Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 25
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 24
Belki de dünyanın her yerinde ve her yaşta insanın tanıdığı bir sanat olan animasyon (canlandırma), çeşitli nedenler yüzünden ülkemizde yeterince ciddiye alınmamakta. Bunun nedenleriyle kafanızı meşgul etmeye niyetim yok. Nasılsa siz de bir gün bir yerde farkına bile varmadan bu işin içine düşüvereceksiniz. Benim bahsetmek istediğim konu, seyrederken oldukça basit gibi görünen bu çizimlerin arkasındaki dev dünya. Artık herkes biliyor ki bir saniye için 24 resim çiziliyor. Ne yazık ki biz animatörler bütün dünyaya çizdiklerimizi seyrettirmemize rağmen, çizgi film hakkında yalnızca bunu öğretebildik: "24 KARE" ve ardından o acımasız, yumruk gibi çarpan soru: "HEPSİNİ TEK TEK Mİ ÇİZİYORSUNUZ?" Kafasından bu soruyu geçiren her insanoğluna tek yanıt: "EVET". Son yıllarda bilgisayar denilen nesne icat olununca yeni bir evlere şenlik soru türedi. Evlere şenlik olan bilmediğini öğrenmek değil, "bilgisayar hakkında ben de bir şeyler bilirim" gibilerinden bazı havaları da (güya çaktırmadan) sokuşturması. Efendim, soru aynen şöyle: "ŞİMDİ SİZ BİR HAREKETİN BAŞINI VE SONUNU ÇİZİYORSUNUZ, BİLGİSAYARA VERİYORSUNUZ, (ne demekse bilgisayara vermek) BİLGİSAYAR DA ARALARINI ÇİZİP OYNATIYOR DEĞİL Mİ?" Aslında adam bir deha, hani ayıp olmasın diye "DEĞİL Mİ?" diye sorarak size de konuşma şansı tanıyor. Ve keyifle gözlerimin içine bakıyor. Cevap: İnanın bildiğim her şeyi son harfine kadar anlatmaktan zevk alan biriyim ama böyle sorabilen tiplere adımı söylemek bile işkence gibi. En üzücü olan yanı ise bu tip soruları okumuş, aydın ve animasyon çevresindeki insanların sorması. Bilgisayar konusunda okuyup öğrendiklerimin dışında her şeyi benden çok genç insanlardan öğrendim ve onlara büyük bir saygım var. Anlamadığım mesleği animasyon veya sinema olan pek çok insanın bilgisayar konusundaki inanılmaz tutucu tavırları ve gençleri yok saymaları. Evet gençler... Umarım kendinizi ispat etme hatasından yarasız beresiz kurtulmuşsunuzdur. Düşünün, insanlık tarihi boyunca olmayan bir teknoloji ve onun açtığı geniş kapı sizin avucunuzun içinde. Üstelik, Amiga ile hem ucuz hem de kaliteli olarak. Yapacağınız şu oyunlardan arada bir kafanızı kaldırmak. Evet kafanızı kaldırıp baktığınızda, karşınıza kullanımı oldukça kolay binlerce program çıkacak. Benim konum tasarım ve animasyon olduğu için kullanabileceğiniz bazı animasyon programlarından bahsetmeye çalışacağım. Canlandırma ve obje tasarımı ile ilgili programlar genel olarak iki biçimde karşımıza çıkarlar: 2D ve 3D yani iki boyutlu ve üç boyutlu. İki boyutlu animasyon programları daha çok paint (boyama) ağırlıklı olmak zorunda kalmış. Sebebi çizgi film tekniklerine mağlup olması. Her şeyden önce bir saniye için 24 kare resmin gerekli olması çizim aşamasını kağıda bağlı kılıyor. Daha detayı ise şöyle: Senaryonuzu tamamlayıp çizime hazır hale getirdikten sonra tipleri hazırlamak, hareketlerin uç resimlerini çizmek, sonrada aralarını tamamlamak gerekmektedir. Uç resimler ve ara resimler animasyonun doğru ve akıcı olmasını sağlayacağı için son derece hassas çizilmelidir. Bu aşamaya kadar ister istemez kaleme ve kağıda bağlı kalınır. Uç ve ara resimleri mouse ile veya tablet üzerinde çizmeye kalkmanın deveye hendek atlatmaktan farkı olmadığını çizenler bilir. Kalemle kağıttaki binlerce yıllık ilişkinin, mouse ve mousepad arasındaki oldukça tecrübeli olduğu kesindir. Ama çizgi filmin diğer aşamalarına sıra geldikçe klasik animasyon oldukça belirgin bir şekilde yerini bilgisayar teknolojisine teslim etmektedir. Hem de hızla. Nasıl mı; şöyle: Klasik animasyonda kağıt üzerinde biten çalışmalar kopistler tarafından şeffaf plastiklere çini mürekkeple kopyalanır. Kopist ne kadar yetenekli olursa olsun kopyalama sonucunda çizimler değer kaybeder. Daha sonra bu asetatlar ters tarafından özel boyalarla (bizde plastik boya ile) boyanır ve kuruduktan sonra 35mm kameralar ile kare kare filme alınır. Bu aşamalardaki sorunlar ise: Boyaların rengi tutmaz, karışım renkler oluşturmak zorunda kalınır, asetatlar çizilir ve patlama yapar, boyalar çatlar ve dökülür, çektiğiniz filmin yıkandıktan sonra nasıl çıkacağını bilmek oldukça zor, dur banyo kullanılmıştır renkler tutmaz. Dublaj ve montaj için ödeyeceğiniz paralar da ayrıca uykularınızı kaçırabilir. Oysa elinizin altındaki bilgisayarla bütün bu sorunlar tarihe karışmıştır. Kağıtla işiniz bittiği aşamadan sonra kamera veya tarayıcı ile resimlerinizi bilgisayara aktarabilirsiniz (yeterince harddisk ve ram şart) ve paint programları şimdi devreye girer. İki boyutlu animasyon programları içinde en iyisi kuşkusuz DPaint serisidir. Bu programla resimlerinizi animasyon haline getirebilirsiniz. En kolay iş o boyamak. Resimleri büyültüp küçültebilir, renkleri ile oynayabilirsiniz. Animasyonunuza geri plan koyabilir veya önüne yeni çizimler yapabilirsiniz. Yine animasyonunuzun hızını ayarlayabilir ve araya yeni resimler girebilirsiniz. Devamlı ve ping pong oynatımlar yapabilir, filminizin süresi ile oynayabilirsiniz. Animasyonunuzun hepsini mouse'unuzun ucuna takıp ekrandaki yerini değiştirebilirsiniz. En önemlisi ise animasyon olarak sakladığınızda çok az yer tutmuş olması. Bahsettiklerim DPaint'in animasyonla ilgili bazı bölümleri. Buna boya ve efekt menülerini de ekleyebilirsiniz. Bitmedi. Converter programları ile bütün bilgisayarlardan bilgi ve resim alabilir, hatta onların programlarını onların sistemleri ile kullanabilirsiniz. Müzik programlarıyla müzik, ses efektleri yapıp filminize yerleştirebilirsiniz. "İşte filmim bitti.." diyorsanız ister bilgisayarınızın show programlarıyla gösterebilir, isterseniz aktarıcılarla her türlü videoya kaydedip yarışmalarda veya TV kanallarında DPaint dışında Disney Animation Studio, PersonalPaint, PhotonPaint, DigiPaint, MacroPaint gibi boya ve animasyon programları hemen elinizin altında. Fakat pratikliği ve akla gelebilecek pek çok soruya cevap bulabildiği için DPaint benim her zaman tercihimdi.