tahtanın ya da maddenin dokusunun- desteği gerekiyordu. Bunları dönüştürdükçe, kendileri de dönüşüyor, dönüştürdükleri maddelere benziyorlardı. Yurt, ocak, barınak gibi terimler hep insanlarla dönüştürdükleri dünyayla içiçe yaşadıkları böyle düzenlere işaret eder. Bizimkinin aksine, baskı ve sömürü düzenin kendisi değildi, düzene dışardan gelirdi. İşte geleneksel insanlar için güneşin merkezinde durduğu, aslan burcundan insanlarınsa, şanslıysalar, çaba bile göstermeden kurdukları düzen böyle bir düzendir. Buraya kadar verdiğim örnekler fazla tarihsel kaçmış olabilir. Bir de kendi hayatımdan bir örnek deneyeyim: Aslan burcundan bir arkadaşım var; aramızda onu “Ye grand organisateur'”- “muhteşem düzenleyici” diye anarız. Onun bulunduğu bir ortamda iki şey olanaksızdır: Biri yılgın ve bezgin kalmak, ikincisi yapmakta olduğumuz herhangi bir şeyin onun çevresinde dönmemesi. Başka herhangi biri olsa, bu çok sinirlendirici bir şey olabilirdi. Ama aslan burcu insanının merkezi bir konumda olması, onun çevresindekilere kendi iradesini empoze ettiği anlamına gelmez. Onun merkeziliği, insanların özledikleri, aslında istedikleri aydınlığı kurmak içindir. Son bir örnek daha vereyim. Nasıl, uykusuz bir geceden sonra yorgun ve bitkinken bile, gündoğumu, insana ağzındaki pası unutturup, bütün hayatiyetinin, belki de son bir hamleyle güneşe doğru fışkırmasını sağlarsa, herhangi bir yere aslan burcundan bir insanın girmesinin de öyle bir etkisi olur.
Kadınların Yabaniliği
Ama mahküm olduğumuz bütün bu ikili karşıtlıklar içinde sanırım en korkuncu, kadın olmakla erkek olmak arasında yapmak zorunda kaldığımız tercih. Bunun da çeşitli nedenleri var. Bir kere bütün diğer karşıtlıklar bir sınır durumuna işaret ediyor. Ay, gece, yaban, çiğ olan hep gündelik hayatın sınırında tutulan, kısmen de olamam
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 39
sa kaçınılması, karşılaşılmaması mümkün olan şeyler. Oysa kadınlar öyle mi?.. Düzenin taşıyıcısı olan erkekler, çitlerle uzak tutmaya çalıştıkları, damlarla korundukları yabanla kendi kurdukları düzenin ta ortasında, ocaklarında, yataklarında karşılaşmak zorunda kalmışlar. Yüzyıllar boyu kendi mutlak karşıtları olarak gördükleri kadınlar erkeklere, kendi kendilerinin ve kurdukları düzenin tabiiliğini ve dolayısıyla faniliğini hatırlatmış. Karanlığın dizginlenemeyen güçleri kendilerini hep erkeklerin soylarını ve düzenlerini sürdürmek için muhtaç oldukları kadınlar aracılığıyla ifade etmiş. Cinsellikle ölüm akrabaysa, biraz da bundan...
Ama geleneksel düzen dediğimiz şeyi ne kadar anlaşılır ve hattâ neredeyse çekici kılmaya çalışırsak çalışalım, şunu gözardı edemeyiz: Buralarda yaşanan hayat kısa, kanlı, hayvani ve zalimceydi. Bu koşullar altında insanların güneşin renkleriyle süslemeye çalıştıkları düzene her zaman hayran olmaları beklenemezdi. Bu yüzden kimi zaman, gündelik düzenin sınırları dışında kalan o tanınmayan dünya, artık yaban olarak değil de gizem, insanların kurduğu düzenden daha da mükemmel bir düzen olarak algılanırdı. Yine bu yüzden kendi emeklerinin ürünü olan düzenle en çok övündükleri zamanlarda bile insanlar dokunulmamış olan karşısında ürküyle karışık bir saygı duydular. Ve erkekler bir yandan yabanı temsil ettiği için kadından korkar, onu aşağılarken diğer yandan da onun gövdesinden kendilerinin hiçbir zaman bilemeyecekleri bir giz barındırdığından kuşkulandılar.
Başak Burcu: Bakire Anneler
İşte, Başak Burcu kadındır, kadınlıktır diyorsak, kadınlığın bütün bu yüklü ve çelişik konumunu göz önünde bulundurarak diyoruz. Ama eminim, okurlarım arasında feminizme eğilimli olanlar artık bu noktada isyan etmiş olacaklardır: Kadınlık konumunu yalnızca erkeklerin gözünden anlatıyorum, diye. Ama sorun da burada: Kadınların kendilerini tarif etmek için, onları düzenin sınırında bir yere yerleştiren, düzenin dışının, yabanın bir temsilcisi olarak tanımlayan dilden başka bir dilleri yoktur. Hepsi hepsi -o da belki- bir tarz, bir üslup, bir ses tonu, o kadar... Bunun ötesinde kadınlar da kendi kendilerini karanlık ve anlaşılmaz olarak tanımlamak zorundadırlar. İşte Başağın da dünyayla ilişkisi böyle bir şeydir. Bir yanıyla bir düzen tutkunudur o. Titizliği, en ince ayrıntısına kadar bir düzeni doğurmak, gözetmek ve sürdürmek iradesidir. Bu bakımdan, kadın olsun, erkek olsun başak burcu insanı daima bir annedir, toprak anadır.
V
Ama gözünüzün önüne hemen dizinin dibinde oynayan çocuklarını gururla seyreden kendinden memnun çehrelerden biri gelmesin. Çünkü başak burcu insanı hiçbir zaman kendisini sorumlu hissettiği düzenin bir parçası olarak göremez; bu bakımdan angaje değildir, gurur da duyamaz. Çünkü oluşturulan, oluşturulmasına katkıda bulunduğu düzenle yetinmesine de olanak yoktur: Eleştireldir. Eleştiri başak burcu insanı için arada bir iştigal ettiği bir faaliyet değil, dünyaya bakış tarzıdır. Her şeyin başka türlü olabileceği fikri, insan eliyle kurulmuş bütün düzenlerden daha mükemmel bir hayat imgesi yakasını hiç bırakmaz. Bu yüzden başak burcu insanının mutsuzluğu üzerinden nihai bir biçimde atması, yatışması olanaksızdır.
Zaten kendisi de buralara başka bir yerden, daha mükemmel bir dünyadan düşmüş gibidir. Sizinle ya da birlikte yaptığınız bir işle en ilgili göründüğü durumlarda bile, ona tam olarak erişemediğinizi hissedersiniz; bir tür dokunulmazlığı vardır. Bekaretini hiç yitirmeyen bir annedir.
Samet Kumaş
Not: Kimi zaman yayıncı arkadaşlarımız, hasetlerinden olmamızı istemediklerinden olsa gerek ismimizi unutuyorlar. Bu sayfada yayınlanan yazılar ben Samet desenlerse Deniz Bilgin'e aittir.