AMERICAN GLADIATORS

Aslında bu yazıya "Şiddet insanoğlunun doğasında bulunan bir şeydir. İşte bu oyunda da...." gibi klasik bir cümleyle başlayabilirdim. Ama bunu yapmayacağım. Bunun sebebi bu oyunun bunu hak etmesi değil, sadece bu tip şeyleri yazmaktan benim bile sıkılmış olmam. Evet yazıyı okumaya başlayıp buraya kadar geldiğinize göre, hepiniz bir oyun açıklaması okuduğunuzu biliyorsunuz. Zaten üst köşede de yazıyor. Bilmediğiniz, benim finallere çalışıyor olmam gerektiği. Şu saatlerde yazı yazıyor olmama ve de bunun çok hoşuma gitmesi. Neyse, konuya girelim. Pazar günü televizyonun dayanılmaz çekiciliğine kapılanlar, bir ihtimal "American Gladiators" programına rastlamışlardır. Programı bilenler bir alt paragrafa geçebilir. Bu program bir yarışma programı. Fakat bu yarışmaya katılanlar, genelde sportif açıdan oldukça nitelikli. Profesyonel olarak ilgilenmeseler de, pek çoğu vücut geliştirme, atletizm, Amerikan futbolu gibi alanlarda iyi olan tipler. Yarışmaya katılanlar görünüşte oldukça tehlikeli ve kırıcı olan (mesela sopayla dövüş) oyunlarda kendilerini kanıtlamaya çalışıyorlar. Tabii ki ciddi zararlara karşı pek çok güvenlik önlemi alınıyor. Yarışmacılar birbirleriyle sadece puan yarışı yapıyorlar, oyunlarda karşı karşıya gelmiyorlar. Oyunlarda rakip olarak tecrübeli ve güçlü profesyonel gladyatörler var. Bunlara karşı alınan puanlara göre yapılan bir ufak turnuva sonucunda, birinci belirleniyor.

Oyun bu yarışmanın tamamen aynısı. İlk başta bu profesyonel gladyatörlerin tek tek digitize fotoğraflarıyla beraber kısaca özellikleri maalesef her seferinde ekrana geliyor, yani bunu seyretmek zorundayız, başka kurtuluş yok. Tabii oyunun ilk disketinde sadece bunların olduğunu düşününce, insan disketine kıyamayıp seyrediyor. Bundan sonra karşımıza çıkan menüden "head to head" seçeneği ile iki kişi karşılıklı yarışmayı seçebilir, "tournament" ile de bilgisayar tarafından kontrol edilen diğer oyuncuların da bulunduğu bir turnuvaya katılabiliriz. Bunlardan birini seçtikten sonra, sıra cinsiyet seçimine geliyor. Zaten oyunda kadın ve erkek gladyatörler mevcut ve bu seçime göre onlarla karşılaşıyoruz. Burada erkek için "male", kadın için "female" seçin. Bundan sonra adımızı yazıyor ve oyuna başlıyoruz. Ufak bir hatırlatma: Menüler iki porttaki joysticklerden de kontrol edildiğinden, eğer mouse'unuz takılıysa seçimlerde size oldukça sorun çıkarır.

Her oyunun başında o oyunun adı, kimlere karşı oynayacağımız (gladyatörler) bize yazılarla bildiriliyor. Toplam 7 oyun var. Her oyunun sonunda o ana kadar kaç oyun oynadığımız ve aldığımız toplam puan da bize bildiriliyor. Şimdi gelelim oyunlara:

ASSAULT: Bu oyun bir savaş oyunundan fırlamış gibi görünüyor. Oyundaki gladyatörün elinde basınçlı hava ile tenis topları atan büyük bir silah var ve yarışmacıya göre yüksek bir yerde duruyor. Tam üstünde ise bir hedef var. O yarışmacıyı vurmaya çalışırken, yarışmacı etrafta bulunan ve içlerinde çeşitli silahlar bulunan siperlerin birinden diğerine koşuyor ve gladyatörün arkasındaki hedefi bu silahlarla vurmaya çalışıyor. Oyunda da aynı böyle. İlk önce alanı yukarıdan görüyoruz, en ilerdeki gladyatör bize ateş edip duruyor. Biz adamımızı ateşlerden kaçırıp ekranda kutu gibi gözüken siperlerin arkasına getiriyoruz. Burada ateşe basınca görüntü değişiyor, adamımızı arkadan görmeye başlıyoruz. Siperdeki silahı kullanarak ilerideki gladyatörün üstündeki hedefi vurmaya çalışıyoruz. Sırayla önce birinci, sonra ikinci oyuncu yarışıyor.

JOUST: Bence en zevkli bölümlerden biri. Uçlarında kalın ve yumuşak yastıklar bulunan, yine kendileri de pek sert olmayan sopalarla, iki tane yüksek platformun üstünde kapışıyoruz. Adamları, tıpkı diğer dövüş oyunlarında olduğu gibi yandan görüyoruz. Karşı tarafa indirilen her darbede gücü biraz azalıyor, tabii bizim için de aynı şekilde. Ayakta kalan kazanıyor. Robin Hood'daki nehir sahnesini hatırlatıyor. Yalnız gladyatörleri yenmek oldukça zor.

HUMAN CANNONBALL: Gladyatörlerin en çaresiz olduğu bölüm herhalde bu. Kurban yani gladyatör yerden oldukça yüksek ufacık bir platformun üstünde duruyor ve elinde kendisini darbeden korumak için büyük bir yastık tutuyor. Biz ise gladyatörden biraz uzakta, daha da yüksekteyiz. Elimizde bir ip var. Düdük sesi duyulduğunda başlayabiliriz demek. İpe asılarak kendimizi aşağı bırakıyoruz, gladyatöre doğru hızla uçarken, ayaklarımızı öne uzatıyoruz. Amaç: onu platformdan aşağı yıkmak. Oyunda bu sahne yandan gösteriliyor. Yukarıda iki boş kutu var. Ateşe ilk bastığımızda, biri kırmızıyla dolmaya başlıyor, ikinci basışımızda bu duruyor ve ikincisi dolmaya başlıyor. Üçüncü basışta adam kendini aşağı bırakıyor. Eğer buradaki kırmızı kısımlar aynı boydaysa, gladyatöre isabet ettirebiliriz demek. Ve eğer bunlar yüksekse, isabet boşa gitmeyecek, gladyatörü yıkacağız demek. Aksi takdirde, gladyatör vurmamamıza rağmen aşağı düşmüyor ve bize darbenin çok yavaş olduğu bir yazı ile belirtiliyor.

THE WALL: Bu bölümden itibaren oyunları iki yarışmacı aynı anda oynuyor. Burada adamı arkadan görüyoruz. Önünde bir duvar var. Bu duvara, üzerindeki delikler yardımıyla tırmanmaya çalışacağız. Yalnız duvarın tamamında delik yok. Bu yüzden yer yer sağa-sola kaymamız gerekiyor. Bunu ateşle beraber joystick'i sağa-sola çekerek yapabilir, adamımızı deliklerin olduğu taraflara geçirebiliriz. Yalnız bu oyunda bütün oyunlarda olan zaman engelinden başka, çok büyük bir engel var. Tırmanmaya başladıktan bir süre sonra bir gladyatör çok hızlı bir şekilde arkamızdan tırmanmaya başlıyor ve yakaladığı anda bizi aşağı düşürüyor. Bence pek eğlenceli bir bölüm değil.

ATLASPHERE: Bu bölümde büyük bir alandayız. Aynı sahada rakip yarışmacıyla beraber iki de gladyatör var. Fakat hepimiz dev demir küreler içindeyiz. Sahada ayrıca ortasında bir çukur bulunan ufak tepeler var (bir yanardağ gibi). Amaç, bu küreleri yuvarlayarak o çukurlara sokmak. Küre çukura oturunca ufak bir patlama sesi geliyor ve biraz duman çıkıyor. Tabii küre buradan yuvarlanıp gidiyor. Amaç verilen zaman içinde bunu yapabildiğimiz kadar çok yapmak. Tabii gladyatörler bize çarpa çarpa yolumuzu saptırıyor, bizi engelliyorlar. Ayrıca bu tepeciklere çıkabilmek için hızlı olmak gerekiyor ve gladyatörler çarpınca yavaşlıyoruz. O ana kadar kaç kere yapabildiğimizi ekranın üstünden öğrenebiliriz.

POWERBALL: Daha önce TV'de birkaç kere seyrettiğim bu bölüm, basit ama eğlenceli. Rakipler yine gladyatörler ve biz hep beraber oynuyoruz. Bu sefer sahada iki sepet dolusu top ve birçok boş sepet var. Amaç topları alıp sepetlere atmak. Gladyatörler, bizi yere yıkmak suretiyle elimizdeki toplardan mahrum bırakabilir. Bu durumda yeni bir top alıp oyuna devam etmek gerekiyor. Yalnız dikkat etmemiz gereken nokta, topu her seferinde başka sepetten almamız gerekmesi. Attığımız top sayısını yine ekranın üstünden öğrenebiliriz.

ELIMINATOR: Son bölüm zevkli olabilir, ama bence yine de sona sıkıştırılmakla iyi edilmiş bir bölüm. Aslında konusu çok iyi:

Aşırı engelli bir koşu. Bunda, iki yarışmacı aynı ekranda alt alta gösteriliyor. Yarışa klasik bir "Joystick'i sağa sola sallama" hareketiyle başlıyoruz. Joystick'lerin ağladığını duyar gibi oluyorum. Biraz koştuktan sonra bir tepeye tırmanıyoruz, yalnız adamımız tabanları yağlıymış gibi yukarı doğru yol alamamakta ısrar ediyor. Sonra makara gibi bir alete tutunuyoruz, böylece alttaki boşluğun üzerinden karşıya geçiyoruz. Burada ilerleyebilmek için joystick'i aynı tempoyla çevirmek gerekiyor. Sonra dikkatlice sallanan kum torbalarının arasından geçiyoruz. Eğer burada kum torbaları bize çarparsa bir yaprak gibi yavaşça aşağı süzülüyor, daha sonra ipe kadar koşuyor, ipten yukarı çıkıyoruz. Biraz daha koştuktan sonra yine çevirme hareketiyle ipe tırmanıyoruz. Bundan sonra bir makara yardımıyla telden aşağı kayıyor, sonra klasik bir engelli koşuda olduğu gibi koşarken engellerin üstünden atlıyoruz. Karşımıza çıkan son engel, elindeki yastıkla karşımıza dikilmiş kararlı gladyatör. Onu da geçersek, finish'e geliyoruz ve bilgisayara karşı oynadığımız zaman onun çoktan gelmiş, kahvesini içerek dinleniyor olduğunu görüyoruz (Böyle bir animasyon olmaması hayal gücümüzü sınırlamaz.). Bu bölümü şimdiye kadar okuyanlar güzel olduğunu düşünebilirler, ama bölümdeki rezalet animasyonlar bütün bölümü batırmaya yetiyor. Adam çok anlamsız hareketler yapıyor, gülünç bile denemeyecek kadar kötü animasyonlar var. Bu bölümle ilgili tek iyi şey, adının "Overkill"in "Elimination" şarkısını hatırlatması. Geldik son karara; sanık ayağa kalk. Evet, bu oyun bana bir ara başlayan "Games" furyasını hatırlattı. Eskiler "Caveman Ughlympics"i, "Bar Games"i, "Knight Games"i hatırlarlar. 64 zamanında bu tip oyunlar çok tutuluyordu. Bu oyun o tipin iyi bir örneği. Amiga'da böyle şeylere cidden ihtiyaç var. Yalnız 3 disk olması, hele bir de ilk diskte sadece birkaç resim olduğunu düşününce, oyunu biraz düşürüyor. Pekçok kişinin TATİLE GİRDİĞİ (satırlarımdan dökülen kıskançlık için özür dilerim.) şu günlerde, vakit geçirmek için ideal. Kısaca, alın. Haa bu arada söyleyeyim de içimde kalmasın: oyunda "practice" (sadece bir bölümü öğrenmek için oynama) seçeneğinin olmaması çok kötü bir şey. Bence yani. GAMETEK/3 DİSKET/512 K

SES.................................. : %65 GRAFİK .......................... :%68 OYNANABİLİRLİK.......... : %73 GENEL............................. : %68