Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 71
Daha geniş kapasiteli bellek, daha yüksek hesap hızı, daha süratli uyum yeteneği ve diğer argümanlar. Teknik iyileştirmeler tabii ki önemli, fakat şu meşhur eşiği cesurca atlamaya çalışan bizler için bu tempo başdöndürücü olmakta. Doğrusu biz de bugün satın aldığı şeyin yarın belki de çoktan eskimiş olacağını düşünüp önemsemeyenlerden değiliz. Bilgisayarı satın aldığımda kendimi tekniğin en yeni aşamasında bulunmak istedikleri için 110 yıl önce kendilerini mors alfabesiyle eğiten insanlara benzettim. Bir yıl sonra telefon keşfedildiğinde gene ortada kalmışlardı. Bilgisayarımı satın aldıktan sonra benim amaçlarıma daha uygun düşebilecek bir diğerinin çıkması için altı ay geçmesi gerekmişti. Buna rağmen bu konudaki eşik korkumu aştığım için mutluyum. Makine mükemmel çalışıyor ve benim taleplerim için yeterince hızlı. Ve en güzel olanı: Bu cümleyi yazmayı bitirdiğim anda düğmeye basıyorum ve dört dakika on saniye sonra kusursuz bir taslak elimde oluyor. Korkunun ötesindeki yaşam da işte bu!
P. J. Blumenthal'den uyarlayan
Nazan Kavukçu
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 70
Elinin Hamuruyla...
Elektronik aletlerle yetişmemiş olan biz büyüklerde ise doğrusu böylesi bir kendine güvene rastlanmıyor. Özellikle kadınlardaki güvensizlik dikkat çekici. Amerikan “Women's Computer Literacy Project” kadınları bilgisayara alıştırmaya çalışan bir araştırma grubu... Başkanı Deborah Brecher esas sorunu şöyle tanımlıyor: Birkaç yıl öncesine kadar gelişmiş ülkelerde dahi kız çocukları makinelerin erkek dünyasının bir parçası olduğu kanısıyla yetiştiriliyorlardı. Teknik bir alet bozulduğunda onu tamir etmek erkeğin işiydi. “Bilgisayar” kelimesinin kadınlara yarattığı ilk çağrışım, bugün hâlâ birçoğumuz için bir kabus olan “matematik”ti.
Amerika'da bugün belirgin bir değişme gözleniyor: En yeni istatistiklere göre Amerikan okullarında en az erkekler kadar kız öğrenciler de bilgisayara ilgi göstermekte. Oysa Avrupa'da bile durum hâlâ farklı: Okullardaki bilgi-işlem dersi seçmeli olduğu zaman, kızlardan çok erkekler alıyor. Biz yine yetişkinlere dönelim. Gittikçe daha çok sayıda psikolog bilgisayar korkusuna karşı etkin metodlar geliştirme konusunda uzmanlaşmakta. “Hastaları” arasında ilk sırayı orta yaştaki memurlar ve sekreterler alıyor. Korkuyorlar, bilgisayarla kıyaslanmak zorunda kalmaktan paniğe kapılıyorlar. Bilinçaltındaki birçok nokta buna neden olmakta:
— Örneğin bir metin işlem programına gerçekten hâkim olabilir duruma gelebilmek için önceden öğrenmeye belirli bir zaman ayırma gerektiğine dair bir önsezi. — Yeterli zaman ayırmaya rağmen, becerinin yetmemesi ve o zamana dek memnun olan patronun, çalışanın nitelikleri konusunda kuşkuya düşebileceği korkusu: yani kısaca işi kaybetme korkusu. — Öğrenme ya da uygulama esnasında pahalı araçlara zarar verme ya da önemli programları bozabilecek olma korkusu.
Hata Yapın! Bol Bol Hata Yapın!
Bazı durumlarda bu korku tıbbi müdahale gerektirecek boyutlara vardı: Yalnızca psikolojik baskı nedeniyle ortaya çıkan yüksek tansiyon, aşırı terleme ya da bulantılar. Bu “bilgisayar hastaları”ndan bazıları ile aylar sonra tekrar görüşüldü: Bu arada çoğu bilgisayarla çalışmaya alışmış ve iş dünyalarını onsuz düşünemez olmuşlardı. Korkularını en çabuk yenenlerse cesaretlerini toplayıp yöneticiler ve iş arkadaşları ile açık açık sorunları üzerinde konuşabilmiş olanlardı. Bu “zeki” makineye karşı duyulan tutukluk halini olabildiğince çabuk giderme konusunda yukarıda değinilen “manevi rahatlama ve masajın” yanısıra ondan daha önemsiz sayılamayacak bir metod daha var. Bilgisayarda olduğu kadar başka hiçbir işte insan, kendi yanlışlarından bu kadar çok şey öğrenemez. İşte tam da bu noktada eğitimimiz bize kötü bir oyun oynamakta: Yüzyıllardan beri insan gerek aile gerek okulda aldığı eğitimde mümkün olduğu kadar hata yapmamaya teşvik edilmiştir. Kim çok hata yaparsa o aptaldır. Ama başarılı bilgisayar kullanıcıları arasında başlıca konulardan biri, hangi tuhaf hataları yaptıkları ve tabii ki sonunda gene de doğrusunu nasıl bulduklarıdır. Şimdi şüphesiz bir de hata yapmaktan korkmayıp aletin başına geçildiğinde gene de azalmayan bir başka korku var: Bilgisayar üreticilerine karşı duyulan korku. Aramızdan birçoğu yanlış olanı satın almak gibi bir korkuya kapılmasaydı bilgisayarlara çoktan güvenmiş olurdu. Hemen hemen her ay pazar, her biri diğerinden daha üstün olduğu iddiasıyla ortaya çıkan bir sürü yeni ürünle dolmakta.