Amiga Dergisi sayı 7, sayfa 26

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 26

< ( — 0) Sym > N iz Ö OC LL 0

Hepinizin de bildiği gibi daha önce Amiga Dünyası, 64'ler, Commodore gibi dergiler vardı. (Hiçbiri artık ilgi alanıma girmediği için farkında değilim ama şu anda hepsinin mefta olduğu kanısındayım). AMIGA'nın yazarlarının çoğu da, o ya da bu dergide yazarlık yapıyolardı. Fakat dergilerin patronları zaman geçtikçe herşeye burunlarını sokmaya başladılar. "O yazıyı öyle yazma böyle yaz", "Oraya o resmi koymayın", "Bu yazı olmamış bu sayıya giremez" cinsi laflara henüz alışılmıştı ki, patronlar olayı abarttı. "O pantolonun üstüne bi daha kırmızı gömlek giyme", "Dün akşam seni evden aradım yoktun, kimle sürtüyon?", "Bundan böyle dergiye smokinsiz gelmek yok", "Celal çek elini orandan" gibi özel hayatımıza çomak sokan konulara da değinmeye başladılar. Artık herkesin canına smack etmişti. Oturuldu, konuşuldu, anlaşıldı, hesap kitap yapıldı ve sonunda tüm zamanların en iyi yerli Amiga dergisi piyasaya sürüldü. Şimdi AMIGAnın ilk sayısından bugüne kadar yaptıklarına bir göz atalım:

ŞUBAT'93: Derginin çaydanlık ve takvim yapraklarından sorumlu elemanı Yağmur'un dalgınlı-

© ği nedeniyle unutulan yılbaşı, Şubat'ın ortasında derginin ilk sayısıyla beraber kutlandı. Derginin ilk sayısı yok sattı, bu nedenle kutlamalar ay sonuna kadar yurdun dört bir yanında devam etti. Nazilli'de yapılan kutlamaların birinde bir vatandaşımızın yaralanması nedeniyle dergide kurban kesildi, üzülündü(?). Derginin editörü Ersen, sokakta yolunu keserek kendisinden imza isteyen dergi okurları tarafından tanınmamak için gözlerini kapatarak yürümeye çalışırken düşerek burnunu kırdı. Bu olay bütün dergi bir üzüntüye boğdu.

MART'93: Dergiye gelen okur mektupları ve telefonlardan, aylık bir derginin ay ortasında değil, ay başında çıkarılması gerektiği öğrenildi. Buna rağmen "Pireyboy da geç çıkıyo ama herkes alıyo" zihniyetiyle kimse rahatinı bozmadı. Derginin başındaki "Editör'den" yazısına yanlışlıkla Ersen'in amcasının fotosunun koyulduğu geç de olsa farkedildi, rezillik çıkmasın diye olay karambole getirildi ve her sayıda aynı fotoğrafı yayınlama kararı alındı. Şubat ayındaki kutlamalar sırasında köşedeki bakkala kirbit almaya giden Yağmur geri döndü. Alo Amiga yayın hayatına başladı. Şubat sayısında dergide Probis reklamı olmadığı farkedildi, en kısa zamanda dergiye Probis reklamı almak için çalışmalara başlandı. Dergideki tek çay kaşığının yaklaşık otuz kişiye yetmemesi nedeniyle dergide huzursuzluk doğdu. "Amiga Dergisi çay kaşığı krizi"nin başlaması bu dönemlere rastlar. Mart ayındaki önemli olaylardan bir başkası ise, derginin Ankara temsilcisi Can Yalçın'ı dergiden hiç kimsenin tanımadığının ortaya çıkmasıydı. Daha sonra, Ersen'in bir gece bir balık lokantasında Can'la tesadüfen tanıştığı, rakı muhabbetinin sonlarına doğru sarhoş olarak, Can'a Ankara temsilciliği verdiği anlaşıldı. Can Yalçın'ın esas mesleğinin kaportacılık olduğunun öğrenilmesi de ayrı bir üzüntü kaynağı oldu.

NİSAN'93: Dergiye bu sayıda da Probis reklamı koyulamadı, ama bu durum Tifani Tomato reklamı alınarak telafi edildi. 1 Nisan gününün anlam ve önemini belirten çeşitli etkinliklerde bulunuldu. Yağmur, Fredi Krugır'a benzeyip dergidekilere şaka yapmak için suratına kezzap dökünce hastaneye kaldırıldı. Ersen, derginin gittikçe daha çok geciktiğini okurlara unutturup onları oyalayabilmek için "Aaa bak kuş, bak tren geçiyo bak bak" gibisinden açılış yazıları yazmaya başladı. Tolga Kikof'ta penaltı atmayı öğrendi. Bu sebeple dergide ilkokullardaki okuma bayramları benzeri bir tören yapıldı. Ayrıca bu ay da dergiye ikinci bir çay kaşığı alıp almama konusunda görüşmeler yapılmasına rağmen bir sonuç alınamadı. Celal'in dayısının yakın bir arkadaşının teyzesinin yeğeni sünnet oldu. Celal sünnet düğününde çektiği fotoğrafları dergide yayınlamak için israr edince Ersen'le araları bozuldu. Vere konuşunca ömür boyu görüşmeme karari aldılar. Dergiye en çok zırtpırt mektup gönderen okurlardan biri olan Fatih Ayla dergiyi ilk defa Nisan ayında ziyarete geldi ve dergiye editör olmak istediğini söyledi. Biz de ona eşantiyon olarak bir Amiga dergisi tarağı verip yolcu ettik.

MAYIS'93: Sonunda dergiye Probis reklamı alınabildi, hatta kapak içine alındı. Bu olay bütün dergide bir bayram havası estirdi. Dergi 80 sayfaya çıkarıldı, fakat ilk Probis reklamının yarattığı mutluluk yüzünden bunun üstünde pek durulmadı. İneksesi köşesi ilk defa yayınlandı. Zaten nasıl Ankara temsilcisi olduğu bile anlaşılamayan Can, utanmadan bir de kız arkadaşına dergide yazı yazdırmaya başladı. İlk başlarda dergiye yazmak istemeyen Nilgün, Can'ın "Aaa, olur mu bak ben de bilmiyom ama yazıyom" şeklindeki ısrarlarına dayanamayarak dergiye katıldı.

Dergiye ilk gönderdiği yazı aslında bir pastırmalı kuru fasulye tarifiydi, fakat Ersen buna kesinlikle karşı çıkınca mecburen film, kitap tanıtımı vb. gibi konulara yöneldi. Mayıs ortalarına doğru Yağmur hastaneden çıktı. Suratı yandığı için hastaneye kaldırılan Yağmur'un karnında makas unutulması dikkat çekti.

HAZİRAN'93: Mayıs ayında dergide çıkan Probis reklamının derginin kalitesini ve tirajını büyük ölçüde arttırdığı konusunda görüş birliğine varıldı ve Haziran sayısında da kapağın İçine Probis reklamı alındı. Kültür Bakanlığına her ayın ilk Perşembe gününün Probis bayramı olarak kutlanılması konusunda başvuruda bulunuldu. Bakanlık bu öneriyi pek ciddiye almasa da dergi bünyesi içinde her ayın ilk Perşembe günü Probis bayramı olarak kutlanmaya ve şenlikler yapılmaya başlandı. 25 Haziran günü ise hayatımın dönüm noktasıydı. Gece 2:00 sıralarında Lars'la tanıştım. Hani şu Metallica'nın bateristi Lars. Lars Ulrich yani. Bana sarıldı. Fotoğraf çektirdik. Konuştuk falan. Elimi tut- * tu... Hihohaha... Ekiki... 25 Haziran saat 21:00 gibi Metallica hemen önümde çalıyodu... Metallica ya, hani şu bizim Metallica. Uç saat falan çaldılar. Hemen önümde... Hahaha... hıhaaahaa.. Konser bitince tertemiz beyaz gömlekli amcalar geldi. Hep beraber bisürü odaları olan biyere gittik. Beni de bi odaya koydular. Lars beni ziyarete gelicekmiş oraya. Hıhohaha...

TEMMUZ-AĞUSTOS'93: Lars hala gelmedi. Belki de bir işi çıkmıştır. Gelicek dil mi?... Metallica... çay kaşığı... probis... Lars... hehe................

MERT TÜNAY

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.