Commodore sayı 4, sayfa 69

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 69

Bilgisayarın başından beri hiçbir sorunu olmadığını iddia eden yalan söylüyor demektir. Önemli olan insanın ürkekliğini yenebileceği bir yol bulmasıdır.

Birkaç ay önce doğrusu cesaret isteyen bir adım attım, kendime bir bilgisayar aldım. O günden beri de kendimi bütün tehlikelere rağmen meçhul bir yerde kalmaya karar veren o yiğit maceracılardan biri, bir öncü gibi hissediyorum. Daha yerinde bir benzetmeyle: Bilgisayarım bana yüzyıl başlarında kentin ana caddesi boyunca otomobil denen o takırdayan, gıcırdayan makineleriyle dolaşırken atların, çocukların, hamile kadınların ve özellikle de komşularının ödünü patlatan o yiğit ruhları hatırlatıyor. Kendimi oldukça modern ve ilerici buluyorum. Commodore Dergisi'nin birçok okuyucusu içinse herhalde hafiften dalga geçilen, ateşlenmekte gecikmiş bir kapsülüm. Herhalde benim görüşlerimi de oldukça eskimiş bulacaklardır. Kuşkusuz okurlarının birçoğunun daha ben byte'la bit'i birbirinden ayıramazken kendi bilgisayarları vardı. Ama ben binlerce kişinin benim durumumda olduğuna eminim: Bilgisayar korkusu, özellikle de bu korkunun yenilmesi, davranış bilimcilerinin de üzerinde çalışmakta olduğu ciddi bir sorundur. Ben parasını yazı yazarak kazananlardanım, yani bilgisayar üreticilerinin ilk reklam kampanyalarında hedef aldıkları “hedef-kitle”nin bir üyesiyim (Yani yazarlar, serbest çalışanlar, iş adamları, gazeteciler, sekreterler). Şu sık sık sözü edilen bilgisayar devrimi, kişisel bir bilgisayarın yararlı bir şey olduğuna ancak bizleri inandırabildikleri zaman gerçekleşmiş olacaktır.

Kim Korkar Hain

Bilgisayardan?

Ama şirketler, bizlerden birçoğunu hâlâ ikna edememiş olmanın sıkıntısını yaşıyorlar. Üstelik geniş bir kesim hâlâ sert bir tepki göstermekte. Çünkü zeki pazarlama tekniklerinin bir türlü dikkate almadıkları önemli bir nokta var: Eşik korkusu. Başka bir deyişle başlama, eşikten atlama korkusu. Ciltler dolusu istatistiki veriye göre: 1966 yılında teknik devrim Alman vatandaşlarının %72'si için bir lütuftu. Yalnızca %3'ü yardıma hazır bekleyen makinelerle dolu bir gelecekten ürküyordu. Bugün ise %72'den geriye yalnızca %30 kaldı. Kötümser olanların sayısı dört misli artarken, diğerleri ihtiyatlı bir tutum içinde bekliyorlar. Yani bilgisayarların yaygınlaşması korkuyu azaltacağına arttırdı. Peki, neden korku duyulmaktadır? Bugün bu sorunun yanıtını, bir yandan keyifle satırlarını klavyenin tuşlarına aktarıp, diğer yandan uygun mesafedeki ekranda hızla beliren görüntüyü heyecanla takip ederken, büyük bir rahatlıkla verebilirim. Bu alet olmasaydı işin içinden nasıl çıkardım? Buna rağmen mesleğinin sunduğu fırsatların tümünü değerlendirmek istediğinde er ya da geç bilgisayara başvurmak zorunda kalacağı için, olaya karmaşık duygularla yaklaşan herkesi anlayabilirim. Çünkü, sözünü ettiğimiz korku bazı pek de akıllı olmayan insanların kendi kendilerine vehmettikleri bir rahatsızlık değildir. Aksine, psikolog ve davranış bilimciler böyle korkuların, tıpkı hayvanda olduğu gibi insanın doğasında da bulunduğundan eminler. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde bir tehlikelerden korunma güdüsü oluşturan bu korkunun bir canlı için ne derece önem taşıdığı saptanmış bulunuyor. Altmışlı yıllardaydı. Davranış bilimciler tecrübesiz küçük bir köpeği “hayali bir uçurumun” üstüne koydular. Kayalık üç boyutlu görünen ama gerçekte yalnızca düz cam bir satıhtan oluşan optik olarak üretilmiş engelli bir yol görüntüsüydü. Köpek ne zaman uçurumun kenarı gibi gözüken yere doğru hareket etse hemen duraksıyor ve bir türlü ilerlemeye cesaret edemiyordu. İç güdüsü onu “fazla ileri gitmekten” alıkoyuyordu: Eşik korkusu.

Efendi mi? Köle mi?

Hayvanlardaki bir hassas uyarı mekanizmasının biz insanlarda da olmaması için hiçbir sebep yok. Bundan on beş yıl önce henüz mikrochip ve ev bilgisayarları bilim kurguyken Amerikalı bilim yazarı Alvin Toffler gelecek şoku olarak adlandırdığı bir hastalık üzerine tahminlerde bulunuyordu. Gelecek şokuyla kastedilen modern tekniğin yaşamımız üzerindeki etkisiydi. Toffler'a göre vücudumuz beynimizin ancak daha sonra yavaş yavaş alışmak zorunda kalacağı bir dünyaya fırlatılıyordu. Bilgisayarla çalışmış olan herkes Toffler'in ne demek istediğini bilir: Mevkiini koruyabilmek için sürekli yeni davranış biçimleri geliştirmek zorunda kalan insan aşırı bir uyarılma içindedir. İçinde bulunduğunuz güvenilir ortam değişip, yerini yeni ve yabancı bir ortama bıraktığında, hipofiz bezesi bu yeni duruma uyum sağlamamıza yarayan ACTH maddesi salgılamaya başlar. Fazla ACTH vücuda zarar vermektedir. Sonuçları, depresyona varan aşırı uyarılma ya da duyarsızlıktır. Neyse ki, bilgisayarın yarattığı eşik korkusu buralara varmasa da, mekanizma aynı mekanizmadır. İşte kanıtı! Bilgisayarın ürettiği eşik korkusunda yaş önemli bir faktördür. Elektronik çağın sorunları ile ilgilenen Amerikalı psikolog Sherry Turkle, yaptığı birçok test sonucunda çocukların bilgisayar karşısında kesinlikle bir tutukluluğa ya da eşik korkusuna kapılmadıklarını ispatlamış bulunuyor. Korkuya kapılanlar ebeveynler... Çocuklar için tek tehlike, bu etkileyici makinenin olup çocukluk günlerinin o saf sevincini-heyecanını hiçbir zaman tadamamaları olabilir. Turkle, ondört yaşındaki bir gence bilgisayar karşısında hiç korkuya kapılıp kapılmadığı sorulduğunda soğuk bir yanıtla karşılaşıyordu: “Neden korkacakmışım?... O benim kölem!...”

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.