Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 55
Aradan birkaç yıl geçtikten sonra, bilgisayarların artık bütün bir odayı doldurmaktan çıkıp küçücük masaların üzerine sığmaya başladığını gördüğümde, istila planını yürürlüğe koyduğunu anladım. Ve bir gün ofisime de girdi sonunda.
Onunla uzlaşmaya karar vermiştim artık. Minicik bir TV ile hoş bir daktiloya benziyordu. Neden olmasın dedim. Uygarlık bu, elbette insan için çalışacak, hayatı kolaylaştıracak. Bizim için, benim için... Ama, on düğmesine dokunduğum an aynı manyetize oluşu duyumsadım işte. Ekranındaki yeşil zemin kurbanlarını hipnotize eden kobra yılanının gözlerini çağrıştırdı. Sonuç olarak bir bilgisayar tarafından hipnotize edileceğim korkusuna kapıldım. Rüyalarım da değişmişti. Bütün gece boyunca, bilgisayara dataları giriyordum, binlerce input. Saatlerce uğraştıktan sonra işimi bitiriyor ve minnet duyguları ile onu okşamak için elimi uzattığımda ekranda koskocaman bir ERROR'la karşılaşıyordum, bir de onu izleyen mekanik ve yırtıcı bir kahkaha. Dehşet içinde yatağımdan fırlıyordum. Üstelik aynı rüyayı yeniden görmek korkusuyla uyumamak için ne mümkünse yaptığımdan işimde de başarısız olmaya başlamıştım. Birkaç kez uyarıldım. Uygar bir insanım ben diyorum kendi kendime. İyi bir öğrenim gördüm. Teknolojik gelişmenin bütün nimetlerinden faydalanan bir ortamda yaşıyorum. Ancak, tam otomatik çamaşır makinesi ile ilk karşılaştığım an duyduğum dehşetle karışık hayranlık duygusunu da üzerimden atmam oldukça uzun sürmüştü. Bir süre çamaşır makinesine taptım. Tapınma duygusu, biliyorsunuz, hayranlığın yanısıra korkuyu da içeriyor. Bilgisayar öyle değil. Belki de hayata tam anlamıyla bire bir tekabül etmediği için mi nedir, ona duyduğum korku daha farklı.
Son zamanlarda artık başına oturduğumda midemin kasıldığını da hissediyordum. Evet, yemek de yiyemez hale gelmiştim. Bir de akşam uyumamak için videoda izlediğim dehşet filmlerinin de etkisiyle olsa gerek, bilgisayarların kendi kendilerini programlayıp bütün dünyaya yayılmış terminaller aracılığıyla bir nükleer savaşı başlatacağı düşüncesine de kapılmıştım ki, eve bir bilgisayar geldi... Şöyle, elbette ki ben satın almadım onu. İyiniyetle işlerini kolaylaştırdığım bir dostum teşekkür duygularını iletebilmek için çağın harikasını seçmişti. Üstelik göndermekle de kalmadı. Yüzünde mutlu bir gülümseme ile gelip çok lazımmış gibi bir de kurdu.
Ulu Tanrım, ben şimdi nasıl söylerim bu yaratıktan deli gibi korktuğumu. Çok sevinmiş ve mahcup olmuş görünmek zorundaydım tabii. Ama yine de bilgisayara hiç dokunmadığımı gören arkadaşım biraz buruk ayrıldı evimden. Artık sığınabileceğim hiçbir yer kalmadığını düşünüyordum. Yatağımda bir bilgisayar tarafından öldürülebileceğim korkusuna kapıldım. Buzdolabının sesi, ya da bir ampulün cızırtısı yüreğimi ağzıma getirip soğuk soğuk terler dökmeme yetiyordu. Fişini takmıyordum ama, kendi kendine çalışıp Star Wars III'deki gibi bir lazer kılıcıyla beni yok edeceğinden korkuyordum.
Geçenlerde elime kalın bir sopa geçirip evdeki ve ofisteki bütün bilgisayarları parçaladım. Savunma içgüdüsüydü elbet. Onlar beni yok etmeden davranmak zorundaydım. Ben kurtulmuştum ama ya insanlık...
Neyse, işte hemşire hanım. Anlaşılan iğne saatim gelmiş. Olsun, hiç önemli değil. Burada bilgisayar falan yok. Burada emniyetteyim çok şükür...
İdem Özükan
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 54
Onuk ekranıyla her göz göze gelişimde tepeden tırnağa ürperiyorum. Oysa görünüşte dünyayı odama dolduran televizyondan farksız. Ama düğmesine basar basmaz önce mekanik bir vınlama ve ardından ne için olduğu belirsiz bir READY. Ondan korkuyorum. Düğmesini her açtığımda, bilim-kurgu filmlerinde olduğu gibi, bir robot tarafından sırtımdan bıçaklanıp kanlar içinde tuşlarının üzerine yığıldığımı düşünüyorum, sırtımdaki tüyler diken diken oluyor. Aslına bakarsanız, hayatım boyunca makinelerle bağdaşabildiğim pek söylenemez. Hafızalı daktilo makinelerine bile alışmam ne kadar uzun sürmüştü. Ama bu...., bu hepsinden farklı. Ne kadar yararlı olduğunu biliyorum. Günlerce sürmesi gereken hesaplarımı bir çırpıda hallediyor, bu doğru. Beni karmakarışık işlemlerin arasından sıyırıyor, bu da doğru. Tanıdığım ilk bilgisayar bütün bir odayı dolduran bir sistemdi. Sistem odasına her girişimde bütün organlarımın manyetize olduğu duygusuna kapılırdım. Gerçek değildi elbet, ama bir süre sonra punch kartları hazırlamak için kullandığım sağ kolumda, gittiğim tüm doktorların nedenini bir türlü bulamadıkları bir ağrı başladı. Sinirsel deyip geçtiler. Ama ben, içten içe kendisinden hoşlanmadığımı anlayan sistem tarafından cezalandırıldığımı düşünüyordum.