ENİS FOSFOROĞLU: Bir Gönül İşi Olduğu İçin, Tiyatro Tutkunuyum...
Retro bilgisayarSÖYLEŞİ ENİS FOSFOROĞLU: Bir Gönül İşi Olduğu İçin, Tiyatro Tutkunuyum...
1948 yılında sanatçı bir anne babadan doğdum. Taksim İlkokulu, Galatasaray Lisesi ve Ankara Devlet Konservatuvarı tiyatro bölümü yüksek kısmını bitirdim. 1970 yılında Devlet Tiyatrosu'nda profesyonelliğim başladı. 7 yıl çalıştım. 1977 yılında istifa ettim. 1980 yılında İstanbul'a geldikten sonra özel tiyatromu kurdum. 1980'den beri bir süre salon problemleriyle boğuşarak, Kadıköy yakasında özel tiyatromu sürdürmekteyim. Önce ekonomik şartlardan dolayı aşk mektubu ve şiir yazarken radyoya skeç yazmaya başladım. Bu tarafım öyle başladı ve gelişti. Yine 15 yıldır, radyoya televizyona skeçler yapıyorum. Radyo oyunları çevirdim. Televizyona "Siz Olsaydınız Ne Yapardınız", "Stüdyo 1", "Yoksa İzahı İşte Mizahı", "Müzik Mizah Forum" ve son olarak "Karşı Karşıya" ve Teleon'da "İşte Karşı Karşıya". Oğlunun bilgisayar ve özellikle Amiga tutkusuna cevap vermeye çalışan, genel anlamda klasik, fakat çağdaşlığı gençlerle birlikte yaşamayı seven bir Enis Fosforoğlu var. Kızım programımda sunuculuk yapıyor, onun da yayıncı olarak yetişmesini düşünüyorum. Medya dünyasına çok önem veriyorum. Bir gönül işi olduğu için ekonomik yanını hiç düşünmeden gerçek bir tiyatro tutkunuyum. Ve esas mesleğim tiyatro. Daha genç kitlelere seslenebilmek için televizyonculuğu uzun yıllardır sürdürmekteyim. Yaptığı işleri bir profesyonel gibi yapmaya çalışan, ama ruhunda bir amatörlük taşıyan bir sanatçıyım. Gençleri yetiştirmeyi seviyorum, zaman zaman kurslar açtım. Şu anda Üsküdar Belediyesi tarafından "Altunizade Kültür Merkezi" adı altında açılan tiyatroda ilk biz "Kanlı Nigar 90" oyununu sergiliyoruz. Hayatı koşturarak dolu dolu yaşıyorum.
Bize olumlu ve olumsuz yanlarıyla Enis Fosforoğlu'nu anlatır mısınız?
Bence fazla duygusal olmam en büyük olumsuzluğum. Olaylara mantık çerçevesinde yaklaşılmasını bildiğim halde duygusal yaklaşırım. Ani sinirlenirim, çok çabuk sinirimi unuturum. Bu çağda bu kadar duyguya yer olmadığını biliyorum. Ama ben daha başaramadım.
Enis Fosforoğlu'nun en büyük keyfi nedir?

Çocuklarla geceleri şamata yapmak en büyük keyfimiz (Şamata, şamatanın kısaltılmışı). Bu şamatanın üzerine Eren'in çok maharetle oynadığı Amiga oyunlarına katılmak da geliyor. Ondan sonra teknolojiyi bırakıp vücut gücüne bağlı kareteler yapıyoruz. At yarışlarına gitmeyi de seviyorum. Bir de program yetiştirmece zorunluluğu olmazsa keyfine yazı yazmayı çok seviyorum. Sanatın dışında uğraşınız var mı?
Vaktim yok. Tiyatroculuğun dışında yazarlığı da deniyor, oynadığım oyunların tümünü ben yazıyorum. Bunun yanısıra arkadaşları yönetiyorum. Sanatçılığım dışında bir şey yapmıyorum, yapamam da herhalde.
Tiyatro tutkunuzun geçmişi ne kadar eskiye dayanıyor?
Annem Mualla Fırat, babam Renan Fosforoğlu Şehir Tiyatrosu sanatçılarıydı.
Onlar beni çocukluğumda hayvanat bahçesi yerine tiyatro kulislerine götürürlerdi. O kulis tozunu yutmak iyi bir şey değildir. Bu işi yapmak için eğitimin şart olduğuna inandığımdan okuluma devam ettim.
Tiyatro, ne yazık ki şu anda geniş kitlelere seslenemediği için çağ dışı kalmış gibi görünüyor. Oysa tiyatro insan insana, vücut vücuda, sihir sihre, göz göze yapılan ve hiçbir zaman modası geçmeyecek olan bir sanattır.
O tiyatronun sihri beni çarpmıştır. Çünkü insana yönelik insan sevgisiyle ve insanları gözlemesiyle ilgili bir sanat.
Önemli olan tiyatroyu insanın yaşam biçimi haline getirebilmesi.
Herkesin tiyatrocu olması şart değil, ama tiyatrocu kadar iyi diksiyona sahip olmak, insanları tanımak, hayatı gözlemlemek de çok önemli.

SÖYLEŞİ

Biz bir ara drama dersleri konmasına çalışmıştık. Belki Amiga bilgisayarla ileride böyle programlar yaparız. Batıda drama dersleri var. Çocukların okullarda seçmeli olarak seçtiği avukat ya da doktor olacaksa, bu drama dersleri onlara faydalı oluyor. Belki ileride Amiga'ya programlarız herkes evinde tiyatro öğrenir.
Enis Fosforoğlu'nu kim güldürür? Çok ani şeylere gülerim, biçimsel güldürüleri sevmiyorum. Biçimsellik bana çağdaş gülmece gelmiyor. Batılılar artık durum komedisine gülüyor. Benim oyunculuk anlayışımda da o var. Hayatın sanatlaşması, terslikleri ekrana getirilmiş şekline gülüyorum. İnsanı anlatan tiplemeler ve insan dışı tiplemelerine gülmüyorum.
Bugünkü gençliği nasıl buluyorsunuz? Bugünkü gençliği biraz çeşitli buluyorum. Ulaşabildiğim ya da bana ulaşan öyle bir gençlik var ki, son derece çağdaş, bilgili, esprili, işte böyle gençlerle buluşuyorum. Ama bir gençlik var ki, şamata. Bu da gençliğin bir başka grubu. Eğitim yokluğu yüzünden, sanat sevgisi verilememiş.
Sanatta, tiyatroda ya da doğru yaşam biçiminde buluşamayan gençlik var ki, onları da kınamıyorum. Çünkü belli bir kültür politikası almamış yıllarca. Okullarda doğru yaşam politikası öğretilmiyor. İşte doğru yaşama biçimini önce çocuğa veren bir eğitim sistemi lazım.
Tiyatro tutkunu olan gençlere ne öğütlersiniz?
Tiyatro tutkunu olan gençlere, tiyatronun çok zor olduğunu söylerim. Keşke olmasalar daha iyi derim. Ama, mutlaka olmak istiyorlarsa onlara da yardım ederim. Gerçekten yaşamını adama mesleği. Özellikle ülkemizde çok para, hemen şöhret vaat etmeyen çileli bir meslek. Çünkü "artiz" olmak değil tiyatrocu olmak, bütün albenisine karşılık zordur. Her şeye rağmen olmak isteyenlerin de duygusunu eğitimle geliştirmesini, duygusuyla tekniğini birleştirmesini, bol gözlem yapmasını ve çok okumasını tavsiye ederim. Konservatuvara gitmesini, gidemezse kendi başına bir eğitim çerçevesi içinde yetişmesini öğütlerim. Artık tiyatro "iki kalas bir heves" değil. Gönül koyması şart.
Sizin başarınızın sırrı nedir? Belli bir çizgi tutturdum, prensiplerimden ödün vermedim. Aşırı şöhret ya da aşırı maddiyat uğruna inandığım şeyleri değiştirmedim.
Her şey bana biraz geç geldi. Ben 17 yaşımdan beri aynı çizgide bir Enis Fosforoğlu'yum. Ama hep maraton koştum, 100 metrelik koşanları düşünmedim. Çok parlak 100 metre koşup nefesim tükeneceğine hep iyi şeyler yapıp maraton koşmayı yeğledim. Hâlâ da koşuyorum. Ve bir çıkış bir inişle bu piyasadan sahte bir kuyruklu yıldız gibi geçmek yerine bu piyasada doğru ışık veren ve hep var olan bir yıldız olmayı denedim.
Özel yaşamınızla iş hayatınızı nasıl ayırıyorsunuz? Ayırmaya çalışıyoruz, eşimin basında fotoğraflarını göremezsiniz. Benim işlerimin gizli kahramanı kendisidir. İdari işlerden pek anlamadığım için o konuda tek sorumludur. Eren ve Seren çok özel, efendi çocuklardır. Hem esprili hem de saygılıdırlar. Kendi kendilerini iyi yetiştiriyorlar. Biz onlara belli bir sınır çizmedik. Bir de Amiga bilgisayarların hayatımıza girmesi olumlu sayılırsa çocuklarımıza yeni bir heyecan getirdi.
Eren'in hayatında Amiga'nın çok önemli bir yeri var. Arkadaşına bile gitse elinde disketlerle gider.
Amiga'nın, çocukları yalnızlığa ittiği söylenir, ben buna katılmıyorum. Şöyle ki, eğer çocuğun hayatında ilgili, sevgi dolu bir anne baba yoksa, bilgisayar onu esir alıyor. Eren'in hayatında birçok şey varken bilgisayar da var. O yüzden bizim için böyle bir tehlike söz konusu değil. Çocuğun yerine koyacağı bir şey yoksa, bilgisayarla birbirlerini esir aldıkları doğru. Ama bunu dengede tutmak için çocuğu birinin sevmesi, belli ilgi odakları lazım. O zaman hayatında bilgisayar bir güzellik olarak devam eder.
Dergimizi katı bir şekilde eleştirip, Amiga bilgisayarla yaptıklarınızdan söz eder misiniz?
Derginizin beğenmediğim yanı, Eren'in ummadığım anda benden dergi ve disket masrafı olarak 50.000 Lira para istemesi. Tabii bu işin esprisi. Eren'in başardığı işleri izlemek büyük keyif. Oradan Eren söze girip biz ne kadar eleştirmesini istesek de, büyük bir kararlılıkla dergimizi bol bol övüyor. Yalnız oyun açıklamalarının biraz daha basit dille ve tam çözüm olarak yazılmasından yana. Teşekkürler Eren, teşekkürler Enis Fosforoğlu...
